Yazar: 8:06 pm Kültür-Sanat

Persepolis: İran’da kadın olmak

İran’da son günlerde olan gelişmeleri hepimiz duyduk; protestolar, haklarını koruma mücadelesi veren insanlar ve bunun ardından gerçekleştirilen idamlar ve internet kesintileriyle birlikte iletişimin kopartılması. Olaylar, İran’ın rejim değiştirmesinden itibaren mi vardı yoksa daha sonradan mı hak mücadelesi başladı? Bu olayların aslında nasıl başladığına ve geliştiğine değinen ödüllü bir yapım olan Persepolis filmi hakkında değerlendirme yapacağız.

Her şey nasıl başladı?

Persepolis” küçük bir kızın hikayesiyle başlayıp kadın olma sürecine doğru ilerlerken kendi yaşadığı toplumun gerçeklerine değinen ve aslında rejim değişikliklerinin ilk başta eğitimle başlayıp normal olarak lanse edilmesi ile kabul görülmesini sağlanarak zamanlasiyasi bağlar aracılığı ile de halka baskı yoluyla uygulanmasını animasyon ile anlatan etkileyici bir yapım.

Şah döneminde verilen mücadeleler ile başlayan film, şah döneminin ardından başlayan Irak-İran savaşı ile yeni gelen hükümetin getirdiği baskılarla, halka empoze edilen kadın odaklı, ahlak kisvesi altındaki siyasi dindarlık uygulamalarının baş göstermesi ile yeni dönemine başlamış oluyor.

Filmde özellikle toplumun da bu durumu ve baskıyı benimseyip ahlak bekçiliği yapan bir kesimin çoğunluk olduğuna da vurgu yapılıyor. Başörtüsü takmanın ahlak olduğu, takmayanın ise ahlaksız olduğu veya azıcık bir saç gözükmesinde bile sapkın ithamlar kullanmaktan çekinilmediği ahlak adı altında; ahlaksız zihniyetin düşüncelerini susturmak için kapanma baskısı yapıldığı bir düzen oluştuğu, bence vurgulananlar arasında.

Görsel kaynak: imdb.com

İnsanlar hiç mi mücadele etmiyordu?

Filmde ayrıca insanların bu durumlarla baş etmek için kendi aralarında gizli partiler yaptığı ve sanatçıların kasetlerini dinlemek için bile merdiven altı alışverişler yaptığı gösterilmekte. Bana en çarpıcı gelen kısım kadınların birbirine ahlak bekçiliği yapmasıydı. Kendisi o düzeni benimsediği için benimsemeyen başka bir kadına baskı yapmak ve mutlu olmasını engellemeye çalışmak yapılabilecek en büyük zorbalık ve kötülüklerden birisidir bana göre.

Kadınların çoğu yerde söz haklarının eşleri yanlarındaysa olduğu, yoksa söz hakkı bile verilmediği, her adımda yargılandığı, giydiği kıyafetten, söylediği sözlere kadar karışıldığı ve kadının metalaştırılarak erkeklere; “askerde şehit olurlarsa cennete gidecekleri” ve “orada kadınlar olacağı vaatleri ile anahtar verilmesi işlenerek şeriat sisteminin gerçeklerine damga vuruluyor.

Dini devleti yönetmek için kullanan sistemin ataerkil bir altyapı oluşturarak kadınların özgürlüğünü elinden alması ve filmdeki ana karakterin aynı zamanda filmin esinlenildiği çizgi romanın yazarı Marjane Satrapi’nin hayatında yaşadığı zorlukları da içtenliği ile yansıtması eseri etkileyici bir yapım haline getiriyor.

Marjane’nin kendi mücadelesi

Filmde, savaş zamanında yaşanan zorluklarla birlikte hükümete karşı olan komünist bireylere uygulanan yaptırımlarla, özellikle kadın komünistlerin idam edilebilmesi için bakire olmaması gerektiği ve böyle bir durumda subaylardan biriyle evlendirilerek sonra idamın gerçekleştirildiğini belirten kısımda İslami yönetimde kadınların istemediği şeylere zorlandığı açıkça belirtiliyor.

Marjane ise bu kaos dolu ortamdan uzaklaşması ve koruma altında olması için ailesi tarafından gönderildiği Vyana da rahibeler tarafından, ufak çaplı da olsa; ırkçılığa maruz kalması üzerine kendi yolunda ilerlemeye karar veriyor ve kendisini yuvası gibi hissettiği, ait olduğu yeri ararken; aslında kim olduğunu çözümlemeye başlıyor. Tıpkı büyürken hepimizin yaptığı gibi: Kendisini keşfetmeye başlıyor.

Görsel kaynak: picturehouses.com

İran’lı olduğu için başka ülkelerde de ırkçılığa maruz kalan Marjane, yaşadığı yabancılaşmanın ardından ailesinin yanına geri dönmeye karar verir fakat evine dönmesine rağmen ailesinden yıllarca uzakta yaşamasından dolayı onların yanında da kedisini yabancı hissetmeye başlar. Bu sahne aslında toplumsal problemlerden kaçmaya çalışırken ait olduğu yerden de kopmak zorunda kalarak yeni bir düzen kurmaya çalışan bir sürü bireyin yaşadığı arayışa parmak basmaktadır.

1992 yılında üniversite eğitimine devam eden Marjane’nin eğitim aldığı esnada, kara tahtada Venüs’ün Doğuşu tablosunun sansürlendiği göze çarpmaktadır. Kadın vücudunun hala o yıllarda da namahrem sayıldığı ve baskıcı rejimin devam ettiği görülmektedir. Marjane ise girdiği her ortamda kadınlara yönelik yapılan kıyafet kısıtlamalarına sözleriyle bertaraf ederek hayatında değişikliklere yer vermeye başlamıştı. Aynı zamanda aşkı bulduğunu düşünerek ahlak polislerine yakalanmadan özgürce sevgilisiyle vakit geçirebilmek için evlenmeye karar verir.

Zamanla doğru kişi olmadığını anladığında, eşinden ayrılır ve ülkeyi terk etmeye karar verip ailesi ile son kez vedalaşır. Ardından İran’dan Fransa’ya doğru hayat yolcuğu başlar. Bu filmde de görmekte olduğumuz şey; özgürlükleri elinden alınan kadınlar, o özgürlüğe nasıl ve ne olursa olsun kendi ideallerine göre kavuşurlar.

Bu film incelemesi, yazarın kişisel görüşleri çerçevesinde yazılmıştır.

Görsel kapak: themagger.com

Visited 37 times, 1 visit(s) today
Close