Kadın futbolu, destek söylemlerinin en güçlü olduğu yerde bile, karar anlarında hâlâ ilk vazgeçilen olabiliyor. Sözle sahip çıkılan bu alan, pratikte çoğu zaman “öncelik” listesinde geriye düşüyor. Bugün anlatacağımız hikâye de tam olarak bunun üzerine.
Geçen hafta övdüğümüz yazımızla nazar değdirdiğimiz İngiltere’deyiz. Bournemouth kadın futbol takımı yeni yıla girmiş. Takvimler sıfırlanmış, 2026’ya girilmiş, enerji yüksek, herkes taze. Önlerinde FA Cup 4. turda Manchester City maçı var. Oyuncular haftalardır bu günü konuşuyor. Aileler, arkadaşlar, çocuklar, eşler… Kimi “o gün izin aldım” diyor, kimi “çocukları da getireceğim”. Yeni yıl kutlamaları yapılırken bile sohbet bir yerde mutlaka bu maça bağlanıyor.
Bu maçın önemi yalnızca rakibin büyüklüğünden değil. Karşılaşma, kulübün ana stadında oynanacak şekilde planlanmış durumda. Üstelik Bournemouth kadın takımının daha önce aynı statta oynadığı maçlarda, kadın futbolu adına dikkat çekici seyirci sayıları yakalandığı biliniyor. Yani ortada “nasıl olsa kimse gelmiyor” denebilecek bir tablo yok. Aksine, kulüp için kadın futbolunun görünürlüğü adına önemli bir eşik söz konusu.
Bir anonsla değişen planlar: Vazgeçilen kadın futbolu
Derken, bugünlerde ani bir anons geliyor. Yönetim, kadınların maçının ana stadyumda değil, daha küçük bir sahada oynanacağını bildiriyor. Gerekçeler net değil. Program yoğunluğu, lojistik, öncelikler… Tanıdık açıklamalar. Ama sonuç değişmiyor. Birkaç gün öncesine kadar herkesin plan yaptığı, ailelerin sözleştiği, oyuncuların zihninde sahnesini kurduğu o büyük maç, sessizce başka bir yere taşınıyor. Kimse çıkıp “kadın futbolu önemsiz” demiyor. Kimse açık bir karşı duruş sergilemiyor. Ama kararın işaret ettiği yer çok net: Vazgeçilen taraf yine kadın futbolu oluyor.

İstanbul’dan da tanıdık bir sahne
Bu tablo bize yabancı değil. Kendi futbol projemiz kapsamında, kısa süre önce İstanbul’daki köklü bir futbol kulübünün kadın futbol antrenman saatlerinde hem stadyumda hem de tesislerdeydik. Kadın futbolcular sahadaydı, antrenman devam ediyordu. Biz de kulüp yetkilileriyle görüşme halindeydik. Antrenman henüz bitmemişken ani bir karar alındı. Stadın, federasyon tarafından düzenlenen bir antrenörlük eğitimi için kullanılacağı bildirildi. Kadın futbolcular, antrenmanın ortasında apar topar küçük ölçekli ısınma sahalarına yönlendirildi. Terleri soğudu, ritimleri bozuldu, programları yarıda kesildi. Kimse bağırmadı, kimse tartışmadı. Herkes alışık olduğu bir refleskle yer değiştirdi. Çünkü bu ani vazgeçiş, kimseyi şaşırtmadı.
Sahası değişen maçlar, değişmeyen öncelikler
Bu iki örneği yan yana koyduğumuzda olay tek bir maç ya da tek bir antrenman olmaktan çıkıyor. Asıl mesele, bir ikilem oluştuğunda hangi tarafın “kolayca vazgeçilebilir” görüldüğü. Geçen hafta örnek gösterdiğimiz İngiltere’de bile hâlâ bu kadar temel yaklaşım sorunları yaşanıyorsa bu durumun yalnızca yerel alışkanlıklarla açıklanması zor. Bir yerde iki plan çakıştığında, eğer sürekli olarak vazgeçilen taraf kadın futbolu oluyorsa bu yaklaşım zamanla yerleşiyor. Ve yerleşen her şey normalleşiyor, artık bir problem olarak algılanmıyor. Bir etkene düzenli olarak maruz kaldığınızda doğal olarak bünye de buna alışıyor. Tepki gösterdiğinizde de çıkıntılık yapmış gibi algılanıyorsunuz.
Her vazgeçilen maç, her ertelenen antrenman, her “şimdilik böyle olsun” kararı; amatör seviyede bir kadın kulübünün daha bu alandan uzaklaşmasına yol açıyor. Bir kadın futbolcu adayının daha, bu alanı geçici ve güvensiz görmesine neden oluyor.

“Şimdilik böyle olsun”un bedelini kim ödüyor?
Verdiğimiz iki örnekten biri bu hafta İngiltere’de yaşanıyor, diğeri geçtiğimiz ay İstanbul’da. Üstelik ikisi de profesyonel düzeyde, köklü kulüplerin içinde gerçekleşiyor.
Şu soruyu sormak kaçınılmaz: Eğer on benzer durumda dokuzunda vazgeçilen taraf kadın futbolu oluyorsa bu alana gerçekten gönül vermiş bir kadın futbolcu adayına ne söylenmiş oluyor? Aslında söylenen şu: “On kat daha fazla çalışmalısın ki, belki bir gün tercih edilen taraf sen olabilirsin.” Bu ne kadar gerçekçi? Ne kadar sürdürülebilir? Ve ne kadar adil?
Vazgeçilmeyen bir alan olmadan kadın futbolu
Söylemlerde kadın futbolu alkışlanıyor, destekleniyor, görünür kılınıyor. Ama pratikte tablo çoğu zaman aynı: “Program değişti, sizi başka sahaya alıyoruz.” Kimsenin kötü niyetli olması gerekmiyor. Ancak iyi niyetle alınan bu kararlar, bir bütün olarak bakıldığında hâlâ neyin öncelik olmadığını açıkça gösteriyor. Ve işin can sıkan yanı, bu yaklaşım gayet normalleşmiş durumda.
Kadın futbolu, bu yüzden yalnızca desteklenerek değil; vazgeçilmeyen bir alan haline gelerek büyüyebilir. Aksi halde her kritik anda ilk gözden çıkarılan olmaya devam eder. Ve bir alan sürekli vazgeçilen konumdaysa orada kalıcı bir gelecek kurmak her geçen gün daha da zorlaşır.
Yazarın kişisel deneyimlerine dayanılarak oluşturulmuştur.















