Yazar: 6:46 pm Köşe Yazıları 1 Yorum

Kadın futbolu neden hâlâ yan hikâye olarak anlatılıyor?

Kadın futbolu, Türkiye’de çoğu zaman sahaya çıkan bir spor alanı olarak değil, iyi niyetli bir destek kampanyası gibi anlatılıyor. Haber dili, tanıtım metinleri ve hatta organizasyon çağrıları bile benzer bir yerden konuşuyor: “Biraz da onlar oynasın.” Peki gerçekten mesele bu mu?

Bir spor alanını sürekli desteklenmesi gereken bir “özel durum” olarak ele almak, onu baştan ana hikâyenin dışına itmek anlamına geliyor olabilir mi? Kadın futbolu neden hâlâ kendi başına bir spor başlığı olamıyor da yanına mutlaka bir parantez açma ihtiyacı duyuluyor? Bu yazıda biraz bundan bahsetmek istedik.

Yardım dili ne zaman sorunlu hale gelir?

Kadın futboluna yönelik destek çağrılarının büyük kısmı iyi niyetli ve değerli. Türkiye’nin birçok yerinde kadınların istihdamına katkı sağlayan, futbolu bir köprü olarak kullanan ve bunu yıllardır sosyal sorumluluk başlığı altında başarıyla yapan oluşumlar var. Ancak kendi futbol markamız özelinde baktığımızda, bu çağrıların sporun doğasına ait bir dilden değil, daha çok sosyal sorumluluk dilinden beslendiğini görüyoruz. “Onlar da oynasın”, “onlara da alan açalım” gibi ifadeler, farkında olmadan kadın futbolunu erkek futbol dünyasında geçici bir misafir gibi konumlandırıyor olabilir. Bir noktada bu yaklaşım; performansı, ölçümü ve sürekliliği ikinci plana itiyor. Oysa spor, özellikle futbol, tam olarak bu kavramlar üzerine kurulu.

Kadın futbolu performans temelli bir sistemin parçası olarak ele alınmadığında, yapılan her destek hamlesi kısa ömürlü kalıyor. Bir turnuva, bir etkinlik ya da bir kampanya bitiyor ve ardından eski sessizlik geri geliyor. Bugüne kadar yaptığımız görüşmelerde, özellikle kadın futbolcuların ve antrenörlerin bu konudaki düşüncelerinin bizimle büyük ölçüde örtüştüğünü gördük. Bu nedenle mesele “yardım edip etmemek” değil; baştan nasıl bir yapı kurduğumuz üzerinden şekilleniyor.

Yan hikâye olmanın bedeli: Kadın futbolu

Kadın futbolu yan hikâye olarak anlatıldığında, beklentiler de düşüyor. Başarı istisna, başarısızlık ise doğal kabul ediliyor. Bu durum sporcuların, antrenörlerin ve yöneticilerin üzerinde görünmez bir tavan yaratıyor. Daha da önemlisi, bu dil kadın futbolunun kendi iç dinamiklerini kurmasını zorlaştırıyor. Altyapıdan üst seviyeye kadar sürdürülebilir bir gelişim hattı oluşmuyor çünkü sistem, uzun vadeli bir spor yatırımı olarak değil, dönemsel bir sosyal destek alanı olarak ele alınıyor. Burada şu soruyu sormak gerekiyor: Kadın futbolu gerçekten profesyonel bir yaklaşımla mı büyütülmek isteniyor, yoksa yalnızca görünür kılınmış gibi mi yapılıyor?

Sistem kurulan yerde ne değişiyor? İngiltere örneği

Bu soruya güçlü bir yanıt veren örneklerden biri İngiltere. Kadın futbolu burada “desteklenmesi gereken bir alan” olarak değil, profesyonel bir spor disiplini olarak ele alınıyor. Kadınlar Süper Ligi’nin gelişimi, kampanyalarla değil; lig standartları, tesis zorunlulukları, sözleşmeler ve yayın haklarıyla mümkün oluyor. Kadın futbolu erkek futbolunun gölgesinde büyütülmüyor. Kadın futboluna ait bir yapı kuruluyor. Bu sayede başarı, sürekli savunulması gereken bir hikâye olmaktan çıkıyor ve sistemin doğal çıktısı haline geliyor. Anlatılan şey artık “destek” değil, kadınların sahadaki performansları ve eforları olarak öne çıkıyor.

Sosyal sorumluluk değil, spor ciddiyeti

Kadın futbolunda izlediğim iki ayrı derbi maçında, açık kural ihlali sayılabilecek kaleci hataları yaşandı ve oyun devam etti. Normal şartlarda bu seviyede tartışılması bile gerekmezken, hatalar görmezden gelindi. Buradaki mesele tekil bir hakem hatası değil; kadın futbolunun “zaten yeterince zorlanmasın” refleksiyle ciddiyetinin esnetilmesi. Bu tür toleranslar iyi niyet gibi görünse de uzun vadede oyunun kendisine zarar veriyor. Biz kendi futbol projemizde bu nedenle en baştan bir karar aldık: Kadın futboluna sosyal sorumluluk alanı olarak bakmamak. Performans ölçümünü reddeden bazı amatör ekiplerle bu yüzden karşılıklı olarak henüz başlamadan yolları ayırdık. Farklı ölçümleme standartlarını kabul ederek ama kullanılan dilde ve sistem tasarımında aynı ciddiyeti koruyarak ilerlemeyi seçtik. Bu süreci kadın futbolcular, antrenörler ve yöneticilerle sürekli geri bildirim alarak yürütüyoruz. Sonucun ne olacağını sahaya indiğimizde göreceğiz, ancak doğru başlangıcın bu olduğuna inanıyoruz.

Yan hikâyeden ana hikâyeye kadın futbolu

Kadın futbolu için mesele “daha çok destek” değil, doğru dil ve doğru yapı. Yardım dili yerine spor dili konuşulmadıkça kadın futbolu ana hikâye olarak konumlanamıyor. Ama şu net: Kadın futbolu Türkiye’de ciddi bir potansiyele sahip. Dünyada izleyici kitlesi hızla büyürken Avrupa’da ligler genişliyor ve yatırımlar artıyor. Türkiye’de de sahada oynanan oyun, altyapıda artan katılım ve liglerin sürekliliği bu potansiyelin boş olmadığını gösteriyor.

Belki artık “destek olalım mı?” diye sormayı bırakıp, “Bu oyunu nasıl daha iyi oynarız?” diye konuşmanın zamanı gelmiştir.

Yazarın kişisel deneyimlerine dayanılarak oluşturulmuştur.

Visited 13 times, 1 visit(s) today
Close