Bakım vermek hayatta tutmak değil
Bakım vermek çoğu zaman hayatta tutmakla karıştırıldı. Yedirilen, giydirilen, bir evin içinde büyüyen her çocuk ‘ bakılmış’ sayılır. Oysa bakım sadece bedeni korumak değil, ruhu da gözetmektir. Güvende hissetmek, ihtiyaçlarının fark edilmesi, desteklenmek ve görülmek de bakımın önemli parçasıdır.
Sabretmeyi Öğretmek: Kız Çocuklarına Düşen Bakım
Kız çocuklarına sunulan bakım, çoğu zaman erkek çocuklarından daha farklıdır. Onlardan daha erken olgunlaşmaları, daha az talepkâr olmaları, yaşanan eksiklikleri sessizlikle karşılamaları beklenir. Bu beklenti, bakımın bir parçası gibi sunulur. Oysa bu bakım değil, uyum talebidir. Sadece bunlarla da kalmaz. Çoğu ailede, kız çocukları duygularını ifade etmeyi değil, bastırmayı öğrenir. İhtiyaçlarını dile getirdikleri zaman ‘abartma’, ‘idare et’, ‘büyüdün artık’ gibi cümlelerle karşılaşırlar. Böylece bakım, destek olmak yerine dayanıklık öğretmeye indirgenir.
Güçlü olmak, kırılgan olmamakla eş tutulur.
Süreçte kız çocukları yalnızca eksiklerle değil, bu eksiklerin doğal olduğu fikriyle de büyür. Sevgi, ilgi, ya da anlayış talep etmek bir hak değil, fazlalık gibi gösterilir. Sabır bir tercih değil, öğrenilmesi gereken bir zorunluluk olur.
Eksikle büyüyen kız çocuklarına ne oluyor?
Eksikle büyüyen kız çocukları ne yazık ki eksikliği dış dünyada değil, kendilerinde aramayı öğrenir. Bir şeylerin yolunda gitmediğini hissederler ama bunun adını koymak yerine susmayı tercih ederler. Çünkü onlara öğretilen, hissetmenin değil, katlanmanın kabul gören olduğudur.
Kız çocukları zamanla ihtiyaçlarını küçültür, beklentilerini ayarlar, duygularını ise sessizleştirir. Üzüntü bastırılır, öfke ertelenir, sevilme isteği geri çekilir. Görülmemek alışıldık bir hâl alır. Görünür olmak ise rahatsız edici fazlalık gibi hissedilir. En baskın duyguları suçluluktur. Daha fazla istemenin nankörlük olduğu düşüncesi içselleştirilir. Sevilmediklerini değil, fazla istediklerini düşünürler. Böylelikle eksiklik bir koşul değil, bir karakter özelliği gibi taşınır. Bu hâller yetişkinliğe de sızar. Kendi ihtiyaçlarını dile getirmekte zorlanan, sınır koyduğunda suçluluk hisseden, anlaşılmak için kendini sürekli açıklamak zorunda kalan kadınlara dönüşürler. Çocuklukta öğrenilen sessizlik de zamanla tanıdık bir dil olur.

Aileleri tarafından 18 yaşında bakılmış sayılan kız çocukları
18 yaş, birçok kız çocuğu için bir başlangıçtan çok bir kapanış anlamına gelir. 18 yaş, onun neye hazır olduğu ya da ne hissettiğiyle değil, ailesinin kendini ne zaman görevini tamamlamış saydığıyla ilgilidir. Çocukluk boyunca biriken eksikler, görülmeyen ihtiyaçlar ve taşınan sessizlikler bu eşikte hesaba katılmaz. Bu noktada “bakılmış olmak”, sevgiyle değil sorumluluğun sona ermesiyle tanımlanır.
Aile için 18 yaş, yapılması gerekenlerin tamamlandığı bir tarih gibidir. Oysa 18 yaşa gelindiğinde herkes gibi kız çocukları da hâlâ öğrenmektedir: Kendini ifade etmeyi, sınır koymayı, ihtiyaçlarının meşru olduğunu kabul etmeyi. Ancak öğrenme, artık tek başına yürütülmesi beklenen bir sürece dönüşür. Aileleri tarafından 18 yaşında bakılmış sayılan kızlar, geride bıraktıkları çocuklukla değil; taşımak zorunda kaldıkları eksiklerle baş başa kalır. Çocuklukta sabırla doldurulan boşluklar, yetişkinliğin görünmez yükleri hâline gelir.
İhtiyaçların adını koymak
Satırları, eksikle büyümüş kız çocuklarına seslenerek yazıyorum. Temel ihtiyaçlarını fark etmek ve onları dile getirmek için hâlâ zaman var. İlgi istemek, anlaşılmayı beklemek, güvende olmayı talep etmek utanılacak şeyler değil. İhtiyaçlarının adını koyabilirsin. Ne hissettiğini, neye ihtiyacın olduğunu, nerede durmak istediğini söyleyebilirsin. Bugüne kadar susturulmuş olman, bundan sonra da sessiz kalman gerektiği anlamına gelmiyor. Farkındalık, kendinle kuracağın yeni dilin başlangıcı olabilir.
Sesimizi duyurmak: ”Ben de 18 yaşında bakılmış sayılan kız çocuklarından biriydim”
18 sayısı benim için hiçbir zaman yalnızca bir sayı olmadı. Çünkü o yaşta babamdan, benim için bana karşı söylenmiş “yük” kelimesini duydum. Bu kelime, o anda üzerimde ağır bir sorumluluk hissettirdi ve ben de 18 yaşında ‘bakılmış’ sayılan kız çocuklarından biriydim. Sınır çizmeyi bilmiyordum. Bu durum özellikle romantik ilişkilerimde ciddi sorunlara yol açtı ama yalnızca romantik ilişkilerimde değil; arkadaşlıklarımda, dostluklarımda, akrabalık ilişkilerimde de sınır koymakta zorlanan bir kadın olarak pek çok problem yaşadım.
Daha az talepkâr, daha çok idare eden ve en çok da sessiz biri olmuştum. Bu sessizlik zamanla karakterimle özdeşleştirildi. İnsanlar beni ‘sessiz bir kız’ olarak tanımlıyordu. Oysa bu bir tercih değil, öğrenilmiş bir hâldi. Tıpkı birçok kız çocuğunun o yaşlarda hissettiği gibi, kendimi bir anda hayatta tek başıma kalmış hissettim. Henüz kendimi tanımadan, yönümü bulmadan, kendi kendimi yetiştirmem beklendi. Üstelik bu beklenti, zaten yeterince desteklenmemiş bir çocukluğun ardından geldi.
Hayat bana bir hak gibi değil, verilmiş bir lütuf gibi sunuldu. Var olmak ise zamanla bir yükmüş gibi hissettirildi. Çünkü bu düzende talep etmek, elindekine şükretmemekle eş değerdi. Şimdi 21 yaşındayım ve yakın zamanda aynı ebeveynim tarafından bana “Sana 100 yaşına kadar bakamam, 18 yaşına kadar baktım, yeter” denildi. Bu cümle, yalnızca bir sınırı değil; çocukluğumdan beri üzerimde taşıdığım sessiz yükü de yeniden hatırlattı. Ama tam da bu yüzden konuşmak gerekiyor. Çünkü bu hikâye sadece benim değil; sesi kısılmış, sabretmesi öğretilmiş, talep etmesi ayıp sayılmış birçok kızın hikâyesi.
Öneri
Bir kâğıt ve kalem alın, “Temel ihtiyaçlarım” başlığıyla ihtiyaçlarınızı yazın. Maddi olmak zorunda değil; duygusal ve manevi ihtiyaçlarınızı da yazabilirsiniz. Hatta bir adım daha ileri gidip, hayallerinizi/isteklerinizi ayrı bir kağıda not edin.Bunu yapın, çünkü yazıya dökmek, ihtiyaçlarınızı fark etmenin ve sesinizi duyurmanın ilk adımıdır. Unutmayın: Önce temel ihtiyaçlarınızı fark edin ve onların gerçekten birer ihtiyaç olduğunu kabul edin. Adını koyun: “Bunlar benim ihtiyaçlarım.”













