Yazar: 8:29 am İnceleme-Eleştiri

Kadınlar için güvenlik: Özgürlük mü gözetim mi?

Güvenlik mi kontrol mü?

Sokakta yürürken yanımızda bir kamera olması bize gerçekten güven mi verir, yoksa sürekli izleniyor olmanın ağırlığını mı? Bugün Türkiye’de pek çok belediye, kadınların güvenliği için sokaklara ek kamera sistemleri yerleştiriyor. Şehirlerin merkezinde artan MOBESE sayısı, bir yandan caydırıcılık iddiası taşırken öte yandan kadınların “özgürce” değil, “izlenerek” dolaşmasına yol açıyor. Örneğin İstanbul’da ya da Bursa’da gece sokakta yürüyen bir kadın, kendini güvende hissetmek yerine sürekli bakışların hedefinde olduğunun bilinciyle hareket ediyor.

Foucault’nun panoptikonu ve dijital dönüşüm

Michel Foucault’nun panoptikon kavramı tam da bu durumu açıklıyor. Mahkûmların sürekli görülüyor olabileceği ihtimali onları disipline eder. Bugün ise bu panoptikon sadece cezaevlerinde değil, cebimizdeki telefonlarda yaşıyor. Kadınlar için geliştirilen “KADES” gibi uygulamalar aslında hayat kurtarıcı olabilir; fakat sürekli “konum aç, butona hazır ol, her an tehdit altında olabilirsin” mesajı da verir. Yani güvenlik, gözetim teknolojileri aracılığıyla kadınların gündelik hayatına işlenir. Kadın, özgürleşmek yerine “tehlike anına karşı tetikte olması gereken” biri olarak tanımlanır.

Güvenliğin kültürel boyutu

Ancak güvenliği yalnızca kamera ve uygulamalara indirgemek, sorunun özünü gizler. Kadın cinayetleri haberleri her gün sosyal medyada #Ölmekİstemiyoruz etiketiyle gündeme gelirken, asıl sorun erkek şiddetidir. Kadının gece sokakta tek başına yürümesi, eğlenmesi, çalışması veya yolculuk etmesi bir “risk” gibi görülmeye devam ettikçe, ne kadar kamera konulursa konulsun, gerçek güvenlik sağlanamaz. Çünkü kadın için asıl güvensizlik, toplumun onun varlığını sorgulamasından doğar.

Görsel Kaynak: tr.wikipedia.org

Dijital gözetim ve sosyal medya

Bir başka güncel boyut ise sosyal medya. Kadınlar güvenlik için sosyal medyada konum paylaşmaya teşvik edilirken, aynı platformlar çoğu zaman tacizin, siber şiddetin ve tehditlerin mekanı haline gelir. “Güvenlik” amacıyla konum paylaşmak, kadının hareket alanını daha da görünür hale getirerek istismar riski yaratabilir. Dolayısıyla dijital gözetim, güvenlik ile tehlike arasındaki çizgiyi bulanıklaştırır.

Özgürlükten vazgeçmek mi?

Bugün genç kadınlara sıkça şu uyarılar yapılır: “Gece çıkma, otobüse tek başına binme, taksiye binerken konum paylaş, şüphelenirsen uygulamayı aç.” Tüm bu öneriler, kadına güvenliği sağlamak yerine, sorumluluğu yine onun sırtına yükler. Kadının korunabilmesi için özgürlüğünden taviz vermesi istenir. Oysa özgürlükten vazgeçilen yerde gerçek güvenlik de yoktur.

Çözüm nerede?

Kadınlar için gerçek güvenlik, gözetim mekanizmalarının artırılmasında değil, toplumsal dönüşümde yatıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin tartışmaya açıldığı bir dönemde, kadınların güvenliğinin yalnızca teknolojik araçlarla değil, güçlü yasal düzenlemeler ve toplumsal bilinçle sağlanabileceği açıkça görülüyor. Güvenlik, kadınların sürekli izlenmesiyle değil, erkek şiddetinin normalleştirilmesinin sona ermesiyle mümkündür.

Gerçek güvenlik özgürlükte

Kadınların ihtiyacı korunmak değil, özgürleşmektir. Kameraların ve uygulamaların sağladığı sınırlı güvenlik, kadınları edilgen bir varlık haline getirir. Oysa özgür bir toplumda kadın, kimsenin iznine, uygulamasına ya da gözetimine ihtiyaç duymadan gece sokakta yürüyebilir, toplu taşıma kullanabilir, varlığını sorgulatmadan yaşayabilir. Gerçek güvenlik, gözetimle değil, özgürlükle mümkündür.

Kaynakça:

Foucault, M. (2006). Disiplin ve Ceza: Hapishanenin Doğuşu. (Çev. Mehmet Ali Kılıçbay). Ankara: İmge Kitabevi.

Butler, J. (2014). Cinsiyet Belası: Feminizm ve Kimliğin Altüst Edilmesi. (Çev. Başak Ertür). İstanbul: Metis Yayınları.

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı. Kadına Yönelik Şiddet Raporu. İstanbul: Mor Çatı Yayınları, 2022.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF). Kadın Cinayetleri Raporu 2023. İstanbul, 2023.

Bauman, Z. (2016). Gözetim Toplumu. (Çev. Alev Türker). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Visited 23 times, 1 visit(s) today
Close