Yazar: 8:21 am İnceleme-Eleştiri

Mary Astell: Akıllı ruhların savunucusu

“Tanrı erkeğe olduğu gibi kadına da akıllı ruhlar vermiştir; öyleyse onu kullanmaları neden yasak olsun?”

Mary Astell’in bu cümlesi, 17. yüzyıl İngiltere’sinde kadınların eğitim hakkı için yükselen en güçlü seslerden biriydi. Bugün İngiltere’nin ilk feministlerinden ve feminist düşüncenin öncülerinden kabul edilen Astell, sadece çağının toplumsal cinsiyet kalıplarına değil, kadınların kendi içsel sınırlarına da meydan okuyordu.

Mary Astell kimdir?

Mary Astell, 1666’da doğdu. On iki yaşındayken babası vefat etti ve miras olarak yüklü bir borç bıraktı. Resmî akademik eğitimi olmasa da eski bir Anglikan rahibi olan amcası onu eğitti. Gençlik yıllarında derin bir depresyonla boğuşurken, kadınların akademik kariyerlerinde karşılaştığı kısıtlı imkanlardan duyduğu hüznü ve hayal kırıklığını dizelere döküyordu. Yirmi yaşında, çok az parası olduğu halde, Londra’ya taşındı. Yardım için yazdığı Canterbury Başpiskoposu William Sancroft, zekasından etkilenerek ona mali destek ve bağlantılar sağladı. Bu sayede Mary Chudleigh, Judith Drake, Elizabeth Elstob, Lady Mary Wortley Montagu ve Elizabeth Thomas gibi zeki ve aristokrat kadınlarla tanıştı; bu kadınlar onun arkadaşları ve destekçileri oldu.

Mary Astell

Görsel Kaynağı: twssmagazine.com

Kadınların eğitimi üzerine düşünceleri

Astell’in en bilinen eserlerinden A Serious Proposal to the Ladies (1694), kadınlara özel bir eğitim enstitüsü kurma önerisiydi. Bu eser, kadınların akıllarını geliştirebilecekleri, dini ve felsefi konularda derinleşebilecekleri bir “entelektüel manastır” tasarısı sunuyordu. Astell, kadınları bilgi edinmeye, kendi zihinlerini geliştirmeye ve bağımsız düşünme yetilerini kullanmaya teşvik ediyordu. Ona göre kadınların toplumda ikincil konumda bırakılmasının nedeni doğuştan gelen eksiklikler değil, toplumsal cinsiyetle ilgili kültürel varsayımlar ve sınırlı eğitimdi. 17. yüzyılın sosyal pratikleri ve moda anlayışı, kadınları bilgi ve muhakeme yerine süslü sosyal becerilerle vakit harcayan, hayatın zorluklarına hazırlıksız bireyler hâline getiriyordu. Astell, bunu aşmak için özdisiplin ve Platoncu bir yaklaşımla kurulacak bir akademide kadınların din ve felsefe eğitimi almasını önerdi.

“Ve mademki Fransızca dili çoğu hanımefendi tarafından anlaşılmaktadır, bence boş romanlar ve aşk hikayeleri okumaktansa, bu dili felsefe çalışarak (duyduğum kadarıyla Fransız hanımefendileri de öyle yapıyor) geliştirmeleri çok daha iyidir; Descartes, Malebranche ve diğerleri gibi düşünürleri okumalılar. Onların modalarını ve züppeliklerini taklit etmeye bu kadar hevesli olup da, onlarda gerçekten taklit edilesi olana hiç saygı duymamamız çok tuhaf! Ve neden Fransız modasına göre giyinmek kadar, Fransız felsefesinden anlamanın da kibar bir davranış olduğu düşünülmesin?”

Evlilik ve ataerkil yapıya eleştirileri

Astell’in bir diğer önemli eseri Some Reflections upon Marriage (1700), dönemin evlilik kurumunu eleştiren radikal bir metindi. Ona göre evlilik çoğu zaman kadınlar için bir “yasal kölelik”ten farksızdı. Kadınlar kendi akıllarını kullanmadan yalnızca toplumsal beklentilerle evlenmeye yönlendiriliyordu. Astell, kadınları itaat ve boyun eğme yükümlülüklerini almadan evlenmekten kaçınmaya çağırdı. Evlilikte şefkatin fiziki arzudan değil, iyilikten kaynaklandığını vurguladı ve kadınların gerçek mutluluğu erdem edinmekte bulacaklarını savundu.

Görsel Kaynağı: goodmenproject.com

Mary Astell’in etkilendiği ve etkilediği düşünürler

Mary Astell, Fransız Platonist ve Neo-Kartezyen filozof Nicolas Malebranche ve onun İngiliz takipçisi John Norris’den etkilendi. Ayrıca René Descartes ve çağının felsefi tartışmalarına da katıldı. John Locke, George Berkeley, John Norris ve Shaftesbury Kontu gibi dönemin önde gelen düşünürleriyle epistemoloji, Tanrı’nın varlığı, ruh ve bedenin doğası ve inanç ile akıl arasındaki sınır gibi temel felsefi sorunlar üzerine tartıştı. Locke’un deneyimci düşünce anlayışına katılmadı ve onun Essay concerning Human Understanding adlı eserindeki felsefi ve dini görüşlerini eleştirdi.

Astell, Cambridge Platoncularından Ralph Cudworth ve John Norris’in düşüncelerinden de beslendi. Bu felsefi zemini kadınların yaşamına uygulayarak özgün bir yol açtı.

Onun yazıları, özellikle 18. yüzyılda kadın yazarlar ve entelektüeller için bir ilham kaynağı oldu. Örneğin; Astell, Lady Mary Wortley Montagu’yu Şark Mektupları (Turkish Embassy Letters) adlı eserini yayımlamaya ikna etti ve bu eserin önsözünü yazdı. Mary Chudleigh, Astell’e olan entelektüel borcunu kabul ederek ona bir şiir adadı (“To Almystrea”). Astell’in eserleri, kadınların kendilerini nasıl gördüklerini dönüştürdü ve onu erken feminist hareketin önemli figürlerinden biri yaptı.

Mary Wollstonecraft’ın A Vindication of the Rights of Woman (1792) adlı eseri, çoğu araştırmacı tarafından Astell’in bıraktığı mirasın bir devamı olarak görülür. 19. yüzyılın kadın eğitimcileri ve feminist yazarları da Astell’in erken dönemde açtığı tartışmalardan beslendi.

Ruth Perry ve Astell’in yeniden keşfi

Astell’in fikirleri kendi çağında bile sarsıcıydı ama tarih, onu yavaş yavaş sessizleştirdi. Yüzyıllar boyunca sadece erkeklerin yazdığı büyük anlatıların gölgesinde kaldı. Öyle ki, neredeyse tamamen unutulacaktı. Bunu engelleyen Ruth Perry’ye büyük bir teşekkür borçluyuz.

Edebiyat profesörü Perry, doktora tezi için araştırma yaparken Mary Astell’i keşfetti. Erkek meslektaşları, on yedinci yüzyılda yaşamış bu “önemsiz” kadın yazarın çalışmasının değersiz olduğunu ileri sürerek onu bu yoldan döndürmeye çalışsa da, Perry vazgeçmedi.

Yıllarca izini sürdü; şiirlerini, mektuplarını, parça parça kalmış el yazmalarını topladı. Bütün bu parçaları sabırla bir araya getirdi ve sonunda The Celebrated Mary Astell: An Early English Feminist adlı ilk kapsamlı biyografi ortaya çıktı.

Aslında Ruth Perry’nin yaptığı yalnızca bir biyografi yazmak değildi; tarihin tozlu sayfaları arasından bir kadını çekip çıkardı, ona yeniden ses verdi. Böylece Mary Astell, feminist düşünce tarihinin öncülerinden biri olarak hak ettiği yere kavuştu. 

Görsel Kaynağı: nationalgallery.ie

Mary Astell’in mirası

Mary Astell, 17. yüzyılda zamanının çok ötesinde fikirler ortaya koyan bir düşünürdü. Kadınların Tanrı tarafından bahşedilen akıllarını özgürce kullanmaları gerektiğini savunması, modern feminist düşüncenin en temel ilkelerinden biriyle doğrudan örtüşür. Kadınlar bugün Astell’in hayal ettiği gibi, eğitimde ve toplumun diğer alanlarında yer almak konusunda birçok kazanım elde etti. Bu kazanımlarla birlikte çözülmesi gereken yeni sorunlar da ortaya çıktı.

Dünden bugüne değişmeyen bir sorun

Günümüzde kadınlar eskiye göre çok daha iyi eğitim olanaklarına sahip olsalar dahi, Astell’in bahsettiği erkek egemenliği kendini başka biçimlerde gösteriyor. Örneğin, KadınKöy’de “Sanat sektörünü sarsan taciz ifşaları” başlığıyla haberleştirilen iddialar ve bu iddialar ile başlayan çeşitli meslek gruplarından tarikatlara kadar uzanan ifşa hareketi, Astell’in eleştirilerinin ne kadar güncel olduğunu kanıtlıyor. Bu olayların ortak noktası ise erkeklerin sosyal, mesleki ya da manevi üstünlüklerini kullanarak kadınların iradelerini bastırmasıdır. Bir erkek oyuncunun bir kadın oyuncuya veya bir set çalışanına tacizde bulunmayı kendine hak görmesi, tıpkı Astell’in bahsettiği gibi, erkeğin kadını üzerinde hakkı olan bir nesne veya köle olarak görmesinden kaynaklanır.

Astell’in o sarsıcı sorusu, “Eğer tüm erkekler özgür doğduysa nasıl olur da tüm kadınlar köle doğar?” bugün bile cevabını bekliyor. Astell’in “kadınların akıllarını kullanmalarına izin verilmelidir” çağrısı, bu nedenle yalnızca felsefe okumakla sınırlı kalmayıp, kadınların kendi akıl ve özgürlüklerine sahip çıkmaları gerektiğine dair evrensel bir uyarı olarak karşımızda durmaktadır.

Kaynakça:

blog.oup.com

twssmagazine.com

Kapak Görseli: kalw.org

Visited 20 times, 1 visit(s) today
Close