Yazar: 10:19 am İnceleme-Eleştiri

Jeokritik ve ekofeminizm penceresinden sınırda bir yaşam: Irom Chanu Sharmila

Sharmila – Doğa yasalarını sevmek, ırk ayrımına, politik cinayetlere karşı çıkmama engel mi? Size bir sır vereyim mi? Bu eylem bana kendi bedenimi, ruhumu tanıma fırsatı verdi. Devletin güvenlik yasalarının değişmesi için feda ettiğim bedenim, ruhumdaki beni esir eden katı yasaların değişmesini sağlıyor.

Hüseyin Erdoğan – Beşinci Mevsim, s.36.

Irom Chanu Sharmila: Hindistan’ın demir leydisi ve direnişin simgesi

Hindistan’ın Manipur eyaletinde doğmuş, adını ülke tarihine direnişiyle kazımış bir kadın düşünün. Onun adı Irom Chanu Sharmila. Dünyada “Iron Lady” olarak bilinen Sharmila, 16 yıl süren açlık greviyle sadece ülkesinin değil; doğanın, kadınların ve adaletin sesi oldu. Ancak bu direniş, kahramanlık hikâyesi gibi parlatılmış olsa da, gerçekte bir kadının yalnız bırakılmasının, bedeniyle hem devletin baskısına hem de toplumun duyarsızlığına direnmesinin hikâyesiydi.

Hüseyin Erdoğan’ın yazdığı Beşinci Mevsim, bu hikâyeyi sahneye taşıyor. Ve bu oyun, yalnızca politik bir yaşam öyküsünü değil, aynı zamanda jeokritik (mekânın edebiyattaki temsilini inceleyen yaklaşım) ve ekofeminizm (doğa ile kadın mücadelesini birlikte okuyan bir düşünce) açısından okunabilecek güçlü katmanlar barındırıyor. Hüseyin Erdoğan’ı bu oyun üzerinden çağdaş Türkiye tiyatrosunda, uluslararası bir ekofeminist kadın figürünü tüm hassasiyetleriyle içselleştirip hem yerel hem evrensel dinamikleri açığa çıkaran bir yazar olarak görmek yanlış olmaz.

Beşinci Mevsim, doğa, kadın, hukuksuzluk ve yozlaşma gibi temaları bir kadın biyografisinin derinliklerinden süzüyor; okura jeokritik ve ekofeminizmin sahnede nasıl hayat bulduğunu gösteriyor. Amaç, yalnızca bu oyunu çözümlemek değil, aynı zamanda bu kuramsal yaklaşımların metin okuma biçimimizi nasıl dönüştürebileceğini göstermek. Ve en sonunda, bu hikâye aracılığıyla şunu söylemek: Hüseyin Erdoğan’ı okuyun; çünkü onun metinleri, politik cesaretiyle ve sahici duyarlılığıyla, hem bugünü hem de yarını anlamak için bize benzersiz bir kapı aralıyor.

Görsel Kaynağı: en.wikipedia.org

Jeokritik: Mekânın edebiyattaki temsili

Jeokritik, coğrafi mekanların, yerlerin ya da mekân algısının edebi eserlerdeki temsil biçimlerini inceler. Kurmaca edebiyat üzerine yoğunlaşan bu eleştiri biçimi, öykünün mekanını öncelikle kategorize eder; iç-dış mekân, kamusal-özel mekân, taşra-kent. Bu kategoriler ana ya da karşıt karakterlerin psikolojisiyle bağdaştırılır. Yaşam alanı öyküye yön veren kodların taşıyıcısıdır. Öykünün geçtiği mekânın nasıl tasvir edildiği jeokritik için önemlidir; coğrafi unsurlar eserin temasına nasıl bir katkı sunduğunu ortaya çıkarmak eseri çok yönlü olarak değerlendirmeyi sağlar. Jeokritik yalnızca edebi eserlerdeki arka plan mekanını incelemez, eserdeki sembol ve metaforlar üzerinden mekân yaratımını analiz eder. Jeokritik, edebi metinlere coğrafi sorular sorarak sosyal bilimler ile beşerî bilimleri bir araya getirir.

Yi-Fu Tuan, insanlar ve mekanlar arasındaki duygusal bağlara odaklanır. İnsanların mekanları nasıl algıladığı ve deneyimlediğini inceler. Benzer şekilde Gaston Bachelard, mekanların fenomenolojik ve şiirsel boyutlarını inceler. Mekânın yalnızca fiziksel bir gerçek olmadığını hayal gücü ile şekillendiğini vurgular. Bertrand Westphal ise jeokritiğin temel inceleme nesnesinin edebi eserler değil doğrudan yerin kendisi olduğunu iddia eder. Bu bakış açısına göre jeokritik, belirli bir yere odaklanır ve o yerin temsillerini araştırır. Westphal için önemli ikinci ilke ise çok odaklılıktır. Jeokritik mümkün olduğunca fazla eser incelemesi ile özellikle farklı dillerdeki eserleri karşılaştırarak en geniş perspektifi sunmalıdır. Diğer yandan bir yerin geçmiş birikiminden ne derecede etkilendiğini de ele almalıdır jeokritik. Nostaljik yanılgıya kapılmadan arkeolojik katmanları vurgulamak coğrafi incelemede önemlidir. Westphal’a göre bir jeoeleştirmenin dikkat etmesi gereken bir diğer ilke ise görsel önyargıya kapılmadan mekânın işitsel, dokusal boyutlarına da açık olmaktır.

Jeokritik, postmodern çağda mekân ve yerin anlamını anlama çabası olarak düşünülebilir. Dünyanın tüm köşelerinin keşfedildiği erişilebilir uçsuz bucaksız yeryüzü, insanın mekân ile olan ilişkisini kökten değiştirmiştir. Yerleşik sınırların meşruiyeti sorgulanmaya başlanmış, ihlalci düşünce kısa sürede Deleuze’cü “yersiz yurtsuzlaştırma”yı yeniden “yurtlaştırma”ya dönüştürmüş ve postkolonyal teoriyi gündeme getirmiştir.

Görsel Kaynağı: gaiadergi.com

Jeokritik ve ekoeleştiri ilişkisi

Çevresel ve mekânsal edebi eleştiriler yer kavramını farklı noktalardan ancak benzer dinamiklerden faydalanarak ve birbirlerinden de destek alarak inceler. Jeokritik ile ekoeleştiri arasında etkileşim dikkat çekicidir. Ekoeleştiri çevre savunuculuğu yapma konusunda aktivizme hizmet ederken jeokritik sosyal ve kültürel eleştiride mekânın önemini vurgulamakla yetinir. Ancak her ikisi de dünyayı anlama ve onu şekillendirme konusunda insanı bilinçlendiren insanı hem sosyal hem de doğal alanda değerlendiren önemli yaklaşımlar geliştirmişlerdir.

Jeoeleştiri, ekoeleştiri gibi diğer eleştirel çevre teorilerinin gözden kaçırabildiği mekanlardaki gizli güç ilişkilerini açığa çıkarır. Ancak ekoeleştiriyi çevresel determinizme indirgemek de doğru değildir; sorunlara ilişkin kişisel farkındalık yoluyla değişime teşvik eden şeyin, yerin çeşitli özellikleriyle bağıntı kurması ve tanımlanmasını sağlar.

Ekofeminizm: Kadın ve doğa mücadelesinin ortaklığı

Ekofeminizm ise ekolojik sorunlarla toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri arasında bağ kurar ve bu iki tür baskının ortadan kaldırılması için çalışır. Ekofeministlere göre kadınlar ve doğa birbirine benzer politikalarla sömürülür. Çevresel sorunlar toplumsal adaletsizliklerle bağıntılıdır. Kadınlar ve doğanın özgürleşmesi için kapitalizmin dönüşmesini şarttır. Modern tarım uygulamaları yerine geleneksel tarım modelleri desteklenmelidir. Ekofeminizm, feminist araştırma ve aktivizmin çeşitli alanlarından gelişen bir teoridir; barış hareketleri, işçi hareketleri, nükleer kaşıtlık, hayvan özgürlüğü hareketi gibi.

Ekofeminizmin temel önermesi ırk, sınıf, cinsiyet, fiziksel yetenekler ve özel niteliklere dayalı baskıların ve bu baskılara izin veren ideolojilerin doğaya karşı baskı kuran ideolojiyle aynı ideoloji olduğudur. Doğayı özgürleştirmeye yönelik bir girişim olmadan kadınları ya da başka ezilen grupları özgürleştirmeye yönelik hiçbir girişim başarıya ulaşamayacaktır. Jeokritik de toplumsal cinsiyet çalışmaları da çoğulcudur. Kadın yazarlar coğrafyayı gizli bir kodlanmış bir dil olarak kullanır. Birden fazla yer erkek merkezli dilin yapısını bozar. Anlatılara beklenmedik yer ve mekanlar eklenir. Kadın yazarlar gerçeküstü mekanlar yaratır ya da hikayenin akışında beklenmedik mekanlar ortaya çıkar. Coğrafi konum ve değişen mekan kadınların günlük yaşamda ifade edemediği ya da bastırıldığı duyguları açığa çıkarır.

Bangalore’da Sharmila ve eşi Desmond Coutinho. Fotoğraf: Rebecca Conway / The Observer

Görsel Kaynağı: theguardian.com

Kadın yazarlar, coğrafya ve mekânın kodları

Mekân ve coğrafya, özellikle kadın hikayelerinde önemli bir unsurdur. Biyografiyi şekillendiren en önemli değişken mekandır. Coğrafya, çevre ile olan ilişki biyografik dramlarda ön plana çıkar; kadın biyografilerinde doğa ve çevrenin temsili kadın sorununa parallel bir şekilde sıklıkla işlenir, eleştirilir. Ülkemizde son yıllarda kadın öykülerini eleştirel bir üslupla, çağdaş yaklaşımlarla ele alan tiyatro oyunları yazılmaktadır. Deniz Kaptan’ın kadın hikayeleri, Elif Candan’ın yazdığı Bir Tatlı Kaşığı Çamur, Latife Tekin’in yazdığı Sevgili Arsız Ölüm Dirmit gibi pek çok örnek, kadın öyküleri ile seyirciyi mekân, toplum, çevre, cinsiyet, adalet, özgürlük gibi konularda eleştirel düşünmeye yönlendirmektedir.

Beşinci Mevsim: Irom Chanu Sharmila’nın hikâyesi

Dramaturg / Yazar Hüseyin Erdoğan’ın yazmış olduğu kadın oyunlarında ise ikonik kadınların öykülerine farklı bir bakış açısıyla yaklaşır. Erdoğan, Matematiğin Tanrıçası’nda Hypatia’nın, Melankoli’de Züleyha’nın, Kadeş Gelini’nde Hitit Kraliçesi Puduhepa’nın dramatik öyküsünü ele almış, farklı zaman ve mekanlarda yaşamış, örselenmiş, ötekileştirilmiş fakat buna rağmen gücü yettiğince direnmiş olan kadınların öykülerinde toplumsal cinsiyet eşitsizliğini, barış ve adalet kavramlarını, doğal yaşam ile kültürün çatışmasını eleştirmiştir.

Yazarın 2019’da kaleme aldığı Beşinci Mevsim adlı oyun Hintli aktivist Irom Chanu Sharmila’nın gerçek yaşam öyküsünden esinlenmiş tek kişilik kurmaca bir oyunudur. İlk bakışta tüm hassasiyet ve duyarlılığı, gücü ve kararlılığı önemsenmeyen, haksızlık ve ötekileştirilmeye maruz kalmış bir kadının acısını görebiliriz. Fakat oyun biyografiyi anlatının yalnızca bir öğesi olarak kullanıyor ve asıl vurguyu karakterin çevre ve politika ile olan ilişkisine yapıyor. Sharmila’nın eylemleri ve aslında bütün yaşam öyküsü kadın ve çevre arasındaki bağıntıyı örnekler ve çevre bilinci, politika ve coğrafi konum hakkında düşündürür. Iron Lady olarak anılan Irom Sharmila’nın tüm mücadelesi ekofeminizm üzerinden okumaya elverişli, oyunun kendisi ise jeokritik bir bakış açısıyla değerlendirmeye uygun bir yapıya sahiptir.

1972 doğumlu Irom Chanu Sharmila, Hindistan’ın Manipur eyaletinde doğmuştur. Babası işçi olan ve fakir bir aileden gelen Sharmila, genç yaşlardan itibaren insan hakları gruplarında faaliyet göstermiş, Hint ordusunun insan hakları ihlalleri konuşunla mağdur ailelerle görüşmüş, gazetecilik yapmıştır. 2 Kasım 2000’de yedi eyalet için geçerli olan Hindistan silahlı kuvvetlerine izinsiz mülk arama ve tutuklama hakkının verilmesi üzerine ve hemen ardından Hint askerlerinin Malom kasabasındaki 10 masum sivili otobüs durağında bomba patlatarak öldürmesi üzerine Sharmila 16 yıllık sürecek olan açlık grevi eylemine başlar.

Sharmila 1958 tarihli Silahlı Kuvvetler (Özel Yetkiler) Yasası yürürlükten kalkmadan açlık grevini bitirmeyeceğini açıklar. Her türlü yiyecek ve suyu reddeden Sharmila, intihar suçundan hapse atılarak burada burnundan hortumla zorla beslendi. Kısa sürede ikonik bir statüye ulaştı ve Manipus’un Demir Leydisi (Iron Lady) lakabı ile anılır oldu. Zaman içinde çeşitli dernekler orucuna destek verse de bir süre sonra Sharmila eyleminin istediği şekilde sonuçlanmayacağını anladı ve 2016’da açlık grevine son verdi. Kamu drenişinin simgesi haline gelen Sharmila 2016’da siyasi parti kurmak istedi ancak istediği desteği bulamadı ve seçimleri sadece 90 oy alarak kaybetti. Cezaevindeyken mektup arkadaşı olduğu İngiliz gazeteci Desmond Anthony Bellarnine Coutinho ile evlendi ve iki çocuk sahibi oldu.  

Görsel Kaynağı: ekinkitap.com

Oyun üzerinden Hindistan’ın sosyo-politik eleştirisi

Hüseyin Erdoğan’ın oyunu Sharmila’nın Hindistan’daki insanların yaşam ve özgürlük mücadelesini, Hindistan’ın doğal güzellikleri gibi katledilişi ile, çevre kirliliğini bilinçsiz toplumun eylemsizliği ile birlikte eleştirmesi bakımından ekofeminist bir çalışma sayılabilir. Metin aynı zamanda dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi olan Hindistan’ın Batı ülkeleri karşısındaki konumunu da irdeliyor. Çevreye karşı duyarsızlık, yabancılaşma, çürüme, vatandaşlık olgusu, siyasi sınırların insan ve doğa yaşamına etkisi gibi konu başlıkları, Sharmila’nın çarpıcı öyküsü içinde iddialı bir biçimde işleniyor.

Oyun, Sharmila’nın acı dolu eylemini romantize etmeden, dışarıdan bir gözle aktarıyor. Sharmila’nın hangi düşünce ve ilkelerle yola çıktığını ancak bu ilkelerin aslında hiçkimse tarafından benimsenmediğini görmesi ile yaşadığı hayal kırıklığı tüm gerçekliğiyle yansıtmaya çalışıyor. Sharmila oyun sayesinde ülkesinde yaşayan her bir masum insan için çektiği acılar karşısında nasıl yalnız bırakıldığını, anlaşılmadığını ve kahramanlaştırılarak aslında kendisine sırt çevrildiğini haykırıyor. Fakat politik bir eleştiri zemininde ilerlemiyor oyun, Sharmila’nın haykırışları toplumun ve doğanın zorla sürüklendiği yozlaşmış bir sisteme karşı insanların tepkisizliği, kabullenişi ve duyarsızlaşıp bencilleşmesi nedeniyledir. Hint hükümetinin ve silahlı kuvvetlerinin acımasızlığı, şiddeti ve baskısı Shamila’nın vücudunda görselleştiriliyor. Sharmila’nın zayıf düşmüş, kirli ve hasta bedeni ile Hindistan’ın kirli nehirleri arasında bir bağ kuruyor oyun. Batı basının duyduğu ilgi ise onun çarpıcı bir figüre dönüşmesinden dolayıdır.

Sharmila’nın bir kahramana dönüştürülmesinden başka basının gücü Sharmila’nın eylemine hiçbir katkıda bulunmaz. Batı bir figür olarak faydalanır ancak Sharmila’dan. Tıpkı doğal güzelliklerin hızla tüketilip sömürülmesi gibi Sharmila’nın öyküsü de bir anda Sharmila’nın hiç de istemediği bir biçimde direnişçi kadın öyküsü olarak popüler olur ancak direnişi toplumsal ya da siyasi alanda hiçbir ilerleme kaydetmez. Oyunda Sharmila kahraman olmak istemediğini, aşık olmak, kadın olmak ve anne olmak istediğini dile getirir; bu onun da hakkıdır. Ancak Çevreye ve topluma duyduğu hassasiyet ondan tam bir kurban olmasını istemektedir. Direnişini sonlandırmasının sebebi hiçbir fayda sağlamayacak bir kurban olmaktan vazgeçmesi, onun  eylemini ve direnişini en iyi anlayan ve ona gerçek anlamda destek veren insanla yaşadığı aşkın doğallığına tutunmasıdır.

Görsel Kaynağı: shesightmag.com

Sharmila’da değişen mekanlar yalnızca olay örgüsünün ilerlemesi için yardımcı bir unsur değil en az Sharmila kadar konuşan, dramatik bir çatışmayı gösteren etkin bir konumdadır.

“Loktak Gölü Ganj gibi kirlendi. Kimse umursamıyor. Su sadece kirlenmedi, Batılı şirketlerin fabrikaları çürüttü suyu. Ganj’ın kara akan suyu bile artırdı günahlarımızı. Şimdi ilaç ve ölüm bulaşıyor bedenlere. Hasta bütün ülke, sakat bir demokrasi dolaşıyor Manipur sokaklarında.”

Hüseyin Erdoğan / Beşinci Mevsim, s. 8

Sonuç: Beşinci Mevsim’de kadın ve doğa direnişinin evrensel esajı

Oyunda kutsal olanın da adaletsiz düzen içinde zarar gördüğü, değerini ve güzelliğini yitirdiğine vurgu yapılır. Hindistan yönetimi ülke için fakirlik, kirlilik ve çürümüşlükten başka bir dünya sunmamaktadır. Özel Güvenlik Yasası Shamila’ya göre yalnızca güvenlik konusunda bir denetim mekanizması değil tüm halk için, kadın ve çocuklar için güvensiz, anti-demokratik, ayrıştırıcı ve yok edici bir tehdittir.

Sharmila – …Tanrılarımız bile bu yasa çıktı çıkalı ülkemizden bereketini esirgedi. Şaraplarımızın tadı kaçtı, arılarımız kötü bal yapar, patateslerimiz çabuk kurtlanır oldu…

Sharmila güçlü politik duruşuna rağmen bir yandan içindeki narin kadını kaybetmemeye, ülkedeki tüm fakirlik, kirlilik ve yozlaşmaya rağmen ülkesinin doğal güzelliğine olan bağlılığını kaybetmemeye çalışır. Doğal yaşam ona kadınlığını hatırlatır, mutlu ve huzurlu olduğu hayallere tutunmasını sağlar.

Sharmila –  Ben bir tavus kuşu olarak geri gelmek isterim. Karşısına geçip saatlerce onları seyredebilirim. Hele erkeğin dişisine kur yaptığı anlar. (…) Sahi ben ne arıyorum burada? Çıkar beni. Tavus kuşlarının çiftleşmesini izlemeye gitmeliyim. Çıkar beni buradan…

Görsel Kaynağı: bbc.com

Sonuç olarak oyun, faşist, ırkçı, anti-demoktratik siyasal hareketlerden etkilenen Hindistan’ın geleneksel düzen ve huzurunun nasıl kaçırıldığını, bu ortamda kadınların ve doğal düzenin nasıl acı çektiğini gözler önüne serer ve Sharmila’nn eylemi üzerinden de bir öz farkındalık yaratmaya çalışır. Oyundan ekofeminist ve jeotkritik üzerinden bir iletiye varılmak istenirse oyunun şunu söylediği çok açıkça görülebilir; duyarsız, yozlaşmış ve kendi gerçeklerine yabancılaşmış bir toplumda kurtuluşun anahtarı kahramanlar değil doğal düzen ve doğanın çağrısı ve bu çağrıya kulak vermek olacaktır. Kadınlar ile doğa arasındaki koşutluk benzer ve büyük bir güç yaratmaktadır. Bu gücün farkına varılmazsa çürümüş düzenden yalnızca sandıklara tıkılmış yılanlar ya da kirlenmiş bir göl olmayacaktır. Herhangi bir tehdit altında ilk gözden çıkarılan kadınlar ve savunmasız çevre olsa da direnişler en azından bir çeşit farkındalık yaratacaktır.

Hüseyin Erdoğan bu oyununda hiçbir direnişin yalnız kalmaması gerektiğini, kahramanlara değil birliğe ihtiyaç olduğunu, siyasal ve politik sistemlerden ziyade doğal sistemlerin işleyişine güvenmemiz gerektiğinin altını çizmektedir. Oyun, Hindistan’ın geleneksel atmosferini, günlük yaşam alışkanlıklarını, coğrafyaya ait hayvanları doğal güzelliklerini temsil ederken öyküyü bu güzelliklerin ve doğal dengenin harap edilmesine yönelik eleştirisini sembolik bir anlatımla bütünleştiriyor. Sharmila’nın eylemi, ekofeminist düşüncenin özünde olduğu gibi, kadın özgürlüğü ile doğanın özgürlüğünü birbirinden ayırmayan bir bakışın somut örneğidir. Bu nedenle Beşinci Mevsim, yalnızca bir oyun değil; feminist mücadele hafızasında yer alması gereken, sınırları aşan bir tanıklıktır.

Oyun okumayı sevenlere politik bir meydan okuma, yazmayı sevenlere ise jeokritik ve ekofeminizm ekseninde yeni bir düşünce ve yaratı alanı sunabilir.

Kaynaklar:

Greta Gaard, Ecofeminism: Women, Animals, Nature, USA: Temple University Press,
1993.


Amy D. Wells, Geocriticism, Gendre and Genre: Literary Geographies and Female Narrative Strategies, Erişim Linki: https://www.academia.edu/11446134/Geocriticism_Gender_and_Genre_Literary_Geographies_and_Female_Narrative_Strategies Erişim Tarihi: 19.06.2024.

Hüseyin Erdoğan, Toplu Oyunları 3: Beşinci Mevsim, Matematiğin Tanrıçası, Melankoli, İstanbul: Mitos-Boyut Yayınları, 2020.

Ed. Robert T. Telly Jr, Christine M. Battista, Ecocriticism and Geocriticism: Overlapping Territories in Environmental and Spatial Literary Studies, New York: Palgrave Macmillan, 2016.


Una Chaudhuri, Animal Acts: Performing Species Today, USA: University of Michigan Press, 2014.

Kapak Görseli: indianexpress.com

Visited 105 times, 1 visit(s) today
Close