Editoryal Not: Bu dosya, KadınKöy Instagram’da yapılan anket sonucunda, takipçilerimizin seçimiyle hazırlanmıştır.
Feminizm hâlâ sık sık yanlış bir sorunun içine hapsediliyor: “Erkeklere karşı mı?” Bu soru, feminizmin ne söylediğinden çok, onu susturmak isteyen ataerkil zihniyetin ne duymak istemediğini ele veriyor. Çünkü feminizm, bireyleri hedef alan bir öfke dili değil; eşitsizlik üreten sistemlere yöneltilmiş politik bir itiraz olarak öne çıkmaktadır.
Sorun erkekler değil, erkekliği kutsayan düzen
Feminizm, erkek olmayı değil; erkekliğin iktidar, tahakküm, şiddetle özdeşleştirilmesini ve ataerkil yapı içerisinde var olan düzeni sorgular. Bell Hooks’un feminist düşünceye kazandırdığı en önemli katkılardan biri de tam burada ortaya çıkar: Cinsiyetçiliğin yalnızca kadınları değil, erkekleri de kuşatan bir yapı olduğunun altını çizmek.
Ataerkil düzen, erkeklere güç vaat ederken onlardan duygularını bastırmalarını, kırılganlıklarını saklamalarını ve tahakkümü “doğal” kabul etmelerini ister. Bu yapı, kadınları baskıladığı kadar erkekleri de tek tipleştirir. Dolayısıyla feminizm, bir cinsiyete karşı değil; cinsiyetçiliğin kendisiyle, cinsiyetçiliğin normalleştirdiği ataerkil düzen ile karşı karşıyadır
“Feminizm erkekleri dışlar” yanılgısı nereden geliyor?
Feminizmin erkek düşmanlığı olarak kodlanması tesadüf değildir. Bu söylem, eşitsizliğin görünmez kalmasını sağlar ve tartışmayı yapısal düzenden ayırarak bireylere yönlendirir. Böylece patriyarkal yapı, eleştirinin hedefi olarak ele alınmaz. Oysa feminist teori uzun süredir şunu söylüyor: Erkekler bu sistemin faili kadar patriyarkal sistemin şekillendirdiği ürünlerdir. Ancak bu, sistem içerisinde erkeklerin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Erkeklerin patriyarkal sistemin “ürünü” olması, bu sistemin dışında ve ondan bağımsız bir şekilde davranmayı öğrendikleri anlamına gelmez. Aksine, erkekler çocukluktan itibaren güç, söz hakkı ve ayrıcalıkla ilişkilendirilen bir erkeklik anlayışıyla yetiştirilir. “Erkek ağlamaz”, “erkek güçlüdür”, “erkek sözünü geçirir” gibi kalıplar; duyguların bastırılmasını, öfkenin meşrulaştırılmasını ve tahakkümün normalleştirilmesini beraberinde getirir. Bu yönüyle erkekler, patriyarkanın içinde şekillenen toplumsal özneler olarak sistemin ürünüdür.
Ancak bu tespit, erkeklerin bu düzenin yalnızca pasif taşıyıcıları olduğu anlamına gelmez. Patriyarkal sistem, erkeklere ayrıcalıklar sunar; daha fazla söz hakkı, daha fazla hareket alanı ve daha az sorgulanma. Bu ayrıcalıkların farkında olmak ve buna rağmen sessiz kalmak, sistemi yeniden üretmenin bir biçimidir. Şiddete tanık olup müdahale etmemek, eşitsizliği görünür kılan kadınları susturmak ya da “abartılıyor” diyerek meseleyi bireyselleştirmek, erkekleri sistemin yalnızca ürünü değil, aynı zamanda faili hâline getirir.

Erkeklerin “feministim” demesi tek başına bir dönüşüm anlamına gelmez; asıl mesele, ayrıcalıkla kurulan ilişkinin ve ataerkil düzenin sorgulanmasıdır. Bu nedenle feminist teori, erkekleri mutlak bir fail ya da tamamen pasif özneler olarak ele almaz. Erkeklerin patriyarkal yapı içinde şekillenmiş olması kabul edilir; ancak bu durum, eşitsizliği yeniden üreten davranışlar ve bu davranışlar karşısındaki sessizliğin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Kadın olmak feminist olmak için yeterli mi?
Kadın olmak, tek başına feminist bir bilinç ve politik duruş anlamına gelmez. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin mağduru olmak, bu eşitsizliği yeniden üreten söylem ve pratiklerden otomatik olarak uzak durulduğu anlamına da gelmez. Kadınlar da içinde bulundukları toplumsal yapıdan bağımsız değildir; bu nedenle cinsiyetçi düşünce biçimleri kadınlar tarafından da içselleştirilebilir ve yeniden üretilebilir.
Bell Hooks’un “Feminizm Herkes İçindir” kitabında vurguladığı gibi, “her kadın feminist değildir; her feminist de kadın olmak zorunda değildir.” Feminizm, biyolojik ya da toplumsal cinsiyet kimliğine dayalı bir aidiyet değil; eşitsizliğe karşı alınan politik bir duruştur. Bu duruş; cinsiyetçi düşünceye, hiyerarşik güç ilişkilerine ve yapısal adaletsizliklere karşı durmayı gerektirir.
Bu bağlamda, kadın olup eşitsizliği normalleştiren, ayrımcı söylemleri yeniden üreten ya da patriyarkal değerleri savunan tutumlar feminist olarak tanımlanamaz. Aynı şekilde, bu yapılara karşı çıkan, eşitlik ve adalet talebini merkeze alan her birey kadın ya da erkek fark etmeksizin feminist bir duruş benimseyebilir. Çünkü feminizm, erkeklere karşı değil; eşitsizliği ve cinsiyetçi yapıyı yeniden üreten sisteme karşı konumlanır.
Erkeklerin feminizm ile ilişkisi: Müttefiklik mi, merkezileşme mi?
Erkeklerin feminizmle kurduğu ilişki basit bir “destek” meselesi değildir. Sessiz kalmak da, alan kaplamak da bu ilişkinin sorunlu biçimleridir. Erkekler için feminist bir pozisyon, konuşmaktan çok geri çekilmeyi; açıklamaktan çok dinlemeyi; görünür olmaktan çok hesap vermeyi gerektirir. Bu pozisyon, merkezde olma alışkanlığından vazgeçmeyi ve ayrıcalıklarla yüzleşmeyi içerir.
Bu noktada feminizm, erkekleri merkeze almaz ama onları bütünüyle dışarıda da bırakmaz. Ancak koşulu nettir: Ayrıcalık sorgulanmadan, dönüşüm mümkün değildir. Feminist mücadelede erkeklerin yeri, yöneten ya da belirleyen değil; sorumluluk alan, destekleyen ve gerektiğinde geri duran şekilde konumlandığında bu mücadelenin bir parçası olabilir.

Şiddet: Sistemin en açık yüzü
Feminizm, pasif bir iyi niyet beyanı değil; aktif bir sorumluluk çağrısıdır. Ayrıcalıkların farkına varmak, bu ayrıcalıkların ürettiği eşitsizliği kabul etmek ve dönüştürmeye yönelik adımlar atmak, feminist duruşun temel unsurlarıdır.
Yapısal şiddetin büyük bir bölümü, erkek egemen bir sistem içinde yetişmiş erkek bireyler tarafından uygulanmaktadır. Ancak bu şiddeti doğrudan uygulamıyor olmak, tek başına feminist bir duruş için yeterli değildir. Şiddete tanık olup sessiz kalmak, onu görmezden gelmek ya da “ben yapmıyorum” diyerek mesafelenmek, eşitsizliğin sürmesine katkı sunar. Feminist bir pozisyon, yalnızca şiddet uygulamamakla değil; var olan şiddete karşı ses çıkarmakla, normalleştirilen pratikleri sorgulamakla ve eşitlik için aktif biçimde mücadele etmekle anlam kazanır.
Feminizm;
- Eşitsizliğe karşıdır.
- Şiddete karşıdır.
- Tahakküme karşıdır.
Yanında olduğu şey ise nettir: Adalet, özgürlük ve güvenli bir yaşam. Feminizm, erkeklere karşı değildir ama eşitsizliği savunan herkese karşıdır.
Kaynakça:
Linn Egeberg Holmgren ve Jeff Hearn, “Erkekleri Feminizmin İçinde ve Dışında” Çerçevelemek” çev. Gökçesu Akşit ve Berfin Varışlı, Fe Dergi 9, no. 2 (2017), 85_101.
Isik, M.F. (2022). Feminizm kim(ler) içindir: bell hooks. İstanbul Üniversitesi Kadın Araştırmaları Dergisi – Istanbul University Journal of Women’s Studies, 24, 1–12.















