Yazar: 4:23 pm Köşe Yazıları

Kamusal alan kimin? Erkek egemen mekânda kadın siyaseti

Kamusal alan… Siyaset biliminin en çok tartışılan kavramlarından biri. Jürgen Habermasın tanımıyla, bireylerin ortak meseleleri konuşup tartıştıkları, kamuoyunu şekillendirdikleri bir alan. Ancak bu tanım ne kadar kapsayıcı? Kimin “ortak” meselesinden, kimin “kamu”sundan söz ediyoruz? Tarih bize gösteriyor ki, bu alan çoğunlukla erkekler tarafından erkekler için kurgulanmış; kadınların adı ise çoğu zaman yok.

Tarihsel kökler: Polis ve Oikos ayrımı

Antik Yunan’dan bu yana kamusal ve özel alan ayrımı, toplumsal düzenin görünmez bir temelini oluşturdu. Polis yani kamusal alan, erkek yurttaşın söz aldığı, karar verdiği, şehrin kaderini belirlediği mekândı. Oikos yani özel alan ise kadınlara, çocuklara ve kölelere ayrılmıştı. Kadın, “doğası” gereği özel alana ait görülüyor; doğurganlığı, bakım emeği ve aile içindeki konumu üzerinden tanımlanıyordu. Bu ayrım, sadece mekânsal değil, zihinsel bir sınırdı. Akıl, rasyonalite ve politika kamusal alanda; duygu, beden ve bakım özel alanda konumlandırılıyordu.

Jürgen Habermas

Görsel Kaynağı: oggito.com

Modern dönemde devam eden dışlanma

Modern dönemde bu ayrım görünüşte yumuşadı, ama kökleri yerinde kaldı. Aydınlanma çağı düşünürleri, insan aklını yücelttiler ama “insan” tanımının merkezine erkek yurttaşı koydular. Kadınlar ise uzun süre bu tanımın dışında kaldı. Dr. Ülker Yükselbaba’nın vurguladığı gibi, kamusal alanı tanımlayan modellerister Habermas’ın söylemsel modeli olsun, ister Arendt’in eylem odaklı yaklaşımıkadınların tarihsel dışlanmışlığını çoğu zaman hesaba katmaz. Aysel Günindi Ersöz’ün işaret ettiği “kadınlığın doğası” söylemi, kamusal alanın kapılarını kapalı tutan en güçlü ideolojik araçlardan biri oldu. Kadın, doğurganlığı ve bakım sorumluluğu üzerinden “özel alana ait” kılındı. Bu durum yalnızca kültürel bir inşa değil, siyasi bir tercih olarak da sürdürüldü. Çünkü kamusal alanın şekillenmesinde söz sahibi olmak, iktidar demekti ve iktidar erkeklere aitti.

Türkiye’de kamusal alan ve kadın siyaseti

Türkiye örneğinde, Cumhuriyet’in erken döneminde kadınlara tanınan yasal haklar —seçme ve seçilme hakkı gibikamusal alanda kadın görünürlüğünü artırdı. Ancak bu görünürlük çoğu zaman “modern kadın” ideali çerçevesinde sınırlandırıldı. Bir yanda eğitimli, kentli, modern kıyafetli kadın figürü yüceltildi; diğer yanda kırsalda, işçi sınıfında ya da muhafazakâr kesimlerdeki kadınlar görünmez kılındı. Yakın tarihte, başörtülü kadınların kamusal alanda yer alma mücadelesi, AK Parti iktidarıyla birlikte yeni bir döneme girdi. Yasakların kalkması, bir kesim kadın için kamusal alanın kapılarını açtı. Fakat aynı iktidarın “en az üç çocuk” söylemi ya da kadın bedeni üzerinde kurduğu korumacı-düzenleyici dil, başka bir sınır çizdi. Kadınların kamusal alandaki varlığı, hâlâ erkek siyasetçiler tarafından tanımlanıyor ve sınırlandırılıyor.

Ortak alanı yeniden inşa etmek

Tüm bunlar bize şunu gösteriyor: kamusal alan nötr değil. Görünürde herkesin erişimine açık olsa da, tarihsel olarak erkekler lehine kurgulanmış ve kadınların katılımını kısıtlayan kurallarla dolu. Bugün siyasetçi olarak sorumluluğumuz, bu alanı gerçekten ortak bir zemine dönüştürmek. Bu yalnızca yasalarla değil, kültürel dönüşümle, medyada eşit temsille, beden politikalarının kadınlar tarafından belirlenmesiyle mümkün. Kamusal alan kimin? Cevabı basit: o alan, hepimizin. Ama ancak hep birlikte yeniden inşa edersek

Kaynak:

dergipark.org.tr

sosyolojidernegi.org.tr

Visited 23 times, 1 visit(s) today
Close