Yazar: 1:46 pm Köşe Yazıları 1 Yorum

Birey olarak görülmeyen kadınlar

​Başlığı görünce aklınıza ne geliyor? Benim anlatacaklarım, meseleye bambaşka bir pencereden bakmanızı sağlayacak. Müsaade ederseniz ben buna bir “aydınlanma” diyeceğim. Gelin, toplumsal kabullerimizin içindeki o sorgulayıcı yanı beraber keşfedelim.

​Bir aidiyet meselesi olarak “kadın”

​Sosyal medyada sıklıkla karşılaştığımız kalıplaşmış yorumlar vardır: “Senin annen, bacın yok mu?”, “Aynı şey senin annene, bacına yapılsaydı ne hissederdin?” Bu soruları soranlar aslında karşı tarafta bir empati uyandırmayı amaçlıyorlar. Peki ama nasıl bir empati? Yani kadını, ancak bir erkeğin yakını (annesi, kardeşi, eşi) olduğu sürece mi korumalıyız? Burada tehlikeli bir kodlama var: Eğer bir kişinin hayatında empati kurabileceği bir kadın figürü yoksa, o kişi kadına yönelik şiddeti veya haksızlığı meşru mu görecek? Bu bakış açısı, kadını kendi başına bir birey veya insan olarak değil, bir erkeğin “uzantısı” olarak konumlandırıyor.

​Farkındalık küçük bir adımla başlar

​Biz kadınlar, anlaşılmak için yine bir mülkiyet ilişkisine ihtiyaç duyuyoruz. Bu yanlış kodlamadan artık çıkmalıyız. İnsanlara; kadınlara sadece birey oldukları için değer vermeleri ve empati kurmaları gerektiği bilincini aşılamalıyız. Birilerinin “bir şeyi” olduğumuz için değil, var olduğumuz için değerliyiz. Bu mesajım yalnızca erkeklere değil, hepimize.

Kendi deneyimlerimde bu hatalı yorumları kadınların da sıklıkla yaptığını gördüm. Bu yüzden bu farkındalığın her iki cinsiyet tarafından da içselleştirilmesini ümit ediyorum. “Aman, benim bir yorumumla ne değişir ki?” demeyin; zira zihniyet dönüşümü tam olarak bu küçük sorgulamalarla başlar.

Görsel kaynak: diyanethaber.com.tr

Bir aydınlanma anı

​Geçtiğimiz günlerde bir içerik üreticisinin videosuna denk gelmiştim. Video çok sert tepkiler alıyordu çünkü alışılmışın dışında bir şey söylüyordu: Bir erkek ev işi yaptığında eşine yardım etmiş olmaz, sadece kendi sorumluluğunu yerine getirmiş olur. Bu cümle başlangıçta basit gelebilir ama derin bir aydınlanma barındırıyor.

Bir akrabamla sohbet ederken gayri ihtiyari, Eşinin de sana ev işlerinde yardımcı olması gerek,” demiştim. O an durdum. O video zihnimde şimşek gibi çaktı. “Yardım etmek” kelimesini kullanarak aslında o işin esas sahibinin kadın olduğunu, erkeğin ise sadece lütfettiğini fark ettim. Oysa o evde yaşayan herkes, o evin sorumluluğuna ortaktır.

Özne olma mücadelesi

​Sonuç olarak; kadınları birer “eş”, “anne” ya da “kardeş” sıfatlarının ötesinde, bağımsız birer özne olarak görmeye başladığımızda gerçek toplumsal huzura kavuşacağız. Dilimize pelesenk olmuş o “yardım etmek” ya da “emanet” gibi kavramları bir kenara bırakıp; sorumluluğu paylaşan, karşısındakini sadece birey olduğu için kutsal sayan bir bilince evrilmeliyiz.

​Unutmayın, bir kadının saygı görmesi için sizin bir yakınınız olması gerekmez. Dünya üzerindeki her kadın, sadece nefes aldığı için, bir insan olduğu için tamdır ve saygıya değerdir. Bu aydınlanma hepimizin zihninde yandığında, dünya herkes için çok daha yaşanılır bir yer olacak.

Bu köşe yazısı, yazarın kişisel deneyimleri ve fikirleri çerçevesinde yazılmıştır.

Visited 36 times, 1 visit(s) today
Close