Yazar: 1:14 pm Köşe Yazıları

Boşanmak bir hak ama yargılanmak neden kaderin?

Bir kadın mutsuz bir evliliği bitirmeye karar veriyor. Bunu yaparken hukuki süreçle değil, çok daha ağır bir yükle boğuşmak zorunda kalıyor: Toplumun yargısı. Annesi “dayan” diyor, komşusu “yazık çocuklara” diyor, iş arkadaşı tuhaf bakıyor ve bir yerlerden mutlaka şu cümle geliyor: “Evini koruyamadın.” Sanki ev onun mülkü, evlilik onun görevi ve başarısızlık da yalnızca onun payıymış gibi. Boşanma hakkı Türkiye’de yasal olarak var ama yasal olan ile toplumsal olarak kabul gören arasındaki o derin uçurum, hâlâ pek çok kadının hayatını şekillendiriyor.

Görsel kaynak: sabah.com.tr

Rakamlar artıyor, yargı azalmıyor

TÜİK’in 2024 verilerine göre Türkiye’de boşanan çift sayısı 187 bin 343‘e ulaştı. Bu, Cumhuriyet tarihinin en yüksek boşanma oranı. Yani her gün yaklaşık 513 çift, mahkeme kararıyla yollarını ayırıyor. Boşanma oranları artıyor ama toplumun boşanan kadına bakışı aynı hızda değişmiyor.

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi’nde yayımlanan akademik bir çalışmada, boşanmış kadınların evliliği yürütememiş, bencil, toplumun refahını önemsemeyen bireyler olarak damgalandığı ortaya konuyor. Aynı çalışma, boşanma istatistikleri artmasına rağmen bu önyargıların sürdüğünü de gösteriyor. Peki boşanan erkek? O da “hata yaptı”, “olmadı” diyor ve hayatına devam ediyor. Üzerinde o damga yok. O yargı yok. O “evini koruyamadın” yok.

Damgalanmak bir strateji haline geliyor

Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi’nde Van’da boşanmış kadınlar üzerine yapılan bir araştırma, çarpıcı bir tabloyu gözler önüne seriyor. Boşanmış kadınlar, çevrenin baskı ve tacizlerine maruz kalmamak için ya tamamen görünmez olmayı seçiyor ya da kamusal alanda sürekli tetikte yaşamak zorunda kalıyor.

Görünmez olmak, boşanmış olduğunu saklamak, giyimine dikkat etmek, dışarı çıktığı saatleri kısıtlamak, arkadaşlıklarını sınırlandırmak… Bunların hepsi, “namussuz” damgasından kaçınmak için geliştirilen savunma mekanizmaları. Feminist Yaklaşımlar dergisinde yayımlanan bir makalede de belirtildiği gibi, boşanmış kadın zaman zaman “gayri meşru ilişkilere açık ve istekli” biri olarak algılanıyor. Bu algı, kadının özgürce yaşamasını değil, kendini sürekli ispat etmesini dayatıyor.

Ekonomik bağımlılık: Boşanmaya cesaret edememek

Toplumsal baskı tek başına değil, ekonomik kırılganlıkla birlikte çalışıyor. Feminist Yaklaşımlar dergisinin aktardığına göre, boşanan kadınlar ciddi gelir kaybına uğruyor; nafaka miktarları ya çok düşük tutuluyor ya da erkekler düzenli ödemiyor. Evlilik süresince bağımsız bir işte çalışmayan kadınlar ise boşanma sonrasında sosyal güvencesiz kalabiliyor. Bu tablo, pek çok kadının mutsuz bir evliliği sürdürmesinin nedeni olarak öne çıkıyor.

Boşanamamak değil, boşanmaya cesaret edememek. Çünkü cesaret ettiğinde ne ekonomik güvence var ne toplumsal destek ne de “iyi ki bitirdin” diyen bir ses. 2024 yılında boşanma davalarının büyük çoğunluğunu kadınların açtığı biliniyor. Yani boşanmak isteyen taraf çoğunlukla kadın ama ayrıldıktan sonra yargılanan da yine kadın.

Çocuklar annede, yük de annede

TÜİK verilerine göre 2024’te boşanmayla birlikte velayete verilen 186 bin 536 çocuğun büyük çoğunluğunun velayeti anneye verildi. Bu, annenin çocuğuna daha yakın olduğunu gösterir gibi görünse de aslında farklı bir tablo ortaya çıkarıyor: Bakım yükü yine kadına yükleniyor. Hem boşanmanın “başarısızlığı” ona atfediliyor hem de sonrasındaki tüm sorumluluk ona kalıyor. Çocuk sahibi boşanmış kadın, toplumun gözünde çifte yük taşıyor: Hem “evini dağıtan” hem de “çocukları sahipsiz bırakan” kadın. Oysa tek başına çocuk yetiştiren o kadın, aslında her şeyi taşıyan kadın.

Boşanmak özgürce olabilmeli

Boşanma hakkı yalnızca mahkeme kararından ibaret değildir. Gerçek anlamda bir hak olabilmesi için toplumun da o kararı suç gibi görmemesi gerekir. Bir kadının mutsuz bir ilişkiyi bitirmesi; başarısızlık değil, cesarettir. Aile kurumunu “korumak” adına kadını o ilişkide tutmaya çalışmak ise gerçek anlamda aileye saygısızlıktır.

Türkiye’de boşanma oranları her yıl rekor kırıyor. Bu rakamlar “aile çöküyor” haberleriyle sunuluyor ama hiç şu soru sorulmuyor: O evliliklerde ne yaşandı? Kadın ne çekti? Artık dayanamayıp ayrıldığında neden tek suçlu o oluyor? Boşanmak bir hak. Yargılanmak ise kader değil, toplumun kadına biçtiği rolün sonucu. Ve bu rol, değişmesi gereken tek şeydir.

Kaynakça

Türkiye İstatistik Kurumu. (2025, 24 Şubat). Evlenme ve boşanma istatistikleri, 2024.

Bloomberg HT. (2025, 24 Şubat). Boşanma hızı Cumhuriyet tarihinin zirvesinde.

Uğur, S. B., & Çiçekli, A. (2023). Boşanmış olmak: Kadınlara yönelik damga ve ön yargıları Ekşi Sözlük paylaşımları üzerinden okumak. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, (61), 191–227. 

Akgül Sarpkaya, O. (2013). Boşanmış kadınlarda toplumsal baskıya direnme stratejileri: Van örneği. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 6(26), 29–50.

Özar, Ş., & Yakut-Çakar, B. (2012). Aile, devlet ve piyasa kıskacında boşanmış kadınlar. Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, (16), 31–41.

Görsel kapak: bianet.org

Visited 16 times, 1 visit(s) today
Close