Yazar: 1:08 pm Köşe Yazıları

Ayşe Barım kararı: Kadınlar ve hukukun politizasyonu

2026 yılı şubat ayında İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, menajer ve iş insanı Ayşe Barım’a, 2013’teki Gezi Parkı protestolarına ilişkin olarak “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” suçundan 12 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Bu karar, iddianamenin başlangıçta 30 yıl hapis istemiyle hazırlanmasından sonra mahkemece verilen nihai cezayı oluşturdu.

Barım’ın savunmasında suçlamaları reddetmesine rağmen mahkeme bu kararı onayladı; tutuklama kararı verilmedi ancak yurt dışı çıkış yasağı sürdü. Mahkemenin Barım’ı hüküm giymesi, sadece bireysel bir dava değil, Türkiye’de protesto ve ifade özgürlüğünün yargı aracılığıyla sınırlandırılması tartışmasının merkezinde yer alıyor.

Hukuk sistemi cinsiyetçi mi?

Ayşe Barım davası, hukukun tarafsız ve eşitlikçi işleyişine dair daha geniş bir krizle ilişkilendirilebilir. Feminist hukuk teorisi, hukukun sadece kurallar bütünü değil aynı zamanda toplumsal güç ilişkilerini pekiştiren ve yeniden üreten bir kültürel alan olduğunu vurgular. Bu yaklaşım, hukukun kadınların deneyimlerine nasıl yanıt verdiğini, erkek egemen sosyal ilişkilerini nasıl meşrulaştırdığını ve toplumsal cinsiyet hiyerarşilerini nasıl yeniden ürettiğini sorgular.

Hukuk yapıları çoğu zaman formal eşitlik ilkesini savunsa da pratikte kadınlara ve marjinal gruplara yönelik ayrımcılığı pekiştiren kararlarla karşı karşıya kalınabilir. Bu durum demokratik hakların uygulanmasında da kendini gösterir: Protesto ve ifade özgürlüğü birkaç seçkinin denetiminde hukuki bir lütuf haline gelebilir.

Görsel kaynak: al-monitor.com

Delil yetersizliğine rağmen ağır yaptırımlar

Ayşe Barım davasında dikkat çeken nokta, mahkemenin somut delil yokluğuna rağmen siyasi bir suçlamayı cezalandırmasıdır. Barım’ın avukatlarının iddia ettiği gibi, dava açılmasına sebep olan ihbarın kaynak ifadesini hatırlamaması ve delil yetersizliği, hukuki sürecin keyfiliği tartışmalarını gündeme getirdi. Durumu feminist bir perspektiften değerlendirdiğimizde şu soruları doğuruyor: Hukuk gerçekten eşit vatandaşlığı koruyor mu yoksa devletin siyasi önceliklerini hukuki araçlarla mı tahkim ediyor? Protesto ve siyasi katılım, adalet sisteminin tolerans sınırının dışına mı itiliyor?

Özellikle 8 Mart feminist gece yürüyüşü gibi olaylarda devletin barışçıl protestoları hukuki gerekçelerle hedef alması ve bu süreçte protestocuların “yasaları ihlal eden” konumuna düşürülmesi feminist eleştirinin merkezinde yer alır. Bu eleştiri, hukukun eşit ve tarafsız değil, iktidarın politik hedefleriyle şekillenen bir mekanizma haline geldiğine işaret eder.

Türkiye’de sadece Ayşe Barım gibi bireylerin cezalandırılması değil; kadınların hak ihlallerine maruz kalması, kadına yönelik şiddet davalarında cezasızlık, polis şiddetine maruz kalan protestocuların yargılanması gibi pratikler, hukukun kadınlara karşı nasıl bir rol oynadığını tartışmaya açar. Bir hukuk sistemi, eğer eşit vatandaşlığın koruyucusu değil de siyasi güç ilişkilerinin hizmetkârı hâline geliyorsa, o sistemin özellikle kadınlara dönük adaleti sağlamada yetersiz kaldığını feminist bir mercekle görmek mümkündür.

Ayşe Barım kararı sadece bireysel bir hüküm değil, adalet sisteminin protesto hakları, siyasi katılım ve kadınların eşit yurttaşlık talepleri açısından yeniden düşünülmesi gereken bir dönemeçtir. Hukukun tarafsızlığını koruması ve kadınlara adil hukuki süreç sunması, feminist bakış açısından gerçek adaletin anahtarı olmaya devam ediyor.

Kaynakça:

BİA Haber Merkezi. (2026, 11 Şubat). Ayşe Barım’a 12 yıl 3 ay hapis cezası. Bianet.

Cumhuriyet. (2026, 11 Şubat). Ayşe Barım’a 12 yıl 6 ay hapis cezası! Cumhuriyet.

Francis, L. P. (2017/2024). Feminist philosophy of law. In E. N. Zalta (Ed.), The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Winter 2024 ed.). Stanford University.

Akdemir, Ç., & Tokdoğan, C. (2023). Resistance, law, and the limits of the disobedience framework [Article]. American Political Science Review.

Görsel kapak: ilketv.com.tr

Visited 16 times, 1 visit(s) today
Close