Hepimiz bazen iş stresi, gün sonu yorgunluğu, bitmek bilmeyen ev işleri, sadece bunaldığı anlar olabiliyor. Bazen sadece kafamızı dağıtmak için bile bazen neden izliyorum bunu dediğimiz yapımlar da karşımıza çıkabiliyor. Şimdi bu hafta sizlere çoğunu kendimin de izlediği kadın deneyimini merkeze alan 5 film önerisi ile geldim. Maksat çocuk ruhumuz şenlensin değil mi hanımlar. Başlıyoruz!
1. Ye, Dua Et, Sev
Julia Roberts’ın başrolünde yer aldığı Ye, Dua Et, Sev, Elizabeth Gilbert’in aynı adlı, kendi yaşam deneyimlerinden yola çıkarak kaleme aldığı kitabından beyazperdeye uyarlanıyor. Film, sancılı bir boşanma sürecinin ardından kendini yeniden bulmaya çalışan bir kadının içsel yolculuğunu merkezine alıyor. İtalya, Hindistan ve Bali’yi kapsayan bu arayış, Elizabeth için yalnızca coğrafi bir seyahat değil; aynı zamanda duygusal ve ruhsal bir dönüşüm alanı yaratıyor. Bu yolculuğun seyrini değiştiren duraklardan biri ise Javier Bardem’in canlandırdığı Felipe karakterinin hayatına dahil olması oluyor.

Görsel Kaynağı: martidergisi.com
2. Frida (2002)
Salma Hayek’in Frida Kahlo’ya hayat verdiği bu etkileyici yapım, genç yaşta geçirdiği ağır bir kaza sonrası uzun süre yatağa bağlı kalan Frida’nın, bu süreci kendi otoportreleri aracılığıyla aşma çabasını ve ardından dönüşen hayatını anlatıyor. Çoğumuz onu güçlü otoportreleriyle tanısak da film, Frida’yı yalnızca bir sanatçı olarak değil; Diego Rivera’ya yazdığı mektuplar, yaşadığı aşk, acı ve kırılganlıklar üzerinden bir kadın olarak da görünür kılıyor. Yaşadığı yoğun duygular, sanatını besleyen bir kaynak hâline gelirken, Hayek’in güçlü performansı sayesinde Frida’nın çok katmanlı kimliğine yakından tanıklık etme imkânı buluyoruz.
Film, 6 dalda Akademi Ödülü’ne aday gösterilmiş; makyaj ve özgün müzik dallarında 2 Oscar kazanmıştır.

Görsel Kaynağı: mubi.com
3. Şeytan Marka Giyer
Uzun bir aranın ardından devam filmiyle yeniden gündeme gelmeye hazırlanan Şeytan Marka Giyer’i, ikinci filmi izlemeden önce hatırlamak şart. Gazetecilik mezunu Andrea Sachs, iş bulma sürecinde Runway dergisinden geri dönüş alır ve efsanevi editör Miranda Priestly’nin (Meryl Streep) ofisine görüşmeye gider. Başta bu dünyaya ait olmadığını düşünen Andrea, işe başladıktan sonra uyum sağlamakta zorlanır; ancak kısa sürede kendini moda dünyasının en güçlü isimleriyle iç içe bulur.
Moda sektörünün parlak vitrininin ardındaki sert rekabeti ve görünmeyen baskıları fark eden Andrea, bu dünyanın kendisine göre olup olmadığını sorgulamaya başlar. Film, genç bir kadının kariyer yolculuğu üzerinden güç, başarı ve bedel kavramlarını tartışmaya açarken, gerçek bir hikâyeden esinlendiği iddialarıyla da dikkat çeker.

Görsel Kaynağı: tvplus.com.tr
4. Aklım Karıştı
Başrollerinde Winona Ryder ve Angelina Jolie’nin yer aldığı bu çarpıcı yapım, yaşanmışlıkların ruh sağlığı üzerindeki etkilerini güçlü bir anlatıyla ele alıyor. Bir intihar girişiminin ardından kendini bir ruh ve sinir hastalıkları merkezinde bulan Susanna Kaysen (Winona Ryder), burada kurduğu ilişkiler ve tanıştığı genç kadınların travmatik yaşam öyküleri aracılığıyla kendi iç dünyasıyla yüzleşmeye başlar.
Her biri farklı zorluklar ve psikolojik mücadeleler yaşayan bu kadınları bir araya getiren şey yalnızca ortak bir mekân değil; birlikte var olmanın, anlaşılmanın ve dayanışmanın açtığı yeni bir alan olur. Film, tam da bu karşılaşmalar üzerinden şekillenen bir iyileşme ve farkındalık hikâyesi anlatır.

Görsel Kaynağı: netflix.com
5. Mona Lisa Gülüşü
Katherine Watson (Julia Roberts), 1953 yılında sanat tarihi öğretmeni olarak Kaliforniya’dan Massachusetts’teki Wellesley Koleji’ne gelir. Savaş sonrası Amerika’sında, ülkenin en başarılı öğrencilerinin eğitim aldığı bu prestijli kurumda genç kadınların sahip oldukları imkânları özgürce değerlendirebileceklerini düşünür. Ancak kısa sürede, çevresindeki değer yargılarının bilgi ve yetkinlikten çok statü ve evlilik üzerinden şekillendiğini fark eder.
Okuldaki öğretmenlerden Nancy Abbey’e göre, genç bir kadının en büyük başarısı iyi bir eğitim değil, parmağındaki evlilik yüzüğüdür. Bu bakış açısına karşı duran Katherine, hem meslektaşlarının hem de öğrencilerinin tepkisiyle karşılaşır. Tüm suçlamalara rağmen, öğrencilerinin hayatlarında düşünsel bir dönüşüm yaratmak için mücadele etmeyi sürdürür.

Görsel Kaynağı: mubi.com
Animasyon köşesi: Yürüyen Şato
Hayao Miyazaki’nin sevilen yapımlarından Yürüyen Şato, izleme listemizin en özel duraklarından biri. Küçük bir şapkacı dükkânı işleten Sophie, bir gün yolu gizemli büyücü Howl ile kesişince hayatı bambaşka bir yöne evrilir. Kötülükler Cadısı’nın yaptığı büyüyle aniden yaşlı bir kadına dönüşen Sophie, bu beklenmedik değişimin ardından yeniden Howl’un dünyasına adım atar.
Sophie’nin bedeniyle birlikte algısının ve cesaretinin de dönüştüğü bu yolculuk, birlikte çözüm arayışına girilen bir hikâyeye dönüşür. Yürüyen Şato, yalnızca büyülü bir anlatı değil; kadınlık, yaş alma ve kendini kabullenme üzerine incelikli bir masal olarak izleyicisini sarar.

Görsel Kaynağı: mubi.com
Kaynak:















