Marksist feminizm, Karl Marx ve Friedrich Engels’in düşünceleri etrafında şekillenmiştir. Kapitalizm, sınıflı toplum yapısı ve ekonomi Marksist feministlerin en sık vurguladığı kavramlar olarak öne çıkmaktadır. Bu yaklaşım, kadınların toplumsal konumunu bireysel tercihler ya da biyolojik farklılıklar üzerinden değil, üretim ilişkileri ve ekonomik yapı üzerinden analiz eder.
Bu kurama göre; kadınların ezilmişliği ve ikincil konumlandırılışını cinsiyet farklılığı ile değil, kapitalist üretim tarzının bir sonucu olarak ele alırlar. Kadınların toplumsal hayattaki konumu, kapitalist sistemin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmekte; emek, üretim ve yeniden üretim süreçleri bu eşitsizliğin temelini oluşturmaktadır.
Sınıf ilişkileri ve cinsiyet temsili
Toplumsal yapının ana unsurunu sınıf ilişkileri olarak gören Marksist feministlere göre; burjuvazi erkeğin, proletarya ise kadının temsili olarak sunulmaktadır. Bu temsil, yalnızca ekonomik bir ayrımı değil, aynı zamanda güç, otorite ve karar mekanizmalarına erişimdeki eşitsizliği de görünür kılmaktadır.
Kadının ücretsiz ev içi emeği, kapitalist düzen tarafından sömürülmekte ve bu sistem içinde kadınlar, cinsiyet ayrımından ziyade sınıfsal ayrıcalıklardan dolayı da sömürülmekte ve ezilmektedir. Ev içi emek, üretken olmadığı varsayılarak değersizleştirilmekte; ancak kapitalist sistemin devamlılığı için vazgeçilmez bir işlev üstlenmektedir.
Emek, cinsiyet ve yabancılaşma
MacKinnon, “Feminist Bir Devlet Kuramına” isimli eserinde Marksizm’de geçen “emek” kavramının karşılığı olarak feminizmde “cinsiyet” kavramını öne çıkarmaktadır. Bu yaklaşım, kadınların maruz kaldığı eşitsizliğin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal ve ideolojik bir yapı tarafından üretildiğini ortaya koymaktadır.
Marksizm’de öne çıkan “yabancılaşma” olgusu, kadınlar üzerinde etkili olmaktadır. Kadınların ev içinde kalmaları ve ev dışındaki alanda kendilerini var edememeleri, toplumun bir parçası olduklarını hissedemeyip kapitalist sistem tarafından sömürülüyor olmaları yabancılaşmayı arttırmaktadır. Bu durum, kadınların hem kendi emeklerine hem de toplumsal varoluşlarına yabancılaşmalarına yol açmaktadır.
Ev içi emeğin görünür kılınması ve çifte yük
Marksist feminizm, kadınların ev içi emeğinin görünür kılınması için özel alandan ve kadının sorumluluğundan çıkarılarak toplumsallaşması ve ücretlendirilmesi gerektiğini dile getirmektedirler. Ev içi emeğin yalnızca “kadının görevi” olarak görülmesi, eşitsizliğin yeniden üretildiği temel alanlardan biri olarak tanımlanmaktadır.
Kadınlar toplumsal yapı içerisinde hem ev içi emekleriyle hem de iş hayatındaki emekleriyle çifte yük altında kalmakta, bu durum kadınların kapitalist sistem içerisinde sömürülmesine ve “ucuz işgücü yaratan”, “edilgen”, “bağımlı” işçi sınıfı olarak konumlandırılmasına sebep olmaktadır. Bu çifte yük, kadınların ekonomik bağımsızlıklarını ve toplumsal güçlenmelerini sınırlayan yapısal bir soruna işaret etmektedir.
Marksist feministler, kadının özgürleşmesi adına ev içi emeğin ücretlendirilmesi ve ev içi emeğin toplumsallaşacağı bir düzen kurulmasını vurgulamışlardır. Bu talepler, KadınKöy toplumsal cinsiyet sözlüğünde de vurgulanan “emek”, “görünmez emek” ve “yeniden üretim” kavramlarının merkezinde yer almaktadır.
Kaynakça:
Akar, A. (2021). Feminist ögelerin reklamlara (femvertising) yansıması: Geleneksel medya ve sosyal medya reklamları üzerine bir analiz (Yüksek lisans tezi, Yaşar Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İletişim Anabilim Dalı). Yaşar Üniversitesi.
Coşmuş, S. (2008). Feminist söylem açısından televizyon reklamlarında sunulan kadın imgesi (Yüksek lisans tezi). Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Sevim, A. (2005). Feminizm. İstanbul: İnsan Yayınları.














