Yazar: 6:32 pm Köşe Yazıları 1 Yorum

Siyah Poşette Gizlenen Doğallık: Regl Tabusu

Regl ne zaman konuşulmayacak kadar özel, taşınamayacak kadar kirli bir mesele haline geldi? Regl ne zamandan beri siyah poşetlere saklanan, pis ve ayıp sayılan bir hastalıkmış gibi anlatılıyor?

Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı hayatının büyük bir döneminde regl oluyor. Bugün dünya üzerinde 800 milyondan fazla insan, aktif olarak regl döneminde olmakla beraber bir insan ortalama ömrünün yaklaşık yedi yılını regl olarak geçiriyor. Yani regl, bireysel değil evrensel bir deneyim olarak konumlanıyor. Ve bu deneyim, her ne kadar biyolojik olarak olağan ve sağlıklı bir sürece işaret etse de içinde yaşadığımız toplumsal yapı nedeniyle birçok kişi için utanılması gereken bir “sorun” ve “tabu” haline geliyor.

Regl Yoksulluğu

Regl yoksulluğu; yalnızca hijyenik ped, tampon gibi temel sağlık ve hijyen ürünlerine erişememekle sınırlı olmamakla beraber aynı zamanda o ürünlerin erişilemez hale gelmesiyle birlikte okula gidemeyen kız çocuklarını, çalışamayan kadınları, toplumdan geri çekilen bireyleri de içermekte ve bu dönemi sağlıklı koşullarda geçirememenin utancıyla içine kapanmak anlamına da gelmektedir. Maddi yetersizlikler de regl dönemini yalnızlaştırmakta özellikle dezavantajlı bölgelerde, hijyenik ped yerine hijyenik olmayan ürünleri kullanan kadınların sayısı da artmaktadır. Özellikle hijyenin sağlanamaması ise kadınlar için enfeksiyon ve hastalık riskini arttırmaktadır. Ve regl yoksulluğu, toplumsal bir sessizliğin ve sistematik ihmalkârlığın sonucu olarak ortaya çıkmakla beraber kültürel, sosyal ve hatta dilsel bir yok sayılmanın da sonucu olarak toplumda var olmaktadır.

Türkiye’de binlerce genç kız, ilk regl olduğunda utanmakta, saklanmakta ya da korkmaktadır çünkü toplum olarak, bu olağan ve sağlıklı biyolojik döngüyü yıllarca konuşmaktan kaçındık; regl olmayı bir “kadın sırrı” gibi gizledik. Ancak bu sır, kadınların yaşamının olağan bir parçasıyken, onu gizlemek için gösterilen çaba da olağanüstü hale geldi. Regl sadece biyolojik bir süreç olmamakla beraber aynı zamanda bastırılan, susturulan ve görünmezleştirilen bir konu olarak toplumda var olmaktadır. Bu utanç, ihtiyaç duyduğu desteği bulamayan her genç kadında daha da derinleşerek yankı bulmaktadır.

Regl Bir “Hastalık” Değildir!

Kültürel ve toplumsal belleğimizde regl hâlâ “ayıp”, “pis”, “gizli” ya da “tehlikeli” olarak kodlanıyor. Üstelik sadece erkekler tarafından değil, kadınlar arasında da çoğu zaman regl bir “hastalık” gibi konuşuluyor. Regl, tıbbi olarak bir hastalık değil; doğurganlıkla bağlantılı, sağlıklı ve düzenli işleyen bir vücut sisteminin göstergesidir. Ancak kültürel ve toplumsal anlatılar; bu süreci bir rahatsızlık, bir sorun, hatta bir utanç vesilesi gibi kodlamıştır. Bu kodlama en çok da ev içinde, anne-kız ilişkisinde ve toplumsal ilişkiler bağlamında kamusal alanda kendini belli etmektedir.

Birçok kız çocuğu ilk regl olduğunda neyle karşılaştığını bile tam olarak bilmeden, utançla karışık bir yalnızlık hissiyle annesine giderken çoğu zaman anneden gelen açıklama da “bilgilendirici” olmaktan çok “öğüt verici” olmaktadır: “Kimseye söyleme”, “Baban duymasın”, “Artık dikkatli olman gerekiyor”… Bu cümleler regl sürecini açıklamak yerine regl olmanın toplumdan gizlenmesi gereken bir şeye dönüştüğünü ima etmektedir.

Oysa bir kız çocuğu regl olma sürecinden çok, onun hakkında konuşmamaya hazırlıksız yakalanmaktadır. Çünkü regl çoğu evde hâlâ konuşulmayan ve konuşmaktan ısrarla kaçınılan bir konu haline gelmiştir. Ne zaman başlayacağı, ne sıklıkla geleceği, nelere dikkat edilmesi gerektiği, hangi ürünlerin nasıl kullanılacağı gibi temel bilgiler çoğunlukla paylaşılmaz. İlk kez regl olan bir kıza tokat atmak gibi toplum arasında yaygınlaşmış tuhaf ritüeller, hâlâ bazı yerlerde ‘regl olduğunu kutlamak’ yerine onu sessizce hizaya sokmanın bir aracı olarak görülmektedir. “Yanakların al al olsun” denilerek atılan bu tokatlar, aslında regl olmanın doğallığını değil, bastırılması gerektiğini güçlü şekilde fısıldamaktadır.

Pek çok genç kız regl döneminde ne hissedeceğini, hangi ürünü nasıl kullanacağını ya da neyin normal, neyin sorunlu olduğunu bilmeden bu süreci yaşamaya çalışmaktadır.Dahası, regl yalnızca annelerle konuşulmakta; babalar bu denklemden tamamen çıkarılmaktadır. Birçok ailede babalar regl konusunu bilmesi gerekmeyen, “duymasa daha iyi olur” denen figürlere dönüştürülmektedir. Regl böylece yalnızca kadınlar arasında fısıldaşarak konuşulan bir sırra, erkeklerin ise bilmemesi gereken bir “kadın meselesine” dönüşmektedir. Bu dışlama, regl olan bireylerin yalnızlığını artırırken; erkek çocukların da regl konusundaki bilgisizliğini ve bilinçsizliğini kalıcılaştırmaktadır.

Regl hakkında konuşmanın eksikliği, regl hijyenine dair bilgi eksikliğini de beraberinde getirmektedir. Hangi ürün sağlıklı? Ped ne sıklıkla değiştirilmeli? Tampon veya kap kullanmak zararlı mı ya bu ürünler nasıl kullanılmalı? Regl döneminde beslenme, spor ya da ağrı yönetimi nasıl olmalı? Bu sorular çoğu zaman yanıtsız kalmaktadır. Çünkü bu bilginin aktarımı hem özel hem de kamusal alan içinde yoktur. Regl olmanın kendisi kadar, regl ürünlerinin nasıl kullanılması gerektiği de utançla örtülen bir olgu haline gelmektedir.

Bu bilgisizlik, ekonomik yoksunlukla birleştiğinde regl yoksulluğunu daha da derinleştirir. Birçok kişi hijyen ürünlerine erişse bile onları nasıl kullanacağını, ne kadar sürede değiştirmesi gerektiğini ya da hangi koşullarda enfeksiyon riskinin artabileceğini bilmez. Bu bilgiye ulaşmak ise çoğu zaman internet forumlarına ya da arkadaş fısıltılarına kalmaktadır. Yani regl süreci; sadece görünmez değil, bilinmez bir hâle de gelmektedir.

Oysa regl ne bir sırdır ne bir hastalık. Bilgiyle, açık iletişimle ve sağlıklı kamusal politikalarla yönetilmesi gereken doğal bir süreçtir. Bunu konuşabildiğimiz, çocuklara açıkça anlatabildiğimiz, babaların da bu konunun parçası olduğu bir toplumda; regl yoksulluğu, utancı ve sessizliği sona erebilir.

Siyah Poşette Satılan Sessizlik

Marketlerden hijyenik ped alırken yaşanan o bildik sahneye kadınlar olarak ne yazık ki hepimiz aşinayız: Ürün önce kat kat gazeteye sarılır, ardından siyah bir poşete konur. Bu neredeyse otomatikleşmiş hareket, regl olmanın nasıl sistematik biçimde görünmezleştirildiğinin bir dışavurumudur. O siyah poşet, yalnızca ürünü değil; regl deneyimini, beden bilgisini ve kadın sağlığını da saklamaktadır. Üstelik bu davranışın kökeninde çoğu zaman bir kadının değil, rafın arkasındaki erkek satıcının bakışına duyulan endişe yer almaktadır. Saklama yalnızca markette değil, sosyal hayatta da devam eder. Kadınlar, çantalarının bir köşesine gizledikleri pedi arkadaşlarından sessizce alır; tuvalete gitmek için bedenlerini sakınarak, dikkat çekmeden yürürler. Okulda, iş yerinde, kamusal alanda regl olduğunu belli etmek neredeyse bir “mahcubiyet sebebi” sayılır. Regl olan bir kadının ağrısı anlaşılmaz, şikayeti abartı görülür; hatta bazen işini aksattığı düşünüldüğünde yetersizlikle bile suçlanır. Bu durum, regl olan bireylerin hem fiziksel hem duygusal yükünü daha da ağırlaştırır.

Regl, doğal bir biyolojik döngüdür ama bu doğallık yıllar boyunca; toplumsal normlar, dini ve kültürel kodlarla baskılanmış, suskunlukla terbiye edilmeye çalışılmıştır. Bunun sonucunda ise; kadınlar regl sürecini konuşmaz, regl olan genç kız sessizleşir, anneler bile bu konudan bahsetmeye çekinir hale gelirler. Bu tabunun nesilden nesile aktarılması ise regl yoksulluğundan daha derin bir “regl bilgisizliği” yaratmaktadır.

Regl, Bir Ayrıcalık Değil Haktır!

Regl bir sağlık meselesidir. Hatta daha doğrusu, bir insan hakkı meselesidir. Ped, tampon gibi hijyenik ürünler bir ayrıcalık değil; herkesin kolayca erişebileceği temel ihtiyaçlar olmalıdır. Bugün dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye’de de hâlâ hijyenik ürünler lüks sayılmakta, bu ürünlere hâlâ vergi uygulanmakta, fiyatları sürekli artmakta ve kamusal alanda ücretsiz erişim yaygın olmamaktadır. Oysa bu ürünler lüks değil, yaşamsal bir ihtiyaçtır. Regl ürünleri ücretsiz olmalı, okullarda ve kamusal alanlarda erişilebilir hâle getirilmeli, vergiden muaf tutulmalıdır.

Bunların yanında asıl derin yoksulluk, regl hakkında konuşulamıyor olmasıdır. Regl; kadınların biyolojik döngüsü içerisinde gerçekleşen sağlıklı olmakla bağlantılı olan bir döngü olmasına rağmen toplum olarak regl üzerine konuşmayı ne yazık ki hâlâ “ayıp”, “özel”, “rahatsız edici” buluyor ve regl sürecini “pis” ya da “kirli” bir süreç olarak nitelendiriliyoruz.

Regl konuşulmalıdır. Yalnızca kadınlar arasında değil, toplumun tamamında. Çünkü bu bir kadın meselesi değil, bir insan hakları meselesidir. Ebeveynler çocuklarına regl hakkında bilgi vermeli, okullar bu eğitimi sistematik olarak sunmalı, medya ise bu konuyu görünür kılmalıdır.

KadınKöy olarak regl yoksulluğunu görünür kılmak için buradayız, biliyoruz ki regl sağlığı, hijyenle sınırlı değil. Onurla, hakla, görünürlükle, eşitlikle ilgilidir.

Çünkü regl utanılacak değil, konuşulacak bir şeydir.
Çünkü regl yalnızca kadınların değil, toplumun tamamının sorumluluğundadır.
Çünkü siyah poşetlere saklanan her şey, aslında hepimizin gözünün önündedir.

28 Mayıs Dünya Menstrüel Hijyen Günü’nde, regl hakkında konuşmaya devam edeceğiz.
Ta ki o siyah poşetler kalkana ve regl utanılacak değil, normalleşecek bir gerçek olana kadar.

Visited 40 times, 1 visit(s) today
Close