Yazar: 5:21 pm İnceleme-Eleştiri

Kadın köleliğinin tarihi: İlk ambarlardan pamuk plantasyonlarına

Kölelik çoğu zaman insanların zorla çalıştırılması olarak anlatılır. Bu durum doğru olmakla birlikte, kadınların deneyimini açıklamak için yeterli değildir. Çünkü kadın köleler yalnızca emek gücü olarak kullanılmadı; bedenleri, evlilikleri, çocukları, annelikleri ve cinsellikleri de başkalarının denetimi altına alındı.

Kadın köleliğinin tarihi, köleliğin genel tarihine eklenmiş küçük bir başlık değil; köleliğin ne anlama geldiğini en çıplak biçimde gösteren alanlardan biridir.

Görsel Kaynağı: greecehighdefinition.com

Köleliğinin tarihi

Köleliğin ortaya çıkışı yalnızca tarımla açıklanamaz. İnsanlar çok eski dönemlerden beri bitkileri tanıyor, ekiyor ya da topluyordu. Asıl kırılma, tarımın yerleşik, depolanabilir, kayıt altına alınabilir ve vergilendirilebilir bir üretim düzenine dönüşmesiyle yaşandı. James C. Scott, Tahıla Karşı kitabında bu noktaya dikkat çeker: Devletin asıl ilgisi toprağın işlenmesinden çok, ürünün ölçülebilmesi, saklanabilmesi ve emek gücünün denetlenebilmesidir.

Ambarlar, kayıtlar, vergi, zorunlu çalışma ve siyasal otorite bir araya geldiğinde, savaşta ele geçirilen ya da borç yüzünden bağımlı hâle gelen insanlar üretim düzenine zorla bağlanabildi. Kadın tutsaklar bu düzende özel bir yere sahipti. 

Scott’ın dikkat çektiği gibi, ilk devletlerde kadın tutsaklar en az emekleri kadar üreme kapasiteleriyle de değerli görülüyordu. Çocuk ve anne ölüm oranlarının yüksekliği, salgınların ve yerleşik hayatın sağlıksız koşulları, tarım için sürekli insan gücüne duyulan ihtiyaçla birleşince, doğurganlık devlet açısından stratejik bir mesele hâline gelmişti. Bu nedenle doğurma çağındaki köle kadınlar yalnızca çalışan bedenler değil, gelecekteki emek gücünün de kaynağıydı. Scott burada hayvan evcilleştirmesiyle sert ama açıklayıcı bir paralellik kurar: Sürülerde çoğalma potansiyelini artırmak için çok sayıda dişi hayvanın az sayıda erkekle birlikte tutulması gibi, ilk devletler de kadın tutsakların üreme kapasitelerini denetleyerek insan gücünü çoğaltmaya çalıştı. Böylece kölelik ataerkiyle birleşti; kadın köle, hem emeği hem bedeni hem de doğuracağı çocuklar üzerinden mülkleştirildi.

Görsel Kaynağı: worldhistory.org

Erken devletlerde kadın köle: Hane, soy ve doğurganlık

Erken devletlerde kadın kölelerin durumu her toplumda aynı değildi. Mezopotamya, Mısır ve Yunan dünyasını tek bir model gibi düşünmek yanıltıcı olur. Yine de bu toplumlarda kadın kölelerin ev, aile ve soy düzeni içinde önemli bir yer tuttuğunu gösteren izler vardır. Kadın köle; ev içinde çalışabiliyor, çocuk bakabiliyor, dokuma ve gıda üretimine katılabiliyor, kimi zaman miras ve çocukların statüsüyle ilgili hukuki düzenlemelerin parçası hâline gelebiliyordu.

Mezopotamya bu açıdan önemli bir örnektir. Hammurabi Kanunları’nda kadın kölelerin çocuk doğurmasıyla ilgili maddeler bulunur. Bir kadın kölenin çocuk doğurması, onun hanedeki yerini etkileyebiliyor; çocuk doğurmaması ya da hane düzeni içinde istenen rolü yerine getirmemesi durumunda satılması mümkün olabiliyordu. Bu, kadın kölenin yalnızca iş gücü olarak değil, hanenin devamı ve soy düzeni açısından da değerli görüldüğünü gösterir.

Görsel Kaynağı: fiveable.me

Antik Yunan’da kadın köleler ev hizmetinde, çocuk bakımında, dokuma ve tekstil üretiminde, tarımsal işlerde ve hane ekonomisinin farklı alanlarında yer aldı. Özellikle dokuma, yemek hazırlığı, temizlik, su taşıma ve çocuk bakımı gibi işler kadın kölelerin gündelik hayatının önemli parçalarıydı. Bazı kadın köleler ev içinde görünmez bir emek gücü olarak çalışırken, bazıları daha ağır üretim süreçlerine ya da sahiplerinin kişisel hizmetine bağlanabiliyordu. Bu yüzden Antik Yunan’daki kadın köleliği tek bir deneyime indirgenemez. Köle kadınların yaptıkları işler, gördükleri muamele ve statüleri şehirden şehre, haneden haneye ve sahip oldukları konuma göre değişebilirdi. 

İmparatorluklarda kadın kölelik: Cariyelik, statü ve hane düzeni

Roma, Çin ve Osmanlı gibi uzun ömürlü imparatorluklarda kölelik daha karmaşık kurallara bağlandı. Bu sistemlerde kölelik; savaş esirliği, ev hizmeti, saray düzeni, cariyelik, borç ve statü ilişkileriyle iç içeydi. Bazı köleler için azat edilme ya da statü değiştirme ihtimali vardı. Bu ihtimal köleliği hafifletmez; yalnızca eski kölelik rejimlerinin tek tip olmadığını gösterir.

Roma’da kölelik çok yaygındı ve sertti. Köleler madenlerde, tarlalarda, evlerde, atölyelerde ve eğlence sektöründe çalıştırıldı. Kadın köleler de ev hizmetinde, çocuk bakımında, dokumada, tarımda ve kimi zaman cinsel hizmet alanlarında yer aldı. Evde doğan köleler, yani vernae, köle nüfusunun önemli bir parçasıydı. Bu da kadın kölelerin yalnızca çalıştırılan kişiler olmadığını, köle nüfusunun devamı açısından da önemsendiğini gösterir.

Osmanlı’da da kölelik ve cariyelik vardı. Cariyelik kimi popüler anlatılarda yumuşatılarak sunulur; fakat özünde kadın bedeninin erkek, hane ve saray iktidarının denetimine sokulmasıdır. Bazı cariyelerin statü kazanması ya da azat edilmesi bu gerçeği ortadan kaldırmaz. Çünkü istisnai yükselme hikâyeleri, sistemin mülkiyet ve denetim ilişkisi üzerine kurulu olduğu gerçeğini değiştirmez.

Bu toplumlarda herkesin köle sahibi olamadığını da unutmamak gerekir. Köle ya da cariye edinmek ekonomik güç gerektiriyordu. Bu nedenle köle sahibi olmak çoğu zaman belirli sınıflara özgü bir imtiyaz ve statü göstergesiydi. Eski kölelik düzenlerinde ağır sömürü ve şiddet vardı; ancak bunlar çoğu zaman modern Atlantik köleliğinde görüldüğü gibi ırka dayalı, kalıtsal ve mutlak bir “aşağı insan” kategorisi üzerine kurulmamıştı.

Görsel Kaynağı: eefshp.org

Batı sömürgeciliği: Irk, insan dışılaştırma ve kadın bedeni

Atlantik dünyasında kölelik yeni bir sertlik kazandı. Burada kölelik yalnızca esir alma ya da zorla çalıştırma meselesi değildi; ırksallaştırılmış, kalıtsal ve kitlesel bir mülkiyet rejimine dönüştü. İnsanlar yalnızca ele geçirilmediler; renkleri, soyları ve doğacak çocuklarıyla birlikte köleliğe mahkûm edildiler.

Afrika’dan milyonlarca insan Amerika’ya taşınmadan önce, kıtanın yerli halkları sömürgeciliğin ilk şiddet dalgasını yaşadı. İspanyol ve Portekiz sömürgeciliği yalnızca toprakları değil, yerli bedenleri de kontrol altına aldı. Encomienda gibi sistemler kâğıt üzerinde kölelik sayılmasa da pratikte yerli halkı zorla çalıştıran düzenlerdi. Kadınlar madenlerde, tarlalarda ve sömürgeci evlerinde çalıştırıldı; cinsel şiddete maruz kaldı.

Yerli halklara yönelik insan dışılaştırma da bu sürecin parçasıydı. Avrupa’nın kutsal kitap merkezli dünya tasavvurunda bu halkların yeri tartışmaya açıldı; “tam insan” sayılıp sayılamayacakları, ruhlarının olup olmadığı, Hristiyanlığa zorla mı yoksa ikna yoluyla mı sokulacakları gibi sorular üzerinden sömürgeci şiddete meşruiyet üretildi. Bu tartışmalar, katliamı, zorla çalıştırmayı ve toprak gaspını meşrulaştıran ideolojik zeminin parçasıydı.

Atlantik köleliğinde ise kadın bedeni doğrudan mülkiyetin çoğalmasının aracı hâline getirildi. Köleleştirilmiş bir kadından doğan çocuğun da köle sayılması, kadınların doğurganlığını gelecekteki servetin kaynağına dönüştürdü. Siyah kadınlar tarlada erkeklerle birlikte çalıştırıldı; ama aynı zamanda cinsel saldırı, zorla üreme, çocuklarından koparılma ve ailelerinin parçalanmasıyla da karşı karşıya kaldı.

Mary Prince ve Harriet Jacobs: Kadın köleliğinin sesi

Atlantik dünyasını anlamak için Mary Prince ve Harriet Jacobs gibi kadınların anlatıları çok önemlidir. Mary Prince, 1788’de Bermuda’da köle olarak doğdu. Çocuk yaşta annesinden ve kardeşlerinden koparıldı, farklı sahipler arasında satıldı; Bermuda, Grand Turk Adası ve Antigua’da çalıştırıldı. Kendi hayatını “bir kasaptan diğerine” gitmek gibi tarif etmesi, köle pazarının insanı nasıl alınıp satılabilir bir varlığa dönüştürdüğünü gösterir.

Prince’in hayatında aileden koparılma, ev hizmeti, tuz havuzlarında ağır çalışma, sahip şiddeti ve evliliğinin tanınmaması iç içeydi. Kocası özgür bir siyah erkekti; fakat Mary Prince hâlâ sahibinin mülkü sayılıyordu. 1831’de yayımlanan The History of Mary Prince, Britanya’da yayımlanan ilk siyah kadın köle anlatısı oldu ve kölelik karşıtı tartışmalara köleliği yaşamış bir kadının sesiyle katıldı.

Mary Prince

Görsel Kaynağı: blackhistorymonth.org.uk

Harriet Jacobs ise 1813’te Kuzey Carolina’da köle olarak doğdu. Incidents in the Life of a Slave Girl adlı anlatısını Linda Brent takma adıyla yayımladı. Jacobs, efendisi Dr. Flint’in genç yaşlarından itibaren kendisini taciz, tehdit ve denetim altında tutmaya çalıştığını anlatır. Onun metni, köleliğin kadınlar için yalnızca çalıştırılma değil, bedenleri ve çocukları üzerinden sürekli kontrol edilme anlamına geldiğini gösterir.

Harriet Jacobs

Görsel Kaynağı: bbc.com

Kongo’da kauçuk terörü: Kendi toprağında rehin olmak

Kölelik tarihini yalnızca Amerika’ya taşınan insanlar üzerinden anlatmak eksik olur. Afrika’da kalan birçok insan da kendi topraklarında Avrupa sömürgeciliği altında zorla çalıştırıldı. Atlantik köle ticareti yasaklandıktan sonra bile, 19. yüzyılın sonlarında Avrupalı güçler Afrika’da yeni zorunlu emek düzenleri kurdu. Bunun en kanlı örneklerinden biri, Belçika Kralı II. Leopold’un Orta Afrika’da kurduğu Kongo Bağımsız Devleti’ndeki kauçuk rejimiydi.

Kongo’da şirketler ve sömürge görevlileri, erkekleri ormanlarda kauçuk toplamaya zorlamak için kadınları ve çocukları rehin aldı. Köyler basılıyor, aile üyeleri kamplara kapatılıyor, erkeklere istenen miktarda kauçuk getirmedikleri sürece eşlerinin ve çocuklarının serbest bırakılmayacağı söyleniyordu. Bu kamplar açlık, hastalık ve cinsel şiddet alanlarıydı. Kongo örneği, kadın bedeni üzerindeki denetimin yalnızca ev, aile ya da cinsellik meselesi olmadığını; küresel kapitalizmin hammadde ihtiyacının da doğrudan parçası hâline getirilebildiğini gösterir.

Görsel Kaynağı: reparationscomm.org

Sonuç: Kadın köleliğinin uzun tarihi

Kadın köleliğinin uzun tarihi, köleliği yalnızca emek sömürüsü olarak anlatmanın yetersiz olduğunu gösterir. İlk tarım toplumlarından antik hanelere, imparatorlukların saray ve hizmet düzenlerinden Amerika’nın plantasyonlarına ve Kongo’nun kauçuk rejimine kadar kadın köleler farklı biçimlerde denetlendi.

Kadınlara yönelik bu denetim her dönemde aynı değildi. Mezopotamya’da kadın kölenin doğurduğu çocuk hane ve miras düzeni içinde önem kazanabildi. Yunan dünyasında bazı kadın köleler ev içi üretimin ve cinsel sömürü ağlarının parçası oldu. Roma ve Osmanlı gibi imparatorluklarda kadın kölelik hane, saray, hizmet ve cariyelik ilişkileri içinde şekillendi. Batı emperyalizmi ve kapitalizmle gelişen kölelikte ise kadın bedeni ırksallaştırılmış, kalıtsal ve kitlesel bir mülkiyet düzeninin merkezine yerleştirildi.

Ataerki bu tarihte yan unsur değildir. Kadın köle, yalnızca köle olduğu için değil, kadın olduğu için de farklı bir baskı alanına sokuldu. Erkek köleliğinin tarihinde şiddet, emek ve mülksüzleştirme önemliyse; kadın köleliğinin tarihinde hane, soy, cinsellik, doğurganlık ve annelik üzerindeki denetim de aynı derecede önemlidir. İnsan yalnızca emeğiyle değil, bedeni, soyu ve geleceğiyle mülkleştirildiğinde köleliğin ne anlama geldiği en açık biçimde kadın kölelerin tarihinde görünür.

Kaynaklar:

James C. Scott, Tahıla Karşı: İlk Devletlerin Derin Tarihi

Doctrine of Discovery – World History Encyclopedia

theguardian.com

theguardian.com

Vatican repudiates ‘Doctrine of Discovery’ used to justify colonialism after demands from Indigenous peoples – ABC News

britannica.com

Kölelik – Olmaz Öyle Saçma Tarih – Emrah Safa Gürkan – B31

A Brief History Of The Origins Of Slavery: Chapter 1

Visited 1 times, 1 visit(s) today
Close