Yazar: 8:53 am Kültür-Sanat

Savaş ve ataerkil düzen arasındaki ilişki: Virginia Woolf’un Üç Ginesi üzerine

Savaş, yalnızca askeri bir çatışma değil; aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizlikleriyle iç içe geçmiş yapısal bir olgudur. Feminist kuram, savaşın ataerkil düzen tarafından üretildiğini ve bu düzeni yeniden beslediğini savunurken, Virginia Woolf’un Üç Gine eseri bu ilişkiyi en güçlü biçimde ortaya koyan metinlerden biridir.

Savaş ve ataerkillik ilişkisi

Savaş ve ataerkil düzen, birbirini besleyen ve meşrulaştıran iki paralel olgu olarak karşımıza çıkar. Ataerkil yapı; otoriterliği, rekabeti ve saldırganlığı “hegemonik erkeklik” normları olarak yücelterek toplumları militarizme ve çatışmaya psikolojik olarak hazırlar. Bu eril paradigmada, kadınlar karar alma mekanizmalarından ve kamusal alandan dışlanarak cephe gerisinde savaşın yıkıcı sonuçlarına mahkûm edilirken, erkekler de hiyerarşik düzen içinde hükmetmeye ve şiddet uygulamaya programlanır.

Görsel Kaynağı: acikradyo.com.tr

Virginia Woolf’un Üç Gine eserinde de vurguladığı gibi; kadınların eğitim olanaklarından ve ekonomik bağımsızlıklarından mahrum bırakılması, onları bu eril savaş sanayisine rıza göstermek zorunda bırakır. Dolayısıyla, kalıcı bir dünya barışının inşası, sadece silahların susmasına değil; militarizmi doğuran ve kadını tahakküm altına alan ataerkil zihniyetin kökten tasfiye edilmesine bağlıdır.

Virginia Woolf: Edebiyata bakış

Virginia Woolf, modern edebiyatın ve feminist eleştirinin en önemli öncülerinden biri olarak kadın çalışmalarında çığır açan bir figürdür. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yapısal bir sorun olarak ele alan yazar, kadınların entelektüel ve sanatsal potansiyellerini gerçekleştirebilmelerinin önündeki en büyük engellerin kamusal alandan dışlanma, eğitimsizlik ve ekonomik bağımsızlığın olmaması olduğunu savunmuştur. Kendine Ait Bir Oda adlı denemesinde, bir kadının özgürce üretebilmesi ve düşünebilmesi için maddi güvenceye ve kendine ait bağımsız bir alana sahip olması gerektiğini ifade etmiştir. Üç Gine eserinde ise bu düşünceyi daha da ileri taşıyarak, kadınların maruz kaldığı bu mikro ayrımcılıkların ve ekonomik mahrumiyetlerin, erkek merkezli faşizm, militarizm ve savaş mekanizmalarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koymuştur. Woolf, edebi ve kuramsal mirasıyla kadınların edilgen birer figür olmaktan çıkıp, toplumsal ve siyasal dönüşümün aktif özneleri haline gelmeleri gerektiğinin altını çizmiştir.

Virginia Woolf: Üç Gine eseri

Virginia Woolf’un 1938 yılında yayımlanan Üç Gine (Three Guineas) adlı eseri; yükselen faşizmin, yaklaşan İkinci Dünya Savaşı’nın ve kökleşmiş ataerkil sistemin kıskacındaki Avrupa medeniyetini yapısal olarak sorgulamak amacıyla kaleme alınmış feminist manifesto niteliğindedir. Eser, “Savaşı önlemek için ne yapmalıyız?” sorusunu yönelten burjuva sınıfından bir erkeğin mektubuna Woolf’un verdiği uzun ve gecikmeli bir yanıt formunda inşa edilmiştir. Woolf, savaş olgusunu salt askeri ya da politik bir kriz olarak görmez; aksine savaşı, erkeği hükmetmeye, rekabete ve şiddete programlayan hiyerarşik ataerkil düzenin kaçınılmaz bir çıktısı olarak tanımlar. Eserde bahsi geçen ve sembolik birer yardım fonunu temsil eden “üç gine”, eril savaş sanayisine karşı durabilmek adına üç stratejik alana bölünmüştür: Kadınların eğitim alabileceği kolejlerin desteklenmesi, kadınların mesleki kuruluşlara kabul edilmesi ve savaşın önlenmesini hedefleyen derneklere yardım yapılması.

Kitapta savaş ve ataerkillik ilişkisi, birbirini var eden döngüsel bir mekanizma olarak açıklanır. Eril düzen; hırslı ve saldırgan davranışları “erkeklik normu” olarak överek toplumları savaşa hazırlar. Bu yapıda erkeklik güçle, kadınlık ise zayıflıkla özdeşleştirilir. Militarizm, kadını salt “vatansever evlatlar doğuracak bir araç” olarak görürken, savaşlarda kadının bedenini bir ganimet haline getirir. Kadınların eğitimden ve kararlardan dışlanması ise devletin ve ordunun tamamen erkeklerin tekelinde kalmasına yol açarak bu militarist çarkın dönmesini sağlar. Woolf, kadının bu dışlanmışlığını ve erkeklerin uğrunda savaştığı dünyaya ait olmadığını şu sözüyle özetler: 

“Bir kadın olarak benim aslında ülkem yok. Bir kadın olarak ülke istemiyorum. Bir kadın olarak benim ülkem bütün dünyadır.”

Kitapta eğitim, bu eril döngüyü kırmak adına kritik bir alan olarak ele alınır. Woolf, erkeklerin gittiği geleneksel okulların hiyerarşiyi ve savaşçılığı öğrettiğini savunur. Kadınların eğitim hakkı ise erkek egemen dünyanın şiddet diline ortak olmadan, barışçıl bir düşünce biçimi geliştirebilmeleri için hayati bir zorunluluktur. 

Sonuç olarak; ataerkil düzen ve savaş, birbirini doğrudan var eden ve besleyen iki suç ortağıdır. Erkek egemen sistem; çocukluktan itibaren hırsı, gücü, rekabeti ve saldırganlığı ideal erkeklik rolleri olarak toplumun hafızasına kazır. Erkeklik kimliği savaşma gücüyle, kadınlık kimliği ise zayıflık ve boyun eğmeyle özdeşleştirilerek eşitsizlik kurumsallaştırılır. Savaş, ataerkil zihniyetin en somut ve en yıkıcı etkilerindendir. Bu nedenle, militarizm çarkının dönmesini sağlayan erkek egemen yapı kurumsal ve zihinsel düzeyde devam ettiği sürece dünyada şiddetin son bulması zor olacaktır.

Kaynakça:

  • Taner, B., & Gökalp, Z. (2019). Kadın ve Savaş: Sosyal Boyutta Bir Analiz. Kadın Araştırmaları Dergisi1(18), 13-30.
  • Uslu, C., Doğanyılmaz Duman, D., & Duman, G. (2023). Toplumsal Cinsiyet Rollerini Virginia Woolf Üzerinden Düşünmek: “Kendine Ait Bir Oda”. Izmir Democracy University Social Sciences Journal6(2), 198-212.
  • Woolf, V. (2023). Üç gine (İ. Güzel, Çev.). İletişim Yayınları.
Visited 9 times, 2 visit(s) today
Close