Yazar: 4:20 pm İnceleme-Eleştiri

Sünnet şöleni, regl suskunluğu

Sünnet Şöleni, Regl Suskunluğu
Geçiş ritüelleri toplumsal cinsiyet eşitsizliğini nasıl yeniden üretiyor?

Sünnet; davullar, konvoylar ve takı törenleriyle kutlanırken regl; “aman kimseler duymasın” denilerek pembe vergiyle satın alınan pedlere sarılarak sessizce çöpe atılıyor.

Türkiye’de hemen hepimiz bir sünnet düğünü davetiyesiyle karşılaşmışızdır. Konvoylar hazırlanır, salon tutulur, takılar takılır, fotoğraflar paylaşılır. Tıbbi bir müdahale, kültürel olarak bir başarıya; hatta oğlan çocuğunun “erkekliğe ilk adımı” olarak görülen kamusal bir kutlamaya dönüşür. Oysa kız çocuklarının ergenliğe geçişinin doğal bir parçası olan regl çoğu zaman sessizlik içinde yaşanır. Pedler gizlice okul çantalarına yerleştirilir, ped isterken ses alçaltılır, kan lekesi telaşla saklanır. Çünkü ona öğretilen ilk şey bedenini değil, bedeninin izlerini saklamaktır. 

Aynı toplum, iki farklı bedensel deneyimi birbirinden tamamen farklı biçimlerde anlamlandırır. İlk bakışta biri kültürel bir gelenek, diğeri biyolojik bir süreç gibi görünse de sosyolojik açıdan her ikisi de çocukluktan toplumsal cinsiyet rejimine geçişi simgeleyen önemli eşiklerdir. Sosyolog ve antropolog Arnold van Gennep’in “geçiş ritüelleri” (rite of passage) olarak tanımladığı bu süreçler, bireyin yalnızca biyolojik değil, toplumsal statüsünün de yeniden tanımlandığı anlardır. Fakat bu yeniden tanımlama eşit biçimde gerçekleşmez.

Görsel Kaynağı: tr.pinterest.com

Bedenler arasında kurulan sembolik hiyerarşi

Oğlan çocuğunun bedeni kamusal olarak kutlanırken, kız çocuğunun bedeni mahremiyet sınırları içine çekilir. Oğlan çocuğunun bedeni alkışlarla görünür kılarken, kız çocuğuna bedenini ve bedeninin izlerini görünmez hâle getirmesi öğretilir. Böylece biyolojik farklılıklardan çok daha fazlası üretilir; bedenler arasında sembolik bir hiyerarşi kurulur. Bir beden gururla sergilenmeye değer görülürken, diğeri sessizlik içinde yönetilmesi gereken bir alan olarak inşa edilir.

Sessizlik tesadüf değil

Michel Foucault’nun “biyoiktidar” kavramı tam da burada açıklayıcı bir çerçeve sunar. Foucault’ya göre iktidar yalnızca yasalarla ya da cezalarla işlemez; bedenleri biçimlendirerek, onları nasıl yaşayacağımızı ve nasıl görünür olacağımızı belirleyerek de işler. Hangi bedenin kutlanacağına, hangisinin gizleneceğine, hangi deneyimin kamusal alana taşınacağına ve hangisinin mahrem kabul edileceğine ilişkin normlar, iktidarın bedenler üzerindeki en gündelik fakat en etkili işleyişlerinden biridir. Bu nedenle tartışılan yalnızca reglin konuşulmaması değildir. Kadın bedeninin küçük yaşlardan itibaren disipline edilmesidir.

Regl olan kız çocukları yalnızca biyolojik bir deneyim yaşamaz; aynı zamanda bedenlerini nasıl yaşayacaklarını da öğrenirler. Pedlerini görünmeyecek şekilde saklamayı, regl olduklarını belli etmemeyi, utanç duyulması gereken bir durum varmış gibi davranmayı içselleştirirler. Bu görünmez kurallar yalnızca aile içinde değil; okulda, sağlık kurumlarında, medyada ve gündelik dilde de yeniden üretilir. Erkek çocuklarının sünnet haberleri gururla sosyal medyada paylaşılırken, regl hâlâ reklamlarında bile mavi sıvılarla temsil edilen bir deneyimdir. Ped satın alırken ürünü göstermeyecek bir poşete konulmasının olağan karşılanması ya da regl üzerine konuşurken sesin istemsizce alçalması tesadüf değildir. Bunlar, bedenlerin kamusal alanda nasıl var olabileceğine ilişkin toplumsal kuralların gündelik yaşamdaki yansımalarıdır. Tam da bu nedenle biyolojik süreçlerden çok, bu süreçlere yüklenen kültürel anlamlar üzerinde düşünmek gerekir. Çünkü bedenler doğaları gereği utanılacak ya da kutlanacak değildir; onları bu şekilde anlamlandıran toplumsal normlar ve iktidar ilişkileridir. 

Utanç nasıl öğrenilir?

Pierre Bourdieu’nun “bedensel hexis” kavramı bu içselleştirme sürecini anlamamıza yardımcı olur. Toplum yalnızca düşüncelerimizi değil, bedenimizi kullanma biçimimizi de şekillendirir. Habitus, toplumsal düzenin bedenin içine yerleşmesidir; bedensel hexis ise bunun gündelik hareketlere, jestlere, duruşa ve reflekslere dönüşmüş hâlidir. Regl döneminde pedini kolunun içinde saklayarak tuvalete gitmek, ped isterken fısıldamak ya da çantanın en görünmez bölümüne yerleştirmek yalnızca bireysel tercihler değildir. Bunlar, kadın bedeninin nasıl davranması gerektiğine ilişkin toplumsal beklentilerin bedene kazınmış izleridir. 

Bir konvoyun sesi, bir pedin sessizliği

İşte bu yüzden sünnet şölenleri ile regl suskunluğu birbirinden bağımsız iki olgu değildir. İkisi de aynı toplumsal cinsiyet rejiminin farklı yüzlerini oluşturur. Biri erkekliğin kamusal olarak onaylanmasını sağlarken, diğeri kadınlığın sessizlik içinde öğrenilmesini sağlar. Biri görünürlüğü ödüllendirirken diğeri görünmezliği erdem hâline getirir.

Belki de bir toplumun toplumsal cinsiyet rejimini anlamak için büyük siyasal tartışmalara bakmaya gerek yoktur. Bazen cevap, bir sokaktan yükselen sünnet konvoyunun sesinde ve okul tuvaletinde sessizce uzatılan bir pedde saklıdır. O ses ile o sessizlik arasındaki mesafe ise bize yalnızca bedenleri değil, toplumsal cinsiyeti de nasıl inşa ettiğimizi anlatır.

Kaynakça:

  • Atılgan, E. Ü. (2024). Haksız tahrik: Bir erkeklik hakkı (T. Bora, Ed.). İletişim Yayınları.
  • Bourdieu, P. (2015). Eril Tahakküm (B. Yılmaz, Çev.). Bağlam Yayınları.
  • Foucault, M. (2015). Cinselliğin Tarihi 1: Bilme İstenci (H. U. Tanrıöver, Çev.). Ayrıntı Yayınları.
  • van Gennep, A. (1960). The rites of passage (M. B. Vizedom & G. L. Caffee, Trans.). University of Chicago Press. (Original work published 1909)
Visited 11 times, 1 visit(s) today
Close