“Lavender marriage” ya da Türkçeye çevrilebilecek haliyle “lavanta evliliği”, dışarıdan bakıldığında heteroseksüel görünen fakat asıl işlevi taraflardan birinin ya da ikisinin cinsel yönelimini/toplumsal cinsiyet kimliğini toplumdan gizlemek olan evlilikleri anlatır. En basit tanımıyla bu, aşk evliliğinden çok bir korunma düzenidir. Kimi zaman eşcinsel iki bireyin birbirine “toplumsal kalkan” olmasıdır; kimi zaman da bir kişinin kendi kimliğini ailesinden, iş çevresinden, mahallesinden ya da devletten saklamak için evliliği bir perde gibi kullanmasıdır.
Terim bugün farklı biçimlerde kullanılsa da temelinde aynı mesele vardır: İnsanların kendi hayatlarını açıkça yaşayamadığı bir toplumda, evlilik bir sevgi kurumundan çok güvenlik zırhına dönüşür.

Görsel Kaynağı: gcn.ie
Terim nereden geliyor?
Lavanta renginin queer kimlikle ilişkilendirilmesi aslında çok daha eskiye, antik Yunan’a kadar uzanıyor. Kadınlara duyduğu aşkı şiirlerinde işleyen ünlü şair Sappho, sevgilisini “menekşe taçlar”la betimlemişti; 1920’lerde eşcinsel kadınlar da Sappho’ya bir gönderme olarak birbirlerine menekşe çiçeği hediye etme geleneği geliştirdi. Eşcinsel erkekler için ise mor tonu 1890’larda öne çıktı: Oscar Wilde, Dorian Gray’in Portresi romanında eşcinsel anları “mor saatler” ifadesiyle tarif etmiştir.
1930’lara gelindiğinde “lavender” kelimesi, artık doğrudan eşcinsel topluluğunu hedef alan, damgalayıcı bir terime dönüşmüştü. Soğuk Savaş döneminde ise “lavender scare” (lavanta korkusu) ifadesi, ABD hükümetinde çalışan eşcinsellere yönelik sistematik tasfiyeyi tanımlamak için kullanıldı. 1950’lerde ABD’de eşcinsel kamu çalışanları “güvenlik riski” sayılarak işlerinden edildi; 1953 tarihli Başkanlık Kararnamesi 10450, “sexual perversion” ifadesiyle eşcinselliği federal çalışanlar için soruşturma ve tasfiye gerekçesi haline getirdi. National Park Service’e göre bu dönemde tahminen 7.000 ila 10.000 federal çalışan cinsel yönelimleri nedeniyle işten çıkarıldı ya da istifaya zorlandı.
Terim, 1960’ların sonunda topluluk tarafından yeniden sahiplenildi: Özellikle aktivist eşcinsel kadınların kurduğu “Lavender Menace” (Lavanta Tehdidi) grubu, mitinglerde lavanta rengi kurdele ve kolluklar takarak kelimeyi bir direniş simgesine dönüştürdü. İşte “lavender marriage” ifadesi de bu uzun tarihsel çağrışımın üzerine inşa oldu ve özellikle 20. yüzyılın ilk yarısında, Hollywood stüdyo sisteminin altın çağında yaygınlaşan bir evlilik pratiğini tarif etmeye başladı.
Terimin tarihi Hollywood’un vitrininde görünür hale geldi
Terimin tarihçesi özellikle 20. yüzyıl Hollywood’u ile anılır. Sinema endüstrisinin yıldız sisteminde oyuncuların yalnızca perdedeki rolleri değil, özel hayatları da pazarlanıyordu. Stüdyolar için “makbul yıldız” çoğu zaman heteroseksüel, aile kurmaya uygun, skandaldan uzak bir figürdü.
Bu nedenle eşcinsel ya da biseksüel olduğuna dair söylenti çıkan bazı oyuncular, kariyerlerini korumak için karşı cinsten biriyle evlenmeye yönlendirildi. Lavender marriage, bu yönüyle sadece iki kişinin özel kararı değil; işverenin, basının, hayran kitlesinin ve ahlak polisliğine soyunan kamuoyunun birlikte kurduğu bir baskı mekanizmasının sonucuydu. Böyle bir atmosferde evlilik, yalnızca aile baskısından kaçmak için değil, işini, gelirini, itibarını ve bazen hayatını korumak için de kullanılan bir kamuflajdı.

Görsel Kaynağı: wikimedia.org
Evlilik her zaman iki tarafın bildiği bir anlaşma olmayabilir
Lavender marriage, genellikle iki tarafın da durumu bildiği ve karşılıklı rızaya dayanan bir “maske evlilik” (örneğin eşcinsel bir erkek ve kadının evlenmesi) olarak bilinse de, bazen tek taraflı da olabilir. Kimliğini gizlemek isteyen kişi eşine gerçeği söylemediğinde, mesele sadece toplumdan saklanmanın ötesine geçerek eşin hayatını eksik bilgiyle şekillendirmeye dönüşür. Elbette bu her zaman bilinçli bir aldatma planı değildir; kişi kendi yönelimini henüz kabullenmemiş veya toplumun dayattığı tek tip hayat senaryosu içinde kendi hakikatini bastırmış olabilir.
Gizlenen gerçek yalnızca saklayan kişiye zarar vermez
Gerçeğin yıllarca saklanması, durumu bilmeyen eş için ciddi duygusal yıkımlar doğurabilir. Eşinin kendisine romantik veya cinsel olarak neden uzak olduğunu anlayamayan kişi; kendini yetersiz ve sevilmeyen biri olarak hissedebilir, yıllar sonra gelen itirafla “hayatım elimden alındı” duygusu yaşayabilir. Farklı yönelimlerden kişilerin evlilikleri (mixed-orientation marriage) üzerine yapılan çalışmalar; özellikle gizliliğin ve geç açıklamaların her iki taraf için de kaygı, depresyon ve derin bir güven kaybı yarattığını göstermektedir.
Evlilik hâlâ toplumun “normal insan belgesi” gibi görülüyor
Lavender marriage bize evlilik hakkında da rahatsız edici bir şey söyler: Toplum evliliği hâlâ “normal insan belgesi” gibi görüyor.
Evli olmak, özellikle kadınlar için saygınlığın; erkekler için “düzgünlük” ve “aile adamlığı” imajının parçası sayılıyor. Bu yüzden evlilik bazen aşkın değil, toplumsal kabulün kapısı oluyor. O kapıdan geçemeyenler ise “eksik”, “ayıp”, “tehlikeli” ya da “ahlaksız” ilan ediliyor. Oysa kimsenin insan sayılmak için evlenmeye, makbul görünmek için heteroseksüel rolü yapmaya, ailesini kaybetmemek için kendi kimliğini inkâr etmeye ihtiyacı olmamalı.
Lavender marriage’i konuşmak, kimin kimi kandırdığına dair magazinsel bir merak değil; insanların neden kendi hayatlarını ancak sahte bir hikâyenin içine saklayabildiğini sormaktır.
Asıl eleştiri insanları saklanmaya zorlayan düzene yönelmeli
Eleştirinin hedefi yalnızca bireyler olamaz. Evet, ilişkilerde dürüstlük ve rıza esastır; bir eşin hayatını gerçeği saklayarak belirlemek ağır bir haksızlıktır. Ama daha büyük haksızlık, insanları dürüst olamayacakları toplumlara mahkûm etmektir.
Bir toplumda insanlar evlenmeden de aile sayılabiliyorsa, queer olduklarında işlerini kaybetmiyorsa, kadınlar boşandığında cezalandırılmıyorsa, aileler çocuklarını “el âlem”e karşı değil kendi mutlulukları için seviyorsa, “lavender marriage” bir zorunluluk olmaktan çıkar.
Kaynakça:












