Yazar: 10:53 am Köşe Yazıları

Algoritmanın elediklerinden misiniz?

Editör Notu: Bu yazı, yazarın kişisel deneyimleri ve görüşleri temel alınarak kaleme alınmış bir köşe yazısıdır. Metinde yer alan değerlendirmeler yazara aittir; kullanılan araştırma ve örnekler, kişisel deneyimin toplumsal bağlamını tartışmaya açmak amacıyla paylaşılmıştır.

Meğer algoritma beni eliyormuş

Geçtiğimiz günlerde LinkedIn’de bir paylaşım okudum. Bir araştırmadan ve Amerika’da açılan bir davadan söz ediliyordu. İddiaya göre bazı işe alım algoritmaları, belirli adayları daha en baştan görünmez hâle getiriyordu. Haberde anlatılanlar, son yıllarda yaşadığım deneyimlerle şaşırtıcı ölçüde örtüşüyordu. Meğer algoritma beni eliyormuş.

Amerikan yazılım şirketi Workday’e karşı açılan davada, işe alım süreçlerinde kullanılan yapay zekâ destekli sistemlerin özellikle 40 yaş üstü, siyahi ve engelli adayları sistematik biçimde dezavantajlı konuma düşürdüğü öne sürülüyor. İddiaya göre algoritmalar doğrudan yaş ya da etnik köken sormasa da; mezuniyet tarihleri, kariyer boşlukları veya çalışma geçmişindeki kesintiler gibi veriler üzerinden adayları filtreleyebiliyor. Ancak tartışma bununla sınırlı değil. Araştırmalar, çocuk bakımı nedeniyle verilen kariyer aralarının işe dönüş sürecini zorlaştırabildiğini ve annelerin işe alım süreçlerinde çeşitli önyargılarla karşılaşabildiğini gösteriyor.

Almanya’da yapılan bir saha araştırması da annelerin işverenler tarafından hâlâ çeşitli önyargılarla değerlendirildiğini gösteriyor. Araştırmacılar bu durumu “ebeveynlik cezası” olarak tanımlıyor. Bu noktada birçok kadın gibi ben de kendimi hikâyenin içinde buldum. Çünkü ben de çalışma hayatına ara vermek zorunda kalanlardan biriyim.

Kariyer arası mı, hayatın kendisi mi?

Ebeveyn olduktan sonra kariyerime mecburi bir ara verdim. Bu süreçte kurumsal bir işte tam zamanlı çalışamıyordum. Ancak üretmeyi bırakmadım. Annelik rolümün dışında da var olmaya, kendimi geliştirmeye ve değer üreten kadın kimliğimi korumaya çalıştım. Açıkçası kolay değildi. Bugün geriye dönüp baktığımda bununla gurur duyuyorum. Destek almadan çocuk büyütmek hem fiziksel hem de psikolojik olarak oldukça zorlu bir süreç. Bu nedenle hayatımdaki en kendimden razı olduğum rol, annelik oldu. Ancak bu yazının konusu o değil.

Çalışma hayatına verdiğim bu aranın bazı sonuçları olacağını biliyordum. Bu nedenle boş durmadım. Daha önce çalıştığım sektörle ilgili güzel bir eğitim aldım, aynı zamanda her fırsatta farklı alanlarda kendimi geliştirmeye çalıştım. İş hayatına döndüğümde daha güçlü bir aday olmak istiyordum.

Motivasyonum yüksekti. Oğlum beş yaşındaydı, ailemize yakın bir yere taşınmıştık. Şartlar değişmişti. Çalışmaya hazırdım. Sonra iş arama süreci başladı. Bir yıl boyunca başvurular yaptım. Başlangıçta seçici davranıyordum. Ancak zaman geçtikçe, süreç uzadıkça ve iş bulamadıkça bu seçicilik yerini “hangi iş olursa yapacağım artık” düşüncesine bıraktı. Nitekim kabul edildiğim ilk işe girdim. Ancak hayal ettiğim dönüş bu değildi. Düşük ücretler, eksik ve geciken maaşlar, emeğin karşılığını alamama hissi… Zaten kendi mesleğimi yapamıyordum; üstelik dönüşüm de hiç beklediğim gibi olmamıştı.

Görünmez olmak

Bir süre sonra kendimi 37 yaşında, onlarca başvuru yapmış ama geri dönüş alamayan biri olarak buldum. Kariyer sitelerindeki başvurularım görüntülenme bile almıyordu. Aklıma gelen herkese özgeçmişimi gönderiyor, şirketlere doğrudan e-posta atıyor, ağımı genişletmeye çalışıyordum. Üstelik çalışma geçmişim ve deneyimim, başvurduğum bazı pozisyonların gerektirdiğinin de üzerindeydi. Yine de sonuç değişmiyordu.

Bir gün evime yaklaşık iki saat uzaklıktaki bir iş için görüşmeye gittim. İzmir’de iki saatlik mesafenin ne kadar ciddi bir uzaklık olduğunu bilen bilir. Ancak görüşmeye çağrılmak bile o kadar nadir hâle gelmişti ki mesafeyi önemsemedim. Telefon görüşmesinde hangi semtte yaşadığımı paylaşmış olmama rağmen, mülakat sırasında uzaklık nedeniyle tercih edilmeyeceğimin bana açıkça hissettirildiği bir görüşme oldu. Dönüş yolunda ağladığımı ve telefonda eşime “Yaşıtlarım CEO oldu, bir de bana bak” dediğimi hatırlıyorum. Benim o gün döktüğüm gözyaşı, kaybettiğim bir kariyer için değildi. Hele o işe alınmadığım için hiç değildi.

Beni rahatsız eden şey, insanın sürekli kendini ispatlamak zorunda bırakılmasıydı. Aynı zamanda sistem tarafından tercih edilmeyen ya da görünmez olan tarafta olma hissiyle mücadele etme durumu. “Çocuğunuz da varmış, mesaimiz bazen esneyebiliyor, bazı günler geç çıkmamız gerekebiliyor; sizin için sorun olur mu?” denmesi mesela. Çocuklu erkek adaylara bu sorunun ne sıklıkla yöneltildiğini gerçekten merak ediyorum. Elbette her anne çocuğuyla vakit geçirmek ister. Ama bunu babalar da ister. Eğer bunu hâlâ yalnızca kadınların meselesi olarak görüyorsak, sorun zaten burada başlamıyor mu? Bir noktadan sonra mesele iş bulmak olmaktan çıkıyor. Mesele, görünmez hâle gelmek oluyor.

Bir özgeçmişten fazlası

Elbette yalnızca kariyerine ara veren kadınlar değil; çok iyi eğitim almış, üst düzey pozisyonlarda çalışmış erkeklerin de benzer zorluklar yaşadığını görüyoruz. Ekonomik koşullar, dönüşen iş piyasası ve teknolojik filtreler birçok kişiyi aynı noktada buluşturuyor. Bu nedenle yaşadıklarımı kişisel bir başarısızlık hikâyesi olarak görmüyorum. Tam tersine, bunun daha büyük bir sistem tartışmasının parçası olduğunu düşünüyorum.

Belki de yapay zekâ destekli işe alım sistemlerinin en büyük riski burada ortaya çıkıyor: İnsan hayatını satırlara, boşluklara ve anahtar kelimelere indirgemek. Oysa bir kariyer arasının arkasında çocuk büyütmek olabilir. Bir algoritma özgeçmişteki üç yıllık boşluğu görebilir; ancak o üç yıl boyunca uykusuz geceler geçiren, bakım emeği veren, bir çocuğun dünyasını kuran ya da yeniden ayağa kalkmaya çalışan insanı göremez. Bir iş değişikliğinin arkasında bakım emeği olabilir. Bir boşluğun arkasında hastalık, ekonomik kriz, göç olabilir. Ya da doğrusal ilerlemeyen bir kariyerin arkasında, çoğu kişinin hiç göstermek zorunda kalmadığı bir yeniden başlama cesareti olabilir. Bunların hiçbiri özgeçmişte tam olarak görünmez. Ama insanı insan yapan şey çoğu zaman tam da bu görünmeyen kısımlardır.

Bugün dönüp baktığımda şunu biliyorum: Sorun bende değildi. Ben yalnızca hayatın doğal akışı içinde bir süreliğine çalışma hayatına ara vermiştim. Fakat bazı sistemler, duraklamayı başarısızlıkla karıştırıyor. Oysa insan hayatı bir özgeçmişten çok daha karmaşık; bir algoritmanın okuyabileceğinden çok daha derin.

Kaynakça:

Hipp, L. (2025). Damned if You Do, Damned if You Don’t? Experimental Evidence from Germany on Hiring Discrimination Against Mothers with Short Family Leave. Work and Occupations.

Hong, X., Zheng, X., Yuan, H., & Ni, C. (2025). Parenthood Penalties in Academia: Childcare Responsibilities, Gender Role Beliefs and Institutional Support. arXiv.

Visited 38 times, 1 visit(s) today
Close