2026 yılı, insanlığın iklim krizinin etkilerini en yoğun biçimde hissettiği dönemlerden biri olarak kayıtlara geçiyor. Dünya genelinde sıcaklık rekorları kırılırken kuraklık, su kıtlığı, gıda güvensizliği ve zorunlu göçler milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkiliyor. Ancak bu kriz herkesi aynı şekilde etkilemiyor.
Birleşmiş Milletler, uluslararası kadın örgütleri ve çeşitli araştırma kurumlarının yayımladığı son raporlar, iklim değişikliğinin toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini derinleştirdiğini ve kadınlar üzerinde çok daha ağır sonuçlar yarattığını ortaya koyuyor.

Görsel Kaynağı: news.un.org
Yaşam koşullarını zorlaştıran kuraklık
Özellikle Küresel Güney olarak adlandırılan Afrika, Asya ve Latin Amerika’daki birçok bölgede kadınlar iklim krizinin ilk ve en sert etkileriyle karşı karşıya kalıyor. Kuruyan su kaynakları nedeniyle kadınlar ve kız çocukları her gün daha uzak mesafelere yürüyerek su taşımak zorunda kalıyor.
Tarımsal üretimin azalması ise ailelerin geçim kaynaklarını tehdit ederken, kadınları güvencesiz ve düşük ücretli işlere yöneltiyor. Kırsal bölgelerde yaşayan milyonlarca kadın, kuraklık ve toprak kaybı nedeniyle ekonomik bağımsızlığını yitiriyor. İklim kaynaklı afetler yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve fiziksel riskleri de artırıyor. Sel, yangın ve kuraklık gibi afetlerin ardından yaşanan zorunlu göç süreçlerinde kadınlar daha yüksek düzeyde şiddet, ayrımcılık ve güvencesizlikle karşı karşıya kalıyor.
Eğitim olanaklarının azalması, sağlık hizmetlerine erişimin zorlaşması ve bakım yükünün artması da kadınların yaşam koşullarını ağırlaştırıyor. Uzmanlar, iklim krizinin mevcut toplumsal eşitsizlikleri büyüten bir “çarpan etkisi” yarattığını vurguluyor.

Görsel Kaynağı: womendeliver.org
Ekofeminizm bir çözüm mü?
Bu noktada ekofeminizm yaklaşımı yeniden önem kazanıyor. Eko-feminist düşünceye göre doğanın sömürülmesi ile kadın emeğinin ve bedeninin sömürülmesi aynı güç ilişkilerinin sonucudur. Bu nedenle iklim adaleti ile toplumsal cinsiyet adaleti birbirinden ayrı düşünülemez. Kadınların karar alma süreçlerinden dışlandığı bir dünyada sürdürülebilir çevre politikalarının başarıya ulaşması mümkün görünmüyor. Ancak kadınlar bu hikâyede yalnızca mağdur değil, aynı zamanda çözümün ve direnişin de öncüleri konumunda.
Dünyanın farklı bölgelerinde yerli kadın toplulukları ormanları, nehirleri ve yaşam alanlarını korumak için mücadele yürütüyor. Amazon havzasındaki yerli kadın liderler, madencilik ve ormansızlaşmaya karşı uluslararası kampanyalar düzenlerken; Türkiye’de Akbelen, Kazdağları ve benzeri çevre mücadelelerinde kadınlar en ön saflarda yer alıyor. Yerel yaşam alanlarını savunan bu hareketler, çevre mücadelesi ile kadın hakları mücadelesinin nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.
İklim krizi ve kadın temsili
2026 yılı aynı zamanda kadınların iklim politikalarındaki temsilinin artırılması yönündeki küresel taleplerin güçlendiği bir dönem olarak öne çıkıyor. Uluslararası kuruluşlar, hükümetlerden iklim politikalarının oluşturulmasında kadınların daha fazla söz sahibi olmasını talep ediyor. Çünkü araştırmalar, kadınların katıldığı çevre yönetimi ve doğal kaynak koruma projelerinin daha sürdürülebilir sonuçlar ürettiğini ortaya koyuyor.
İklim krizinin etkileri her geçen gün ağırlaşırken, çözüm yollarının da daha kapsayıcı hale gelmesi gerekiyor. Kadınların bilgi birikimi, yerel deneyimleri ve örgütlü mücadeleleri, yalnızca toplumsal eşitlik açısından değil, gezegenin geleceği açısından da kritik önem taşıyor. Bu nedenle iklim adaleti mücadelesinin başarısı, kadınların haklarının ve karar alma süreçlerindeki yerinin güçlendirilmesiyle doğrudan bağlantılı görülüyor.
Kaynakça:
UN Women & United Nations Department of Economic and Social Affairs (UN
DESA). Progress on the Sustainable Development Goals: The Gender Snapshot
(2025–2026).
Association for Women’s Rights in Development (AWID). Climate Justice and
Feminist Futures Reports (2025–2026).
Women Deliver 2026 Conference Reports. Anti-Rights Movements, Climate
Justice and Ecofeminism Panels (Mayıs 2026).
United Nations Framework Convention on Climate Change (UNFCCC). Gender
Action Plan and Climate Change Reports.
Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC). Sixth Assessment Report
(AR6) – Impacts, Adaptation and Vulnerability.













