Yazar: 8:54 am İnceleme-Eleştiri

Görünmez karar rejimlerinin en görünür hali: Çeyiz

Yuvayı kim kurar?

“Yuvayı dişi kuş kurar” derler;  kız çocukları evlilik çağına girdiği andan itibaren bu sözün gereği sessizce yerine getirilmeye başlanır. Çeyiz hazırlanır, yıllara yayılan bir ön hazırlık başlar. Bu cümle, doğaya dair masum bir tespitten çok, sorumluluğu tek bir tarafa sabitleyen toplumsal bir kabulün temsilidir. Birlikte yaşamanın gerektirdiği planlama, düzenleme ve sürdürme emeği bu sözle romantize edilir; kadına ait, doğal ve kendiliğinden bir özellik gibi sunulur. Böylece iki kişinin hayat kurma süreci, ortak bir karar alanı olmaktan çıkarak kadının üzerine sessizce yazılmış bir görev listesine dönüşür.

Tabakların çatalla uyumlu olup olmadığı, koltuğun gerçekten rahat mı yoksa sadece şık mı göründüğü, buzdolabı silinirken iz bırakıp bırakmadığı… Bu soruları neredeyse hiçbir zaman bir erkeğin ağzından duymayız. Bunun sebebi kadınların daha titiz ya da detaycı olması değildir. Asıl sebep, bu detayların ileride kimin sorumluluğunda olacağının baştan bilinmesidir. Bu sorular estetik tercihlerden çok, görünmez ev yükünün kime ait olacağının sessiz ilanlarıdır. Çünkü o tabaklar her gün yıkanacak, o koltuklar temizlenecek, o buzdolabı düzenlenecek ve bütün bu tekrar eden emek, ev kurulmadan çok önce kadına çeyiz alma evresiyle yavaş yavaş yüklenir.

Bu noktada bütün bu detaylar “seçme hakkı” olarak sunulur. Kadına, evle ilgili kararların ona bırakılması bir ayrıcalık gibi anlatılır; sanki ev onun alanıymış, sanki söz sahibi olmak güçle eşdeğermiş gibi. Oysa burada verilen şey gerçek bir karar yetkisi değil, sınırları baştan çizilmiş bir meşguliyet alanıdır. Kadın seçer; ama neyi seçeceği bellidir. Gündelik, tekrarlı ve sonuçları dönüp dolaşıp yine ona kalan kararları…

Erkek kararları ve statü ilişkisi

Böylece karar verme eylemi yön tayin eden bir güç olmaktan çıkar, hayatın sürdürülebilirliğini sağlamakla sınırlı bir sorumluluğa dönüşür. Erkeklerin gündelik kararlardan çekilmesi ise çoğu zaman uyumlu ve eşitlikçi bir jest gibi sunulur. “Sen bilirsin”, “nasıl istersen”, “hep senin dediğin oluyor” gibi cümleler bu geri çekilişi yumuşatır. Ama bu, karar verme yükünün sistematik biçimde kadına devredilmesidir. Erkekler tekrar eden, detaylı ve zihinsel enerji tüketen kararları geride bırakırken; yön belirleyen, sonuçları uzun vadeli olan kararların merkezinde kalmayı sürdürür. Buradaki fark basittir: Biri güç üretir, diğeri yorgunluk.

“Hep senin istediğini yapıyoruz” cümlesi, ilk bakışta bir fedakârlık gibi durur. Oysa pratikte, bütün önemsiz ama tüketici karar yığınının kadına bırakıldığının itirafıdır. Bu cümleyle birlikte erkek yalnızca kararın kendisinden değil, sorumluluğundan da geri çekilir. Yanlış bir seçimde eleştirilen kadın olur; doğru bir seçimde ise bu görünmezleşir. Kadın hem düşünen, hem seçen, hem de sonuçları taşıyan kişi haline gelirken; erkek karar vermemeyi bir stratejiye dönüştürmeden stratejik bir avantaj elde eder.

Erkeklerin karar verdiği alanlara bakıldığında tablo keskinleşir. Araba almak, ev almak, krediye girmek, bütçe planlamak, yatırım yapmak, taşınmak ya da taşınmamak… Bu kararlar tek seferliktir, büyük sonuçlar doğurur ve “akıl”, “mantık”, “risk” gibi kavramlarla çevrelenir, kamusal ve saygın kabul edilir; üzerine konuşulur, tartışılır, danışılır, ertelenir. Erkek bu kararlarla özdeşleştiğinde “sorumluluk alan”, “ailesini düşünen”, “geleceği planlayan” biri olarak konumlanır. Yani bu kararlar yalnızca hayatı yönlendirmez, karar verene statü de kazandırır.

“Seçme hakkı” mı, devredilmiş sorumluluk mu?

Kadının verdiği kararlar ise bütçeyi belirlemez ama bütçeye uymak zorundadır. Yön tayin etmez ama o yönün bütün ağırlığını taşır. Alınan evin yaşanır hale gelmesi, alınan arabanın düzeni, çizilen bütçenin mutfağa, eve ve gündelik hayata uygulanması kadının kararlarına bırakılır.

Erkek “büyük resmi” çizdiğini düşünürken, o resmin her gün dağılmadan ayakta kalması için gereken zihinsel emeği kadın üretir. Bu yüzden erkek kararları saygın, kadın kararları görünmezdir; erkek kararları takdir edilir, kadın kararları ise doğal ve kendiliğinden varsayılır. İşte bu görünmez karar rejimi, evlilik daha kurulmadan önce kendini belli eder.

Çeyiz: Masum bir gelenek mi, rol dağılımı provası mı?

Çeyiz, çoğu zaman evlilik hazırlığının masum bir parçası, hatta kadına ait bir alan gibi sunulur. Oysa bu süreç, evlilikteki iş ve karar dağılımının en baştan nasıl kurulacağını gösterir. Çeyizde yer alan eşyalar; yatırım, güvence ya da ortak geleceği şekillendiren araçlar değil, evin gündelik işleyişini sağlayacak nesnelerdir. Tencereler, tabaklar, çarşaflar, havlular… Hepsi tekrar eden bakım emeğine işaret eder. Kadın bu eşyaları seçerken yalnızca bir ev kurmaz; aynı zamanda o evin nasıl sürdürüleceğinin sorumluluğunu da üstlenmiş olur.

Yani çeyiz, kadına verilmiş bir karar alanı olmaktan çok ona devredilmiş bir iş alanıdır. Hangi tabak kaç kişilik olacak, hangi tencere daha dayanıklı, hangi kumaş daha az kırışacak gibi sorular, gelecekte kimin düşüneceğinin, kimin yorulacağının ve kimin aksaklıklardan sorumlu tutulacağının önceden belirlenmesidir. Kadının “zevki” öne çıkarılırken ev içi düzenin yükü sessizce doğal bir kabulleniş hâline getirilir.

Çeyizin evrimi: Süs eşyasından ev eşyasına 

Aslında çeyiz, bugün anlaşıldığı biçimiyle her zaman ev eşyasını ifade etmiyordu. Sözcüğün tarihsel anlamı, kadının evliliğe yanında götürdüğü süs ve ziynet eşyalarına, yani taşınabilir değerlere işaret ediyordu. Bu anlamıyla çeyiz, kadının yeni kurulan hayatta tamamen güvencesiz kalmaması için bir tür kişisel birikim işlevi görürdü. Kadın, evliliğe gerektiğinde kendi varlığını koruyabileceği bir değerle girerdi. Ancak bu anlam, evlilik biçimleri değiştikçe dönüşmeye başladı. Geniş aileyle birlikte yaşanan düzenin yerini, eşle kurulan ayrı bir ev aldıkça; çeyiz de kadının şahsi güvencesi olmaktan çıkarak, kurulacak evin ihtiyaçlarına doğru evrildi.

Türkiye’de çeyiz kültürünün ağırlıklı olarak mutfak ve ev eşyalarından oluşması, bu nedenle tesadüf değil. Bu eşyalar; her gün kullanılan, her gün temizlenen ve her gün düşünülen nesnelerdir. Kadın bu eşyaları seçerken, gelecekte üstleneceği ev içi emeğin sınırlarını da sessizce çizmiş olur. Çeyiz sandığı bu anlamda, bakım emeğinin önceden yapılan bir provasıdır. Ne var ki ayrı ev kurma ihtiyacından doğan bu pratik dönüşüm, zamanla ideolojik bir anlam kazanarak sabitlenmiştir.

Çeyiz, kadının ev içi emeğiyle özdeşleştirilmiş; yalnızca yeni bir mekânın gereci değil, o mekânın sorumluluğunun da kadına ait olduğunun göstergesine dönüşmüştür. Böylece tarihsel bir zorunluluk, ataerkil düzende kalıcı bir rol dağılımına eklemlenmiş; kadının çeyizde getirdiği eşyalar artık sadece “ev kurmak” için değil, o evi yürütmekle kimin yükümlü olduğunun sessiz ilanı hâline gelmiştir.

Karar yorgunluğu ve “Seçme hakkı” illüzyonu 

Bu yüzden çeyiz ne masum bir gelenek ne de kadına bırakılmış bir estetik alandır. Çeyiz, evlilikle birlikte kadının üstleneceği ev içi emeğin, sürekliliğin ve yorgunluğun maddi kaydıdır. Sandığa giren her eşya, gelecekte kimin hatırlayacağını, kimin aksaklıklardan sorumlu tutulacağını da önceden işaret eder. Kadına “seçme hakkı” olarak sunulan bu alan, çoğu zaman karar vermekten çok, kararların sonuçlarını taşımaya yönelik bir görev tanımına dönüşür.

Elbette eşyaların birlikte seçildiği, kararların paylaşıldığı ve evin gerçekten ortak kurulduğu ilişkiler de var. Mesele bunun mümkün olması değil; bunun hâlâ istisna sayılması. Çünkü çeyiz, çoğu zaman birlikte kurulan bir hayat yerine, sorumluluğu tek bir tarafa bırakılmış bir düzenin başlangıcı olarak kodlanıyor. Daha ev ortada yokken, kimin düşüneceği, kimin planlayacağı ve kimin eksik hissedeceği çoktan belirlenmiş oluyor.

Bugün çeyizi konuşmak, desenleri ya da uyumu tartışmak değildir. Çeyizi konuşmak, ev içi emeğin nasıl görünmez kılındığını, karar yorgunluğunun nasıl tek bir bedene yüklendiğini ve eşitlik söylemi altında nasıl kalıcı bir rol dağılımı kurulduğunu görmektir. Çünkü çeyiz sandığı yalnızca eşyaları değil, bir evliliğin yük haritasını taşır.

Kaynakça:

Avci, M. & Gira, S. (2023), “Aile İçi Karar Mekanizmalarında Kadının Yeri Üzerine Nitel Araştırma”, Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (AKSOS), sayı 13, s. 9-27.

Özdemir, Meryem (2025). “Uygulamalı Halkbilimi Bağlamında Kadının Sözsüz Dili: Çeyiz”. Kün: Edebiyat ve Kültür Araştırmaları Dergisi 5.1 (Yaz 2025): 24-37.

Demir, C. (2025). Toplumsal cinsiyet bağlamında çeyiz geleneği: Sanat ve kadının görünmez izleri. SDÜ ART-E Güzel Sanatlar Fakültesi Sanat Dergisi, 18(36).

Nuhoğlu, H., & İçağasıoğlu Çoban, A. (2022). Evliliğin “kutsal” politiği ve eleştirisi. Akdeniz Kadın Çalışmaları ve Toplumsal Cinsiyet Dergisi, 5(2), 503–519.

Gürsoy, Ç., & Bayhantopçu, E. (2025). Kadın el emeği ile aktarılan kültürel miras, kültür ekonomisi ve toplumsal cinsiyet eşitliği ilişkisi. Kültür Araştırmaları Dergisi, 27, 295–316.

Görsel Kaynak: tr.pinterest.com

Visited 10 times, 1 visit(s) today
Close