Yazar: 12:43 pm Köşe Yazıları

Sevilmek için çabalayan kız çocuğundan kendini var eden kadına

Aynı anda hem güçlü, hem yorgun olmanın hikâyesi

Bazı kadınlar vardır; küçük yaşlardan beri “gurur duyulan kız” olmanın ağırlığı omuzlarına öyle ince ince eklenmiştir ki, büyüdüklerinde bile o yükün nereden başladığını hatırlamazlar. Sanki hayatın doğal akışı budur: Her şeyin ucundan tutmak, eksiksiz olmak, başarıyı ispatlamak, her daim güçlü görünmek zorunda olmak, kimseyi hayal kırıklığına uğratmamak ve en önemlisi, sevilmek için çabalamak… Böyle büyütülen küçük kız çocukları, kendini var eden bir kadın olma yolunda hem güçlü hem de yorgun olmanın mücadelesini vermek zorunda kalıyor. Kız çocuklarının sevgiyle değil performanslarıyla ölçüldüğü, duyguların değil başarıların alkışlandığı bir kültürün içinde kendilerini var etmeye çalışıyorlar. Bu yüzden birçok kadın, yetişkinliğinde bile sevgiyi bir ödül, değeri bir karne, başarıyı ise varoluş sebebi sanıyor. Bir sınavdan kötü not alınca kalplerine çöken ağırlık, bir projede hata olunca hissedilen suçluluk, ilişkilerde “Ben nerede yetemedim?” sorusu, aile beklentileri karşılanmadığında duyulan utanç… Bunlar aslında bizim yetiştiriliş biçimimizin yankıları olarak ortaya çıkıyor. Hepimizin içindeki o küçük kız çocuğu, hâlâ sevilmek için bir şeyler yapmaya çalışıyor…

Kadınların çoğu, güçlülüğü bir seçim değil, bir zorunluk olarak öğrendiği için de güçlü görünmek, güçlü olmaktan daha yorucu bir yük hâline geliyor.

Duygusal yorgunluk: Güçlü kadının sessiz çöküşü

Kadınların kendini var etme mücadelesinde ortaya çıkan duygusal yorgunluk ise bir anda gelen bir çöküş değil; küçük sarsıntıların sessiz toplamı. Bir sınav kötü geçtiğinde, bir telefon konuşması seni tükettiğinde, maddi baskılar altında nefesin daraldığında ya da kimseye anlatamadığın bir yalnızlık içini sıkıştırdığında bedenin “yorgunum”, ruhun ise “taşıyamıyorum” diye fısıldıyor. Ama kadınların çoğu bu fısıltıları duyamıyor çünkü duymaya hakları olmadığını, her daim güçlü görünmek ve ne olursa olsun vazgeçmeyip devam etmek zorunda oldukları yanılsaması içinde kayboluyorlar. Oysa tükenmişlik kişisel bir zayıflık değil; kadınlara yüklenen görünmez duygusal emeğin doğal sonucu. Çocukluktan beri aile içinde krizleri toparlayan, arkadaş gruplarında duygusal dengeyi sağlayan, ilişkilerde daha çok anlayan, daha çok vazgeçen, daha çok taşıyan kadınların ruhu bir noktada yoruluyor. Duygusal tükenmişlik, kadınlığın değil kültürel sessizliğin sonucu olarak ortaya çıkıyor.

Kendin için var olmanın sessiz devrimi

Kendin için var olmak büyük hamlelerle değil, küçük kararlarla başlıyor: “Bugün yorgunum” diyebilmek, bir sınav kötü geçtiğinde kendini suçlamamak, bir ilişkide duygusal yükü tek başına taşımayı reddetmek, hata yaptığında kendine şefkat göstermek, dinlenmeye izin vermek… Kendine yer açtıkça dünya dağılmıyor; tam tersine sen toparlanıyorsun. Çünkü kendini ikinci plana atmak değil, kendine alan açmamak seni tüketen şey. Kendi ritmine göre yaşamak bencilce değil, iyileştirici bir seçim. Kendin için var olmak, aslında kendi içindeki kız çocuğunu nihayet eve almak gibi bir şey. Artık onun sevilebilmek için çabalamasına gerek yok. Sen varsın, sen yetersiz değilsin, sen böylesin ve böylesi zaten çok değerli.

Başkalarının beklentileriyle değil, kendi ritminle, kendi hızınla, kendi varoluşunla yol alma zamanı. Çünkü sen, sadece başardıklarınla değil, var olduğun için değerlisin. Ve belki de uzun zamandır ilk kez, sevilmek için çabalamayı bırakıp kendini olduğu hâliyle kabul ederek kendi hayatının başrolüne geri dönüyorsun. Bu, küçük bir adım değil; bir kadının kendini yeniden kurduğu en büyük devrimdir.

KadınKöy olarak; yorulsa da yürümeye devam eden, sevilmek için çabalayan kız çocuğundan kendi değerini bilen, kendini var eden kadına dönüşen tüm kadınların yanındayız. Bu yolculukta her adımın, her yorgunluğun ve her uyanışın tanığıyız.

Yazarın kişisel deneyimlerine dayanılarak oluşturulmuştur.

Visited 15 times, 1 visit(s) today
Close