Bir kadının sevgilisinden “beni dinledi”, “bulaşıkları yıkadı” ya da “aldatmadı” diye bahsedip bunları övmesi, kulağa tuhaf gelmiyor mu? Oysa bu davranışlar bir ilişkide ekstra değil, en temel gereklilikler olmalı.
The Wandering Writer’da yayımlanan “Low Expectations: Why Is the Bar So Low for Men in Relationships?” başlıklı yazı, tam da bu noktaya parmak basıyor: Neden erkeklerden bu kadar az şey bekliyoruz?
Kültürel olarak ilişkilerde azla yetinmeyi öğrenmek
Toplumda hâlâ “erkekler böyledir” anlayışı hâkim. Erkek, duygularını göstermez; ev işi yapmaz; biraz ilgilenirse bile harika biri sayılır. Kadınlar ise çoğu zaman bu asgari çabayı bile bir lütuf gibi görmeye itiliyor. Bu durum, hem kadınları hem erkekleri olumsuz etkiliyor.
Kadınlar kendi değerlerinden ödün verirken, erkekler de gelişme motivasyonunu kaybediyor. Çünkü bar o kadar alçak ki, üzerinden atlamak için neredeyse hiçbir çaba gerekmiyor. Bu düşük standartların altında yatan nedenlerden biri, kuşkusuz toplumsal cinsiyet rolleri.
Küçük yaşlardan itibaren erkek çocuklarına duygusal olmaması tembihleniyor, ev işleri kadının sorumluluğu olarak öğretiliyor. Yani onlardan iyi bir partner değil sadece güçlü ve bağımsız bir birey olmaları bekleniyor. Sonra da o erkek yetişkin olduğunda, empati kuramadığı, iletişim kurmakta zorlandığı için eleştiriliyor. Oysa bu, bireysel bir eksiklikten çok, kültürel bir eksikliğin sonucu.

Görsel kaynak: hindustantimes.com
Barın düşük olması gelişimi engelliyor
Diğer yandan, “boys will be boys” yani “erkekler böyle olur” anlayışı da bu sorunu derinleştiriyor. Aldatma, bencillik ya da ilgisizlik kimi çevrelerde hâlâ normalleştiriliyor. Bu da sadakat, saygı ve duygusal olgunluk gibi temel değerleri olağanüstü bir meziyet gibi göstermeye başlıyor.
Oysa bir kadının sadık, saygılı, duyarlı bir partner istemesi yüksek beklenti değil; insani bir hak. Burada asıl mesele, beklentinin kendisi değil, beklentinin tanımı. Barın düşük olması kimseye fayda sağlamıyor.
Kadınlar “yeter ki biri olsun” düşüncesiyle yetinirken, erkekler de “zaten yeterince iyiyim” diyerek gelişim sürecini durduruyor. Böylece ilişki, karşılıklı büyüme ve öğrenme alanı olmaktan çıkıyor; tek taraflı bir çaba hâline geliyor.
Peki çözüm ne?
Öncelikle, kadınların kendi standartlarını yeniden tanımlaması gerekiyor. “Ben daha fazlasını hak ediyorum” diyebilmek sadece bir özgüven meselesi değil aynı zamanda bir toplumsal dönüşüm çağrısı.
Beklentiyi yükseltmek, erkekleri cezalandırmak değil; onları da daha bilinçli, empatik ve sorumluluk sahibi bireyler olmaya teşvik etmektir. Aynı şekilde erkekler de duygusal emek vermenin zayıflık değil, bir olgunluk göstergesi olduğunu fark etmeli.
Sonuç olarak, ilişkilerde barı alçakta tutmak kimseyi mutlu etmiyor. Bir partnerden beklenen şey; mucizeler yaratması değil, güven, saygı ve eşitliği paylaşmasıdır. Gerçek romantizm, büyük jestlerde değil; karşılıklı emeğin, anlayışın ve dürüstlüğün sürdürülebilmesindedir. Barı biraz yükseltmek, belki başta zorlayıcı olabilir ama sonunda hepimizi daha sağlıklı, daha gerçek ilişkilerle buluşturacaktır.
Kaynakça:
Torres, M. (2021, April 19). Low expectations: Why is the bar so low for men in
relationships? The Wandering Writer.
Görsel kapak: medium.com














