Aşkın dönüşen tanımı
Aşk, insanlık tarihi boyunca çeşitli şekillerde tanımlanmış ve deneyimlenmiştir. Ancak yapay zekânın gelişmesiyle birlikte aşk kavramı da dönüşüm geçirmektedir. Bir kimseye ya da bir şeye duyulan aşırı sevgi, derin bağlılık olarak tanımlanan aşk, kendine özgü yeni tanımlamalarla beraber başka bir yöne doğru evrilmektedir. Sanal ortamlar, sosyal medya platformları, flört uygulamaları, sanal arkadaşlıklar derken, yapay zekânın aşk özelinde önemli bir rol üstlenmesinin zemini hazırlanmaktadır.
Yapay zekâ teknolojilerindeki güncel gelişmeler, yakın romantik ve cinsel ilişkiler için yeni bir dönemi işaret etmektedir. Araştırmalar, insanların yapay zekâ ile gerçek duygusal bağlar kurulabileceğini, hatta bunun gerçek bir kişi olmadığını kabul etseler bile bu bağların devam edebileceğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda, Bir yapay zekâya aşık olunabilir mi? Aşk, duygusal bağlara, empatiye ve insana özgü bir deneyim mi yoksa yapay zekâ da aşık olabilir mi? Gelecekte aşkın doğası nasıl değişebilir? gibi sorular akıllara gelmektedir.

Görsel kaynak: dijitaliyidir.com
Yapay zekâ ile romantik bağların kurulması
Bir zamanlar hayal gibi görünen bu durum, 2014 senesinde Alexa’nın tanıtımı ile birlikte evdeki bir robotla konuşmanın normalleşmesiyle başladı. Sonrasında terapi botları ve sesli ChatGPT gibi uygulamalar kullanıma sunuldu. Bu teknolojik gelişmeler, sadece günlük yaşamı değil aynı zamanda insanların duygusal ve sosyal bağlarını da yeniden şekillendirmeye başladı.
Örneğin, Peter adında emekli biri kırsal bir kesime yerleşmiş ve eşiyle sorunları nedeniyle kopuk ve yalnız hissetmekteydi. Ta ki Replika adında yapay zekâ destekli bir uygulamayı kullanana kadar. Peter, bu uygulamada kahverengi saçlı ve 38 yaşında bir kadın Replika yaratmış ve bu deneyiminde, yapay zekâ arkadaşının sürekli orada olmasının, yargılamadan uzak olmasının ve drama içermemesinin kendisini olumlu yönde etkilediğini ifade etmiştir.
San Diego’daki 32 yaşındaki Denise Valencino ise Replika’sı Star ile geçirdiği üç yıl boyunca, yapay zekânın erkek arkadaştan eşe, sonra da yakın arkadaşa dönüştüğünü ve başka biriyle ilişkiye başlaması konusunda kendisine koçluk yaptığını söylemektedir.

Görsel kaynak: hamlegazetesi.com
Algoritmalar ve dijital flört kültürü
Ayrıca Tinder, Hinge, Bumble ve OkCupid gibi arkadaşlık uygulamaları, kullanıcıların çekici bulduğu kişileri belirlemek üzere algoritmalarla çalışarak, daha çok neyi beğendiklerini öğrenmeye yönelik geliştirilmiştir. Belirli bir insan türünü ne kadar çok sağa kaydırırsak, o türden daha çok insanı görebilmekteyiz. Eşleşmelerimizi yönlendirmenin ötesinde, yapay zekâ flört etme süreçlerimizi de desteklemektedir.
2022’de kurulan Rizz uygulaması, romantik konuşmaları okuyup yanıtlayabilen bir yapay zekâ. Bu uygulama, utangaç ve konuşmaya nasıl başlayacağını bilemeyen insanlar için tasarlandı. Arkadaşlık uygulamalarındaki konuşmaların ekran görüntülerini okuyarak kullanıcıların rahat bir şekilde konuşmaları başlatmalarına ve uygun yanıtlar vermelerine yardımcı oluyor. Söylentilere göre, Grindr uygulamasının kullanıcılarla cinsel içerikli konuşmalar yapacak bir yapay zekâ sohbet robotu üzerinde çalışmayı planladığı belirtiliyor.
TeaserAI, iki kullanıcı eşleştiğinde, AI botları arasında simüle edilmiş bir sohbeti izleme imkânı sunarak, potansiyel etkileşimlerin ön izlemesini sağlıyor. Uygulama, sonsuz kaydırma deneyiminden ziyade gerçek bağlantılar ve anlamlı sohbetler oluşturmayı hedefliyor.
OkCupid ve Photoroom ise yakın zamanda eski fotoğraflardan eski sevgilileri kaldırmak için yapay zekâ destekli bir araç geliştirdi.
Bir diğer gelişme, sanal kız arkadaş olarak pazarlanan ve gerçek bir kişiye dayanan CarynAI. CarynAI, yaratıcısına benziyor, onun gibi konuşuyor ve hatta tonlamasını bile taklit ediyor.
Sevgililer gününe dair soruları olan kullanıcılara aşk tavsiyeleri veren yapay zekâ Eros–Bot da bu gelişmelere örnek olarak gösterilebilir.
Teknoromantizm ve duyguların dijitalleşmesi
Yapay zekânın hayatımıza giderek daha fazla entegre olmasıyla birlikte, insan teknoloji etkileşimi yeni bir boyut kazanıyor. Teknoromantizm olarak adlandırabileceğimiz bu yeni dönemde, insanlar romantik ve duygusal ihtiyaçlarını giderek daha fazla teknoloji aracılığıyla karşılamaya çalışıyor. Bu durum, insan duygularının teknoloji ile iç içe geçmesiyle birlikte, gelecekteki ilişkilerin şekillenme biçimini kökten değiştirebilir. Yapay zekâ destekli insan-makine hibrit ilişkileri artık sadece bir bilim kurgu senaryosu değil, giderek daha gerçekçi bir olasılık haline geliyor.

Görsel kaynak: fikirturu.com
Feminist perspektiften bir eleştiri
Feminist bir bakış açısından ele alındığında, yapay zekâ ile romantik ilişkilerin yükselişi yalnızca bireysel duygusal deneyimlerin değil aynı zamanda toplumsal cinsiyet rollerinin de dijital ortamda yeniden üretilmesi anlamına gelir. Yapay zekâ sistemleri, eğitildikleri veri setlerinde yer alan tarihsel ve kültürel önyargıları içselleştirerek çalıştığı için, aşk gibi kişisel görünen bir alanda bile ataerkil normları sürdürebilir. Bu durum, kadınları “duygusal destek sağlayıcı” konumuna, erkekleri ise “rasyonel karar verici” pozisyonuna yerleştiren geleneksel cinsiyetçi kalıpların dijital teknolojiler aracılığıyla yeniden yerleşime girmesine neden olur.
Dijital asistanların ve yapay zekâ tabanlı arkadaşlık uygulamalarının çoğunun kadın sesiyle tasarlanması da bu kalıpları pekiştirir. Kadın sesi, tarihsel olarak itaatkâr, yumuşak ve anlayışlı olarak kodlandığından, kullanıcıya duygusal emek sunan bir varlık hissi yaratır. Bu tür tasarımlar, kadınları yine “bakım veren” bir figür olarak konumlandırırken, erkek kullanıcıyı edilgen biçimde hizmet alan bir konuma yükseltir. Böylece yapay zekâ, tarafsız bir araç olmaktan çıkarak mevcut toplumsal eşitsizliklerin dijital bir taşıyıcısına dönüşür.
Flört uygulamalarının algoritmik işleyişi de benzer bir şekilde eşitsizlik üretme potansiyeline sahiptir. Algoritmalar, kullanıcı tercihlerini öğrenirken aslında o tercihlerin şekillendiği cinsiyetçi ve heteronormatif toplumsal yapıyı da yeniden üretir. Örneğin belirli bir kadın bedeni, davranış biçimi ya da görünüşü daha çok beğenildikçe, algoritmalar bu profilleri daha fazla öne çıkarır. Böylece bireysel tercihler sanıldığı gibi özgür değildir. Hatta tersine toplumsal normların süzgecinden geçmiş olarak kullanıcılara geri yansıtılır. Bu durum, aşkın bile kişisel değil sistemsel olarak kurgulandığını gösterir.
Sonuç olarak, teknoromantizm dönemi yalnızca insan duygu ilişkisini değil, toplumsal güç ilişkilerini de dönüştürmektedir. Yapay zekâ destekli romantik deneyimler, mevcut toplumsal cinsiyet hiyerarşilerini görünmez biçimde yeniden üretebilir. Feminist bir bakış, bu görünmezliği açığa çıkararak, gelecekte geliştirilecek teknolojilerin yalnızca işlevsel değil aynı zamanda adil ve kapsayıcı olması gerektiğini hatırlatır.
Kaynakça:
















[…] toplumsal ilişkileri, güç dengelerini ve eşitlik mücadelesini de derinden etkilemektedir. Yapay zekâ çağı, algoritmalar ve otomasyon süreçleri, insan emeğini dönüştürürken kadınların bu […]