Güzel bir akşam yemeği sonrasında garson masaya hesabı getirdiğinde kadının elinin cüzdana uzanmaması, feminist düşünceye ters midir? Romantik ilişki içindeyken yaptığımız veya yapacağımız hareketleri düşünürken ideallerimizle mi çelişiyoruz? Yoksa alışkanlıklar ve toplum baskıları altında ezilmeye devam mı ediyoruz?
Eşitlik arayışı ile romantizm isteği arasında
Kadın ve erkeğin içinde bulunduğu romantik ilişkilerde birtakım toplumsal kodlar bulunmakta. “Erkek hesabı öder, kadın naz yapar, erkek ısrarcıdır, kadın kabul edicidir.” gibi kalıplar farkında olunması gereken eşitsiz söylemlerdir. Bu söylemlere karşı bireysel farkındalık günden güne artmakta, özellikle hesap ödeme anı sosyal medyada mizahi içerikler oluştururken konu haline gelmektedir. Kadınlar, erkek egemen toplumda görünür ve sert olmaya çalışırken bu kodları da kırmaya çalışıyorlar. Ancak ilişkideki ilgi, sevgi ve romantizm isteği ile bir yandan feminist teoriye karşı kalıpları yıkmaya çalışmak, kadınların zihninde çeşitli içsel çatışmaları beraberinde getiriyor.
Feminist bakış ve beklentiler
Feminist bakışa göre kadın ve erkek eşit yük paylaşımına, ekonomik bağımsızlığa sahip olmalıdır. Beraber çıkılan bir buluşmada toplumsal normların yarattığı “erkek öder” beklentisi, kadın için romantik bir jest olabilecekken feminist bakışa zıt bir hareket olarak da sorumluluk barındırır. Durum şu: Bu jestten hoşlanmak feminist olmaya aykırı mı, yoksa eşitlik kavramı tek tip bir hareketle ölçülebilir mi?
Feminist bir kadın olarak erkeğe karşı gelerek toplumsal normları kırmak, sorumluluğu romantik ilişkilerde başka durumlarda da ortaya çıkmaktadır. Örneğin eşya kutuları ya da alışveriş poşetleri taşınırken erkeğin “sen yapma, ben hallederim” yaklaşımı kadın için sorumluluğun getirdiği feminist refleksten doğan “ben yaparım” düşüncesini tetikliyor. Ama bu durumda sürekli bir tetikte olma hali yaşanmalı mı?

“Yakın ilişkide birine ihtiyaç duymak normaldir“
Yakın ilişki, iki insan arasında karşılıklı duygusal bağlanma sonucu oluşan, bireylerin birbirlerinin psikolojik ihtiyaçlarının karşılamasını sağlayan ve karşılıklı bağımlılık içeren ilişki anlamına gelmektedir. Romantik ilişki de yakın ilişki içerisinde yer alan bağlanmanın aşk ve sevgi temelli kurulduğu ilişki türüdür. Duygusal boyutu görmezden gelmek romantik ilişki tanımına, ilgi ve sevgi isteğinin Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisini anlatan piramidinde yer alan karşılanması beklenen insansı bir ihtiyaç olmasına aykırıdır.
İlişkide var olurken feminist davranmak, ilişkide eşitlik ilkesini savunurken aynı zamanda karşılıklı jestlerden keyif alabilmektir. Eşitlik, romantizmi ortadan kaldırmak zorunda değil; romantizm arayışı da eşitliği baltalamak zorunda değil. İlişkide gerçekleştirilen iş bölümleri, hesap ödeme, ağır işler gibi somut davranışlar bir görev olarak görülmeden, ciddi bir bireysel ve toplumsal sorumluluk altına girmeden yapıldığında iki insanın birbirini desteklemesinin doğal bir parçası haline gelecektir.

İlişkideki roller, toplumsal kalıpları aşıp çiftler tarafından bilinçli şekilde yerine getirildiğinde romantizm korunabilir. Bu nedenle düşünceler içinde ve ikilemler arasında boğulmamanın çözümü tabi ki de yapılanları ilişki içinde değerlendirmek, herkesin kendine özgü olduğunu kabul etmek ve dengeli davranmaktır.
Kadının düşüncelerinde yer alan ataerkil kodlar
Kadınların ilişki içindeki bazı istekleri, onlarda ‘Şu an feminizme aykırı mı davranıyorum?’ şeklinde bir sorgu yaratabilir. Feminist kurama göre bu sorgu, kadınların ataerkil normları farkında olmadan içselleştirmelerinden ve bu normlara karşı çıkma sorumluluğunu hissetmelerinden kaynaklanır. Bu düşünce içerisindeyken bile aslında erkek egemen düzenin koyduğu standartlara göre kadınlar, kendi feminist davranışlarını ölçmektedir. Yani ölçütler kadının öznel deneyimlerinden ziyade sistemin tanımladığı “doğru feminist” algısıyla oluşturulmaktadır.
Toplumsal cinsiyet rollerinin romantik ilişki içerisine sızması Bourdieu’nün “habitus” kavramı ile açıklanabilir. Habitus, bireylerin davranışlarını toplumsal beklentilere uyacak şekilde nasıl kendi kendilerine düzenlediklerini açıklar. Buna göre kültürel kodlar birey farkında olmasa da bireyin davranışlarına ve düşünce biçimine sızar.
Kadınların hesap erkek tarafından ödenince ya da ağır bir işi erkek yapılınca “bunu kabul edersem feminist değil miyim?” diye düşünmesi ona öğretilen, erkekten gelen jestin “üstünlük kurma” anlamı taşıyabileceği kaynağındandır. Bu düşünce de yine ataerkil kodların bir yansımasıdır. Kadının feministliğini, her an “eşitlikçi davranış sergiliyor muyum?” filtresinden geçirmesi, feministliğin bir performans kaygısına dönüşmesine yol açar. Bu da özgürleşmeyi amaç haline getiren feminizmin ironik olarak tersi şekilde bireyi baskı altına alır.

Gerçek eşitlik ve romantik ilişkilerde özgürlük
Sonuç olarak, romantik ilişkide yaşanılan bu ikilemlerin bireysel bir çelişki değil toplumsal baskının yansıması olduğu kabul edilmelidir. Bu düşüncenin kaynağının ataerkil düzenin kadınlara yüklediği görünmez ama sürekli işleyen bir mekanizma haline geldiği ve “doğru feministliğin” tanımında referans alınan durumların yine aynı kaynaktan çıktığı anlaşılmalıdır.
Gerçek eşitlik, jestleri ve davranışları tek tip bir doğru yanlış kategorisine hapsetmekten değil, bu jestlerin anlamını ve bağlamını özgürce yeniden tanımlayabilmekten geçer. Önemli olan ilişki içinde kaygı oluşturan ve kadını sorguya sokan davranışların bir görev ya da üstünlük göstergesi olarak yerine getirildiğini değil, karşılıklı bakım, dayanışma ve özgür iradenin ifadesi olarak yaşandığını bilmektir.
Kaynak:
Taylor, S. E., Peplau, L. A., & Sears, D. O. (2003). Social psychology (11th ed.). Pearson Education.
















gercekten dogru ve objektif bi bakis acisindan yaklasim ve dibine kadar katiliyorum her cumleye, gelecek yazilarini bekliyorum ❤️