Yazar: 5:29 pm Haberler 1 Yorum

Doğurganlık krizi: Seçim mi sorumluluk mu?

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, 2025 yılının Cumhurbaşkanı tarafından ‘Aile Yılı‘ ilan edildiğini ve önümüzdeki 10 yılın ‘Aile ve Nüfus 10 Yılı‘ olarak planlandığını açıkladı. Devletin tüm imkânlarıyla bu konuya odaklandığını belirten Göktaş, doğurganlık hızının mevcut seviyelerde kalması halinde Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda ciddi demografik sorunlarla karşı karşıya kalabileceğini ifade etti. “Doğurganlık düşmeye devam ederse 20 sene sonra belki askere gidecek genç bulamayacağız“.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın sosyal medyada tepki çeken açıklaması, bu konudaki politikaları tartışmaya açtı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Aylin Nazlıaka‘nın deyimiyle kadını bir “kuluçka makinası” gibi konumlandıran nüfus politikaları, kadın hakları savunucularının uzun süredir dile getirdiği tehlikeli eğilimleri yeniden gündeme getirdi. Kadınlara yönelik politikaların bireysel hakları gözetmek yerine demografik hedeflere odaklandığı vurgulandı. Evlilik destekleri, çocuk yardımları ve doğum izinleri gibi uygulamaların ise ekonomik belirsizlikler, iş güvencesizliği ve sosyal destek eksikliği karşısında yetersiz kaldığı eleştirileri öne çıktı.

Görsel kaynağı: trthaber.com

Nazlıaka: Sorun kadınlarda değil, politikada

CHP Genel Başkan Yardımcısı Aylin Nazlıaka, katıldığı programda konuyu çok boyutlu bir şekilde yorumladı. Bakan Mahinur Özdemir Göktaş’ın “askere gidecek genç bulamayacağız” açıklamasına adeta bir yanıt niteliğindeki konuşmasında, doğurganlık oranlarının düşüşünün yalnızca sayısal değil, aynı zamanda sosyal sebeplere dayandığını ifade etti. Köyleri boşaltan ve gençleri gelecekten uzaklaştıran politikaların, gençlerin evlenme ve çocuk sahibi olma kararlarını olumsuz etkilediğini söyledi. Özellikle kadınların yalnızca annelik rolüyle tanımlanmasına karşı çıkarak, onları kuluçka makinesi gibi gören anlayışı eleştirdi. Bu yaklaşımın hem kadın haklarına hem de toplumsal yapıya zarar verdiğini belirtti. 

“Doğum oranını arttırmak için kadınlara doğurun diye dikte ediliyor. İşte ‘bir çocuk iflas, iki çocuk patinaj, üç eh bize dört beş lazım’ diyor. Fakat bu iş siparişle olmaz. Kadını kuluçka makinesi gibi konumlandırmakla hele hele hiç olmaz. Siz gerçekten de eğer ailenin güçlenmesini istiyorsanız o aile içerisinde öncelikle kadının güçlenmesini sağlamak zorundasınız. Kadını eşit birey olarak konumlandırmak zorundasınız. Kadının üzerindeki bakım emeğini kamusal alana taşımak zorundasınız.”

Nazlıaka, doğurganlık artışının ancak kadınların ve gençlerin ekonomik ve sosyal açıdan güçlendirilmesiyle mümkün olabileceğini vurguladı. Doğurganlık oranlarının düşmesinin ciddi bir sorun olduğunu kabul etmekle birlikte, bu konudaki yaklaşımın eksik ve hatalı olduğunu ifade etti. Ona göre mesele, gençlerin ya da kadınların isteksizliği değil; ekonomik belirsizlikler, güvencesizlik, işsizlik, barınma sorunları ve bakım yükünün kadınların üzerinde olması gibi yapısal sebeplerden kaynaklanıyor. Sorunun çözümü, kadınlara “doğurun” demekle değil, sosyal devlet anlayışıyla kadınların ve gençlerin yaşam koşullarını iyileştirmekle mümkün olabilir.

“Öncelikli olarak aile yılı demek yerine bunun içini doldurmak gerekiyor. Aile elbette toplumun en temel yapı taşı. Aile elbette hepimizin ilk kelimelerini söylediği, ilk adımlarını attığı, kendini güven içerisinde hissetmesi gereken, doğruyla yanlışı ayırt etmeyi öğrendiği yer ve gerçekten de sağlıklı bir aile yapısı sağlıklı bir toplum inşası için de gerekli. Dolayısıyla biz de ailenin güçlenmesini istiyoruz. Ama aile içerisinde kadınların ve çocukların yok sayıldığı bir anlayış yerine hem kadınların hem çocukların, ailenin tüm bireylerinin güçlendirilerek gerçekten de güçlü bireylerden oluşan güçlü bir aile, güçlü aileden oluşan güçlü bir toplum, güçlü bir Türkiye inşa etmek için çalışıyoruz.”

Gençler neden gelecek görmüyor?

Nazlıaka’nın da değindiği gibi, Türkiye’de gençlerin yaşadığı sorunlar doğurganlık kararlarını doğrudan etkiliyor:

  • NEET oranı (Ne eğitimde ne istihdamda olan gençler):
    • Türkiye genelinde: %35
    • 20-24 yaş arası kadınlarda: %44
    • AB ortalaması: %6
  • Barınma krizleri
  • İşsizlik ve güvencesiz istihdam
  • Artan yaşam maliyetleri ve bakım yükü

Bu şartlarda doğurmak, kadınlar için tercih değil bir yük haline geliyor.

Çözüm nedir?

  • Kadınları ekonomik ve sosyal olarak güçlendirmek
  • Kamusal kreş ve bakım altyapısı kurmak
  • Gençlere istihdam, barınma ve güvenlik sağlamak
  • Kadının doğurganlığı değil, bireyliği merkez alan sosyal politikalar üretmek

Çocuk doğurmak, bir insanın hayatındaki en kişisel kararlardan biridir. Devletlerin bu tercihi yönlendirme, hatta mecbur bırakma çabaları, bireysel haklar ve toplumsal cinsiyet eşitliği açısından ciddi sorunlar doğurur. Kadınların doğurganlığı yalnızca demografik ihtiyaçlara ya da askeri kaygılara indirgemek, hem insan haklarına hem de kadınların toplumsal konumuna zarar verir.

Doğurganlık oranları sadece Türkiye’de değil dünyada da düşüyor

Türkiye’de doğurganlık oranı 2023’te 1,51’e düştü. Bu oran, nüfusun kendini yenileyebilmesi için gereken 2,10’un oldukça altında. 2013 yılında bu oran 2,10 idi. Yani Türkiye son on yılda nüfus yenileme eşiğini kaybetti. Ancak bu durum sadece Türkiye’ye özgü değil.

Ülke2013 Oranı2023 Oranı
Türkiye2,101,51
Almanya1,421,53
Güney Kore1,190,72
İtalya1,391,24
Japonya1,431,30

Pek çok ülke bu krizi ekonomik teşviklerle aşmaya çalışıyor ancak veriler, asıl sorunun sosyal güvence, barınma, istihdam ve kadın hakları ile ilgili olduğunu gösteriyor.

Görsel kaynağı: aa.com.tr

Sonuç: Kadınlar geleceğin neslini doğurmaz, inşa eder

Aylin Nazlıaka’nın da dikkat çektiği gibi, doğurganlık oranlarının düşmesi inkâr edilemez biçimde ciddi bir toplumsal mesele haline gelmiştir. Ancak bu durum, kadınların bilinçli tercihlerinden ya da toplumsal değişimlerden değil, ekonomik koşullardaki kötüleşmeden ve sosyal destek eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Devletin çözüm arayışları, kadınların yaşamını kolaylaştıracak sosyal politikalarla desteklenmeli; onların yükünü artıracak söylemlerden ve politik baskılardan uzak durmalıdır. Nüfus artışını teşvik etmek isteyen bir toplum, önce gençlere ve kadınlara güvenli bir gelecek sunmalıdır. İşte o zaman çocuk doğurmak bir yük değil, tercih edilen bir gelecek inşası haline gelebilir.

Bir toplumun güçlü olması için güçlü bireylere, güçlü bireyler için de haklarına saygı gösterilen kadınlara ihtiyaç vardır. Kadını yalnızca doğurmakla tanımlayan anlayış yerine, kadını yaşamın her alanında eşit ve özgür bir birey olarak konumlandırmak zorundayız. Aksi takdirde doğurmayı tercih edecek kimse kalmayacaktır.

Kaynak:

ec.europa.eu

youtube.com

instagram.com

Kapak görsel kaynağı: haberglobal.com.tr

Visited 25 times, 1 visit(s) today
Close