Kar ve Ayı, sert geçen kışın dışarıyla bağlarını kestiği bir dağ kasabasına mecburi hizmetini tamamlamak üzere gelen hemşire Aslı’nın (Merve Dizdar) orada yaşadıklarına odaklanan bir film. Taşrada yalnız bir kadın olmanın zorluklarını, karla kaplanmış kasabanın kasvetiyle buluşturan yapım, kasabadaki toplumsal dinamikleri ve güç ilişkilerini gözler önüne seriyor. Anne ve babasının şehre dönme ısrarlarına kulak asmayarak kendi başının çaresine bakmaya çalışan Aslı’nın hikayesi, kasaba halkının dilinden düşmeyen tehditkar ama bir o kadar da savunmasız bir hayvana yakınlaşmasıyla birlikte derinleşiyor.

Dünya prömiyerini 2022’de Toronto Uluslararası Film Festivali’nde yapan Kar ve Ayı, filmin yönetmeni Selcen Ergun’a 66. San Francisco Uluslararası Film Festivali’nde “Yeni Yönetmenler Ödülü”nü, 59. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi İlk Film Ödülü’nü kazandırdı. Filmin başrolü Aslı hemşire karakterine hayat veren Merve Dizdar, 59. Altın Portakal Film Festivali’nde ve Boğaziçi Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödüllerine layık görüldü.
Beyoğlu’ndaki tarihi Atlas 1948 Sinemasında düzenlenen, “Bağımsız Hikayeler : 8 Mart Seçkisi” programı kapsamında Kar ve Ayı filmi tekrardan gösterime girdi. Gösterimin ardından gerçekleşen söyleşiyi sizler için derledik.

Filmin oluşum aşamasından bahsederken, fikirlerin aynı zamanda filmin duygusunu da beraberinde getirdiğini ve bu duyguların filmin atmosferini oluşturduğunu dile getiren Ergun: “Çalışmalara başladığımda da kar her zaman vardı, çünkü kar, boşluk içindeki sıkışmışlığın, aslında güzel olabilecek bir dünyanın güzelleşmesine nasıl izin verilmediğinin bir sembolü gibiydi” diye ekledi.
Kar ve Ayı’daki atmosferden “karanlık bir masal” diye bahseden Ergun, filmde insanın doğayla olan ilişkisine de dikkat çekmek istediğini şu cümlelerle belirtti; “İnsanlar olarak kendimizi bütün dünyanın merkezinde görüp, diğer canlılara istediğimiz her şeyi yapmayı kendimize hak görüyoruz. Film de bu hislerle başladı aslında. Sonrasında bu hisler şu düşünceye dönüştü; bu hikayeyi İstanbul’da yaşayan genç bir kadının üzerinden anlatmak yerine, onu alıp, doğayla iletişimin daha güçlü olduğu küçük bir kasabaya koymak ve o kasabaya bir mikro kozmosmuş gibi davranarak bizim günlük hayatta yaşadığımız güç ilişkilerini o mikro kozmosta daha görünür kılmak. Bu düşüncedeki amacımız, o açıklık içinde sıkışmışlık hissini, sonsuz bir kar atmosferiyle anlatmaktı. Ben Kar ve Ayı’yı bir kasaba filmi olarak görmüyorum, orası aslında büyük bir dünyanın küçük bir örneklemi gibiydi.”
Yönetmen Nisan Dağ’ın “Set sürecindeki en zor anlar nelerdi?” sorusuna “Doğayı kontrol etmek mümkün değil ama doğayla bir anlaşma yapmak mümkün” diye cevap veren Ergun, şöyle ekledi; “Hikaye gereği ciddi bir kar yağışına ihtiyacımız vardı, filmi 29 günde çektik yani 29 gün boyunca kar yağması ve o karın kalması gerekiyordu. Bunun için yüksek bir dağ köyüne gittik. Tabii bunun sonucunda, -20 derecede, çekim yapacağımız alana giderken yollar kapanıyor ve açılamıyordu, bazen yarı yolda kalıyorduk. Ne kadar hazırlıklı olsak da çoğu zaman yollar açılmadığından sadece yarım gün çekim yapabiliyor, mekanlara gidemiyorduk. Neyse ki, ekibin büyük bir kısmı olarak, gerçekten inanarak ve heyecanla bu işi yapıyorduk, oyuncular da dahil olmak üzere. Yolun yarısına kadar gidip tıkandığımız noktada ekipmanları toplayıp, yolun geri kalanını yürüyerek yine de o sahneyi çekiyorduk.”

“Film sektöründe kadın bir yönetmen olmanın zorlukları neler, ön yargıyla karşılaşıyor musunuz?” konusunda yönetmenlerin yorumları ise şöyleydi:
Selcen Ergun : “Ön yargı her yerde var, bu meslekte daha da fazla. Çoğu zaman, bir kadın olarak kendini daha fazla ispat etmen gerekiyor. Ancak, zeminini kurarsan, doğru şekilde davranırsan o ön yargılar hızlı bir şekilde kırılabiliyor.”
Nisan Dağ ise şöyle devam etti : “Kadın olmakla ilgili ön yargılar kesinlikle var, ama hızlıca kırılabiliyor dediğin gibi. Şahsen “kadın yönetmen” lafını pek sevmiyorum. “Yönetmenlik yapan bir kadın” demeyi tercih ediyorum. Eski kuşaklardan beri yönetmenlik hep erillikle ilişkilendirilmiş bir konsept, oldukça erkeksi bir meslek, tarihinden dolayı. Dolayısıyla, hâlâ yönetmen nasıldır dendiğinde, zihinlerde bağıran çağıran, erkeksi, sert, dominant bir profil canlanıyor. Haliyle, bu profile bürünen kadınlar olduğunu da görüyorum, böyle olması gerekiyor düşüncesiyle. Bu durumu çok üzücü buluyorum ve zamanla değişeceğini umuyorum.”















