Yazar: 9:46 am İnceleme-Eleştiri

Anne olduktan sonra kadın nereye gider?

Toplum, kadını anne olduğu anda başka bir yere yerleştirir. Bu yer, çoğu zaman kadının kendi benliğinden uzakta, dar ve tek boyutlu bir alandır. Kadın artık bir birey değil, bir roldür; yetenekleri, arzuları ve istekleri görmezden gelinerek sadece bir ebeveyn kutusuna kapatılır. İsmi geri çekilir, kendi ihtiyaçları sessizleşir, hataları affedilmez hale gelir. Çünkü toplum gözünde o artık her şeyden önce, hatta çoğu zaman sadece, annedir.

Annelik, kuşkusuz güçlü ve dönüştürücü bir deneyimdir. Ancak sorun, bu deneyimin kadının tüm kimliğini yutacak şekilde kutsallaştırılmasıdır. Neden anne olan kadının benliği askıya alınır? Neden annelik, kadının diğer tüm kimliklerinin önüne geçmek zorundadır? Aynı muamele neden baba olan erkeklerin başına gelmez?

Fedakârlık söylemi ve görünmez emek

Patriyarkal toplum düzeni, anneliği doğal ve kaçınılmaz bir kader gibi sunar. Oysa Simone de Beauvoir’in yıllar önce vurguladığı gibi, kadınlık gibi annelik de biyolojik bir gerçeklikten çok toplumsal olarak inşa edilmiş bir anlamlar bütünüdür. İyi anne figürü; kendini adayan, şikâyet etmeyen, her ihtiyacı önceleyen ama kendi ihtiyacını dile getirmeyen bir kadın modelini dayatır. Anne olan kadının bedeni de bu denetimin merkezindedir. Nasıl doğurduğu, ne kadar sürede “eski haline” döndüğü, çocuğuyla kurduğu bağ sürekli izlenir ve yargılanır. Kadının bedeni artık kendisine değil, çocuğa ve topluma ait kabul edilir. Bu durum, kadını hem bedensel hem psikolojik olarak kendine yabancılaştırır. Kadının iyi bi anne olması beklenirken, babanın çocuğun hayatında sadece var olması bile bir başarı gibi sunulur.

Görsel Kaynağı: wellbeingmagazine.com

Baba olmak neden aynı şeyi ifade etmiyor?

Annelik rolüne dair kadından beklenen bu beklentilerin erkekler için geçerli olmaması ise tesadüf değildir. Baba olan erkek; mesleğini, sosyal hayatını ve bireysel kimliğini büyük ölçüde koruyabilir. Kadın için ise annelik, çoğu zaman tüm hayatın merkezine yerleştirilen tek kimlik haline gelir. Feminist kuram, bu eşitsizliği bakım emeğinin cinsiyetlendirilmesi ile açıklar: Görünmez, karşılıksız ve sürekli emek, kadının doğal sorumluluğu olarak görülür.

Feminist mücadele anneliğe karşı değil, anneliğin kadını silen bir üst kimlik haline getirilmesine karşıdır. Kadın hem anne olabilir hem de kendine ait bir özne olarak varlığını sürdürebilir. Annelik, kadının hayatındaki tek anlam, tek amaç, tek kimlik olmak zorunda değildir. Anne mutsuzsa nankör, yorulduysa yetersiz, kendini seçtiğinde ise bencil ilan edilir. Oysa anneliğin ancak kadının özne olarak var olabildiği bir zeminde sağlıklı bir deneyime dönüşmesi mümkündür.

Kadını yalnızca anne olarak gören bir toplum, bakım emeğini sömürürken sevgiyi araçsallaştırır; fedakârlığı yüceltirken eşitsizliği yeniden üretir. Kadını anne olduğunda yüceltiyormuş gibi yapan ama aslında onu daraltan bu bakış açısını sorgulamak, sadece kadınlar için değil, daha adil bir toplum için de gereklidir. Çünkü bir kadının benliği yok sayıldığında, bu durum yalnızca kadını değil, toplumun tamamını eksiltir.

Kaynakça:

Beauvoir, S. de. (2019). İkinci cinsiyet (Çev. B. Onaran). Payel Yayınları.


Federici, S. (2012). Revolution at point zero: Housework, reproduction, and feminist struggle. PM Press.


Rich, A. (1986). Of woman born: Motherhood as experience and institution. W. W. Norton & Company.


Chodorow, N. (1978). The reproduction of mothering: Psychoanalysis and the sociology of gender. University of California Press.

Kapak Görseli: nytimes.com

Visited 8 times, 1 visit(s) today
Close