Eşitlik, kapsayıcılık, çeşitlilik ve dayanışma üzerine önemli çalışmalar içinde olan Doç. Dr. Ece Öztan, KadınKöy’ün Söz Kadında programının 6. Bölümüne konuk oldu.
“Ben dalga yerine kuşak demeyi daha çok beğeniyorum”
Bu bölümde Ece Öztan, kadınların verdiği özgürlük ve eşitlik mücadelesinin geçirdiği dönüşümün çok büyük olduğunu ve kadın hakları alanında bilinen her şeyin o dönemde verilen mücadelelerinin sonucunda olduğunu ifade etti.
“1975, Dünya Kadın On Yılı olarak ilan edilmişti ve bugün kadın hakları alanında bildiğimiz tüm mekanizmalar, o dönemde birinci ve ikinci dalga kadın hareketlerinin mücadelesiyle inşa edildi.”
Dalga yerine kuşak demeyi tercih ettiğini söyleyen Ece Öztan, kuşağın yaş ile ilgili olmadığını; dönemin ruhu gereği kadınların, o dönemin güç ilişkilerine ve baskı mekanizmalarına verdiği yanıtlara dayandığını vurguladı.
Ece Öztan, feminizmin mutlak bir biçiminin olmamasını ve güç ilişkileri karşısında tek düzede ilerlemeyip sürekli yeniden şekillenen bir durumda olmasını en umut verici şey olarak değerlendiriyor.
“Kadınların yeni araçlarla yeni direnme biçimleri üretmesi, feminizmin içerik ve temalar kadar direniş yöntemlerinde de çeşitlenmesi… Tüm bunları çok umut verici buluyorum.”
Ece Öztan, bu değişimin sadece temalarla, içeriklerle değil; direniş biçimiyle de ilgili olduğunu söyledi. Örneğin grafitlerin bir direniş estetiği yani sanatsal direniş biçimi yarattığını söyleyip ardından şunları ekledi:
“Arap Baharı’nda feminist ve queer hareket, mavi sütyeni utanç simgesi olmaktan çıkarıp bir direniş sembolüne dönüştürdü. Ezenin dilini ters çevirerek onu özgürlük ve hak talebiyle yeniden doldurmayı pek çok hareket içerisinde görmekteyiz.”

Görsel Kaynağı: eceoztan.com
Kapsayıcılığın temeli: Farklı kuşakların bir arada çalışması
Ece Öztan; çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık kavramlarının, artık kurumların temel problemi olduğunu, iş kültürünü oturtabilmek için bu kavramların merkeze alınmasını gerektiğini vurguladı. Bu kavramların iyi sözlerle değiştirilip sadece sözde kalmaması gerektiğini düşünen Öztan, her kurumun bunu layıkıyla yaptığını düşünmese de danışmanlık verdiği kurumlardan kimisinin içten ve gerçek bir dönüşüm için çabaladığını, değişime açık olduğunu ifade etti.
“Sürdürülebilirlikten toplumsal cinsiyete, ekolojiden iklim krizine kadar pek çok alanda gerçekten içten bir değişim için çalışan kurumlar var ve bunların ortak noktası kapsayıcılık anlayışı.”
“Ne dediğimizden çok birbirimizle nasıl ilişkilendiğimiz önemli”
Hem akademide hem sivil toplumda hem de danışmanlık alanında yer alan Öztan, insanın yanındakine nasıl davrandığı, karşı tarafı nasıl anladığı ve kendisini nasıl ortaya koyduğu, kurulan cümlelerden çok daha önemli olduğunu düşünüyor.
“Ne olursa olsun, sivil toplumda, siyasi bir partide veya akademide söylenenler değil, gerçekten neler yapıldığı daha önemli.”
“Feminizm, her yerde aynı dil olmayabilir”
Ece Öztan, röportajın sonlarında Jung koçluğunun, kadınların içsel dönüşümüne kattığı perspektiften bahsederek:
“Hepimizin içeriden gelen o bilinçdışı alandaki direnç, eleştiri, karşı koyma gibi konuları anlama ihtiyacı beni Jung psikolojisine yöneltti. Çünkü bireysel düzeyde de Jung yaklaşımı, sadece dışarıdan, yapılardan gelen şeyleri değil; bizim içeriden kendimize ördüğümüz engellere de içeriden gösterdiğimiz dirençlere de bakma perspektifini taşıyor.”
Birçok farklı kadınlarla çalışan Ece Öztan, kadınların ortak bilincini ifade eden kolektif kadınlığa aslında birçok engel koyulduğunu söyledi.
“Ortak öğrenme biçimlerimizde hem direnme ve dayanıklılık var hem de birbirimize ve kendimize koyduğumuz içsel sınırlar var.”
“Jung felsefesine feminist bir okuma getiren literatürden çok beslendim ve bu birikimle, feminist bir içgörü pratiği olarak “Kadın Kahramanın Yolculuğu” adlı atölyeyi geliştirdim.”
Genç kadınlara dair ilham verici mesajlar
Son olarak Ece Öztan, genç kadınlara değişimin nereden başladığına dair ilham verici mesajları ele aldı. Değişimin hem bireysel hem de toplumsal yani kolektif farkındalık içermesi gerektiğine dikkat çekti. Bireyin kolektif bir eylemi dürüstlükle gerçekleştirebilmesi için önce bu yolculuğa kendisiyle başlaması gerektiğini ifade etti.
İnsanlığın dayanışma içinde olması gerektiğini düşünen Öztan: “Bazen sadece durmak gerekir birinin yanında” diyerek kadın dayanışmasının her zaman eylemle ortaya çıkmasına gerek olmadığını, bazen bir kadının acısını sadece dinleyerek paylaşmak da bir dayanışma, destek olma biçimi olarak gördüğünü ifade etti.
Feminist Güzergah’ta da dediği gibi: “Hiçbir kadın, feminizm adına tek başına konuşamaz ama bütün kadınlar ona sahip çıkar.”
KadınKöy olarak kadın emeğinin, dayanışmanın ve sanatın görünürlüğünü artırmaya devam ediyoruz.
Siyaset bilimi, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kapsayıcılık alanlarında kadınların görünürlüğü ve emeği üzerine derin bir sohbet gerçekleştirdiğimiz Siyaset Bilimci Ece Öztan’a ilham verici paylaşımları için teşekkür ediyoruz.
🎬 Röportajın tamamını KadınKöy YouTube kanalından izleyebilirsiniz.
Çünkü söz artık kadınlarda!












