Son yirmi yılda internet kültüründe yükselişte olan “quirky girl” (ilginç kız), “whimsy” (hayal gücüne dayalı tuhaflık durumu) ve ”girlhood” (kız olmak) gibi estetikler kadınlık kültüründe belirgin öğeler olarak önümüze çıkıyor. Manic Pixie Dream Girl (manik peri rüya kızı) diye adlandırılan kalıp, aslında hayatımıza edebiyat ve sinema ile giriş yapıyor ve gerçek dünyada kalıcı bir yer ediniyor. İlk bakışta özgürleştirici görünen bu estetik, kadınları bu sefer şekilli bir kalıbın içine hapsediyor.
Nöroçeşitli kadınlar ve kadınlık deneyimleri çocuklaştırılıyor ve zaten anlaşılması mümkün olmayan varlıklar olarak kutulara koyulup büyülü oyuncak bebekler olarak sergileniyor. Toplum bu genç kadınların farklılıklarını kabul etmek yerine onları “çocuksu” ve “büyülü” karakterlere dönüştürerek gerçek deneyimlerini görünmez kılıyor.
Peki kimdir bu Manic Pixie Dream Girl?
Manic Pixie Dream Girl fantezisi ana akıma 2010’larda Alaska’nın Peşinde’deki Alaska Young, Sil Baştan’daki Clementine Kruczynski gibi karakterler ile düşüyor. Bu kavram 2007 yılında film eleştirmesi Nathan Rabin tarafından ilk kez ortaya atılıyor ve erkek başkarakterin hayatına aniden girerek onun duygusal gelişimini sağlayan; neşeli ve spontane kadın karakter tipini tanımlıyor. Bu karakterler çoğunlukla kendi iç dünyaları ve hikayeleri ile değil, erkek karakter üzerindeki etkileriyle varoluyor. Peki bu karakterler nasıl gerçek hayattaki kadınlara benzemeye başlıyor?

Görsel Kaynağı: The Guardian, 2024, Film: Sil Baştan, 2004
Whimsy estetği ve kadınlığın çocuklaştırılması
Görsel estetikle ön plana çıkan sosyal medya mecraları, cottagecore (kulübe, köy stili), fairycore (peri stili) ve vintage (nostaljik) stiller her gün önümüze her yerde çıkmaya devam ediyor. Eforsuz görünen sevimli ve rengarenk kombinler, lolita esintileri, “little treat” (küçük ödül) ve “girl math” (kız matematiği) gibi zararsız ve feminist görünen akımlar…
Kadınların yavaşça yetişkin kimliklerinden uzaklaştırılıp çocuklaştırıldıklarına hep beraber ana sayfalarımızda şahit oluyoruz. Bir kadının ödül mekanizması ile çalışması fikri, basit matematik hesaplamalarını yapmaktan aciz oldukları için kadın matematiği ile bebek seviyesinde hesaplamalar yapmaları, her şey “whimsy” estetiğinin bize sunduğu “quirky” kadın beklentisini beslemek için çalışıyor. Toplumun ideal kadını zararsız, şapşal, sevimli, politik olmayan ve bakıma muhtaç…

Görsel Kaynağı: Scott Pilgrim vs. The World, 2010
Rüyalarımın kadını hayatımı değiştirecek! Fikirlerimi asla!
Erkek arzusunun nesnesi olan Manic Pixie Dream Girl karakterler, anlaşılmayan egzantrik huyları ile nöroçeşitli kadınların “quirky” olarak okunmasına kapı aralıyor. Otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi tanılara sahip kadınların toplumun ideal kadın beklentisinden farklı olan davranışları, maskeleme eğilimleri ve özel ilgi alanları ile “çok tatlı” ya da “tam film karakteri gibi!” olarak yorumlanıyor. Oysa bu sosyal farklılıklar bir estetik kaygının sonucu değil, nörolojik farklılıklardan kaynaklanıyor. Bu çocuklaştırmaların sonucunda kadınlarda karşılaşılan geç teşhis vakaları, tükenmişlik sendromu, sürekli performans sergileme baskısı sık sık literatüre geçiyor.
Bu romantizasyon tatlı görülen kadınların acısını görünmez kıldığı için çok tehlikeli. Nöroçeşitliliği kişilik özelliklerine indirgeyen, kadınların öfkesi ve politik sesini bastıran bu akımlar kadını ana öznesi olarak alsa da feminist olarak değerlendirilemez. Çocuklaştırılan bu kadınlardan yetişkin sorumluluğu beklenirken yetişkin otoritesi tanınmaz.
Sonuç olarak nöroçeşitli kadınların hikayeleri, “quirky” estetiğine indirgenemeyecek kadar karmaşıktır. Feminist eleştiri bize kadınları yalnızca sevimli oldukları sürece görünür kılan kültürün, onların gerçek sesini hala duymaya hazır olmadığını hatırlatıyor.













