Toplumda ailenin her zaman sevgi ve güven dolu, sarsılmaz bir liman olduğuna dair genel bir inanç vardır. Oysa kapalı kapılar ardındaki gerçekler her zaman bu güzel tabloyla uyuşmaz. Annemin çok haklı bir gözlemi var; akşam karanlığı çökmesine rağmen oyunu bırakmayan, evine dönmekte ayak direyen çocuklara bakıp, “Bazı çocuklar evde durmak istemiyor, kendini sokağa atıyor,” der.
Çoğu zaman masum bir çocukluk hevesi sanılan bu durum, aslında çok daha derin bir yaranın ilk belirtisidir. Çünkü bazı evler, dışarıdan bakıldığında dört duvarı ve çatısıyla tam görünse de içerisi nefes alınamayacak kadar ağır bir havayla, sevgisizlikle ve gerginlikle doludur. Bu yazı, kan bağının tek başına bir “aile” yaratmaya yetmediği o evleri ve içerideki görünmez cendereden çıkmayı başaran kadınların var olma savaşını inceliyor.
Amacımız, çocuklarına sevgi ve güven veren gerçek aileleri eleştirmek değil; çocuklarına karşı insani duygular beslemeyen, onları sadece bir yük veya kullanılacak bir eşya gibi gören sözde “ailelerin” yarattığı tahribatı göstermek. Asıl odağımız ise bir cesaret yarıştırmasına girmeden, o kıskacı kıran kadınların mücadelesine bakmak: Sadece nefes alabilmek, annemin deyişiyle “kendini dışarı atabilmek” için evden sessizce ayrılanlar ile sessizliği bozup o düzenle yargı önünde hesaplaşanlar.

Görsel kaynak: newportacademy.com
Neden “sözde aile” demeyi tercih ediyoruz?
Yazıda özellikle “sözde aile” ifadesini kullanmamızın çok net bir sebebi var: Amacımız aile kurumuna saldırmak ya da ideal aileyi eleştirmek değil. Elbette çocuklarına sevgi, güven ve şefkatle sarılan iyi ebeveynler var ve onları sırf “aile” genellemesi yaparak bu konunun muhatabı gibi hissettirmek büyük bir haksızlık olur. Bizim eleştirimiz; biyolojik bağları olmasına rağmen çocuklarına karşı gerekli duyguları beslemeyen, ebeveynlik sorumluluğunu almayan ve evi duygusal bir enkaza çeviren kişilerdir. Bu evlerde ebeveynler, kendi çözemedikleri sorunları ve öfkelerini çocuklarından çıkarır; çocuklar ise sağlıklı bir sevginin ne olduğunu hiç bilmeden, sürekli tetikte ve gergin büyürler.
Patolojik evlerde kız çocukları, kendilerine ait bir hayatı olan bireyler olarak değil, ailenin ihtiyaçlarını karşılayacak birer araç olarak görülür. Kimi kız çocuğuna henüz oyun çağındayken evin bütün yükü ve kardeşlerinin bakımı yüklenir; adeta çocuk yaşta ebeveyn yapılır. Kimi ise evdeki bütün sorunların sorumlusu, “günah keçisi” ilan edilir. Bu boğucu atmosferde, ev bir güven yuvası olmaktan çıkar, kaçılması gereken bir hapishaneye dönüşür.
Arada kalanlar: Nefes almak için sokaklara kaçanlar
Evden ayrılma ve başkaldırı deyince aklımıza hep büyük kaçış hikayeleri gelir. Oysa bir de sessizce arada kalanlar vardır. Bu çocuklar ve gençler, ailelerinden tamamen kopmasalar bile, evdeki o görünmez gerginlikten, iletişimsizlikten ve ait hissetmeme duygusundan sürekli kaçmaya çalışırlar. Saatlerce kütüphanede vakit geçirmek, sürekli arkadaş evlerine sığınmak, sırf evdeki süreyi en aza indirmek için ağır şartlarda çalışmaya razı olmak veya sadece evden kurtulmak umuduyla çok erken yaşta evlenmek… Bunların hepsi aslında birer kaçıştır. Fiziksel olarak evde bulunsalar bile, odalarına kapanıp görünmez olmayı seçen “kayıp çocuklar”, aslında duygusal olarak o evi çoktan terk etmişlerdir. Sokak veya dışarıdaki hayat, bu çocuklar için evdeki yüksek basınçtan kurtulup rahat nefes aldıkları tek yerdir.

Uçuruma itilenler ve sessizliği bozanlar: H.K.G. örneği
Sözde ailenin en karanlık yüzü, çocuğu koruma güdüsünün tamamen yok olup, çocuğun bizzat ailesi tarafından uçuruma itilmesidir. Türkiye’yi sarsan H.K.G. davası, bu karanlığın en somut örneğidir. Altı yaşındayken ailesi tarafından “evlendirilme” adı altında bir adama teslim edilen ve yıllarca istismara uğrayan H.K.G.’nin yaşadıkları, ailenin kendi çocuğunu bir inanç veya güç uğruna nasıl feda edebileceğini gösterdi. Ancak H.K.G.’nin hikayesi sadece bir mağduriyet hikayesi değildir. O, yıllar sonra topladığı cesaretle sadece o evden fiziksel olarak ayrılmakla kalmadı; kendisine dayatılan sessizlik yeminini bozup devasa bir hukuk mücadelesi başlattı.
Ses kayıtları topladı, şikayetçi oldu ve “aile içinde olan ailede kalır” yalanını yerle bir etti. H.K.G., kendisini o cehenneme atan biyolojik anne ve babasını, istismarcısıyla birlikte yargı önüne çıkardı. Nefes alabilmek için sadece kaçmadı, o karanlık düzeni hukuk yoluyla yıktı. Bu, sözde ailelerine karşı mücadele eden binlerce kadın için tarihi bir başkaldırıdır.
Sınırları aşan bir çığlık: Rahaf’ın dijital direnişi
Sözde aile baskısı, bazen de devletlerin baskıcı yasalarıyla birleşip kadını koca bir ülkenin içine hapseder. Suudi Arabistanlı 18 yaşındaki Rahaf Mohammed al-Qunun’un 2019’daki hikayesi bunun en çarpıcı örneğidir. Ailesinden gördüğü şiddetten kaçan Rahaf, Avustralya’ya sığınmaya çalışırken Tayland’da alıkonuldu. Ailesine geri teslim edilmek, onun için ölüm demekti. Rahaf, bir havalimanı otelinin odasında yataklarla kapıya barikat kurdu ve elindeki tek silah olan cep telefonuyla Twitter üzerinden tüm dünyaya seslendi.
Kadınları ömür boyu babalarının veya kocalarının mülkü gibi gören o zihniyete karşı odasından küresel bir savaş başlattı. Milyonlarca insanın desteğiyle sığınma hakkı elde ettiğinde, ailesinin soyadını da reddederek kendi hayatını sıfırdan kurdu. Rahaf bize, kaçmanın sadece uzaklaşmak olmadığını; yeri geldiğinde en etkili savaş biçimi olduğunu gösterdi.

Görsel kaynak: pulitzercenter.org
Namus tuzağı: Kaçmak mı savaşmak mı?
Sözde aileler, çocuklarını (özellikle kızlarını) kontrol altında tutmak için sık sık “aile namusu”, “bizi elaleme rezil ettin”, “hakkımı helal etmem” gibi duygusal şantajlara başvururlar. Amaç, evden ayrılmak veya hakkını aramak isteyen kadına suçluluk yükleyerek onu o kafesin içinde tutmak. Bu baskı sadece evin içiyle de sınırlı kalmaz; toplumun yargılayıcı bakışları da bir başka duvar olarak karşılarına çıkar. Aileye karşı çıkmak çoğu zaman körü körüne bir “asilik” veya “hayırsızlık” olarak görülür. İnsanlar, o kapalı kapılar ardındaki karanlık nedenleri hiç düşünmeden, evden ayrılan kadına büyük bir suç işlemiş gibi muamele edebilirler. Oysa gerçek suç, bir insanın özgürlüğünü elinden almak ve ona şiddet uygulamaktır.
Peki, böyle bir yapı karşısında kaçmak mı daha cesurca, yoksa kalıp savaşmak mı? Aslında bu sorunun bir cevabı yok çünkü ikisi de eşit derecede büyük birer başkaldırı. Bir kurum içeriden çürüdüğünde, insanın iki seçeneği kalır: Ya itiraz edip sesini yükseltmek ya da o yapıyı terk etmek. Ancak sözde aileler, genellikle şiddet ve baskıyla çocuğun itiraz etme hakkını tamamen elinden alır. İtirazın bedelinin ölüm veya ağır şiddet olduğu yerde, kaçmak bir korkaklık veya “ergenlik hevesi” değil, hayatta kalmak için atılan en akıllıca ve meşru adımdır. Ceplerinde beş kuruş olmadan, sırf kendi akıl sağlığını korumak için o kapıyı çekip çıkan ve tek göz bir odada kendi ayakları üzerinde duran kadınların sessiz direnişi de en az mahkeme salonlarında verilen savaşlar kadar destansıdır.

Kan bağından değil insan onuru
Evden erken yaşta ayrılmak zorunda kalan ve ailesiyle mücadeleye girişen kadınların hikayeleri bize şunu gösteriyor: Biyolojik anne veya baba olmak, bir insanın hayatı üzerinde mutlak bir sahip olma hakkı vermez. Eğer bir ev çocuğun sesini kısıyor, varoluşunu tehdit ediyorsa, o yapı artık bir aile değil, bir baskı aracıdır.
Aile, insanın nefes almak için kendini sokağa atmak zorunda kaldığı bir yer değildir; aksine, dışarıdaki fırtınadan kaçıp güvenle sığındığı yerdir. Bu güvenin yok edildiği evlerde atılan her adım ve her ayrılış, onurlu bir hayat için verilmiş haklı mücadelesidir. İster sessizce kendi hayatını kurarak, ister yargı önünde hesap sorarak olsun.
Kaynakça
Newport Editorial Team. (2025, January 3). How Dysfunctional Family Roles Affect Mental Health. Newport Academy.
Embark Behavioral Health. (2025, July 23). Dysfunctional Family Roles: Identifying and Addressing Them.
Westcott, B. (2019). How Rahaf Mohammed Alqunun embodies the struggles of many Saudi women.
BBC News. (2019, January 9). Saudi woman Rahaf Mohammed al-Qunun barricades herself in Bangkok hotel.
Diken. (2023, Ekim 23). H.K.G. davasında karar çıktı.
Soykan, T. (2022, December 9). [Tweet]. X.
Görsel kapak: wowparenting.com












