Kadının bedeni neden hep bir “sorun” oldu? Bir kadının bikini giymesi neden hâlâ bu kadar büyük bir mesele olabiliyor? Neden hâlâ kadınların giydiği bir kumaş parçasının ahlakı tehdit eden bir unsur olduğu düşünülüyor? Kadınların vücutları üzerinde söz hakkınız olduğunu kim söyledi? Bu “ahlaksızlık” suçlamasının tohumları ne kadar eskiye gidiyor?

Toplumun kontrol objesi
Kadın bedeni tarih boyunca yalnızca biyolojik bir gerçeklik olarak görülmedi; nasıl görünmesi, ne kadarının örtülmesi ve kamusal alanda nasıl sergilenmesi gerektiği konusunda toplumsal kurallara tabi tutuldu. Bu kurallara boyun eğmeyenler ise yaptırımlara maruz kaldı. Bu nedenle kıyafet kuralları yalnızca “ne giyilmeli?” sorusuyla sınırlı kalamaz, bedenin kim tarafından ve hangi koşullarda kontrol edileceği sorusunu da ortaya çıkarır. Bikini bunun çarpıcı örneklerinden birisidir.
1946’da Louis Réard tarafından tanıtılan bikini, dönemin toplumsal normlarına meydan okudu. Başlangıçta tepkiyle karşılanan bikini, zaman içinde plaj kültürünün sıradan bir parçasına dönüştü. Bir zamanlar “ahlaksız” kabul edilen bir kıyafetin bugün sıradanlaşması, ahlak anlayışlarının değişebildiğini gösteriyor. Peki problem gerçekten kadının bedeninin görünmesi mi?

Seyredilen bir nesne olarak “kadın bedeni”
Kadın bedeninin sürekli cinsellik üzerinden değerlendirilmesi ve gözlenen obje olarak konumlandırılması başka bir soruna işaret ediyor: kadınların nesneleştirilmesi. Fredrickson ve Roberts’ın ortaya attığı bu teori, kadınların başkalarının bakışı üzerinden konumlandırıldığını öne sürüyor. Bu tutum, Laura Mulvey’nin kadınların görsel kültürde çoğu zaman seyreden değil, seyredilen ve arzu edilen nesneler olarak konumlandırılmasını açıklayan “erkek bakışı” kavramıyla da örtüşüyor. Tam da burada sorumluluk kadının kıyafetinden, onu değerlendiren bakışa kaymaya başlamalı. Bir kadının bikini giymesi onu otomatik olarak erotik bir nesne hâline getirmez. Eğer bir beden yalnızca cinsel bir nesne olarak görülüyorsa bunu o bedene yüklemek yerine, o bakışın kendisini sorgulamak gerekir.
Üstelik kadınların bedenleriyle ilgili yasaklar yalnızca “fazla açılmak” üzerinden işlemiyor. Tarih boyunca kadınlardan hem örtünmeleri hem de belirli güzellik standartlarına uymaları beklenmiştir. Belki de artık “Kadın neden böyle giyiniyor?” sorusundan önce “Neden onun bedeni üzerinde söz sahibi olduğumuzu düşünüyoruz?” sorusunu sormalıyız. Çünkü sorun bir kadının ne kadarının göründüğü değil; onun bedenini hâlâ başkalarının ahlakı, arzusu ve kontrolü üzerinden değerlendiriyor olmamızdır.
Kaynakça:
- Foucault, M. (1978). The history of sexuality: Volume 1: An introduction. Pantheon Books.
- Fredrickson, B. L., & Roberts, T.-A. (1997). Objectification theory: Toward understanding women’s lived experiences and mental health risks. Psychology of Women Quarterly, 21(2), 173–206.
- Mulvey, L. (1975). Visual pleasure and narrative cinema. Screen, 16(3), 6–18.
- görsel kaynak: tr.pinterest.com













