Yazar: 2:36 pm Toplumsal Cinsiyet Sözlüğü

Heteroseksizm

Heteroseksizm nedir?

Heteroseksizm, heteroseksüel ilişki biçimini tek “doğal”, “normal” ve “meşru” cinsellik olarak kabul eden; bunun dışındaki tüm cinsel yönelimleri ve kimlikleri değersizleştiren, dışlayan ve görünmez kılan toplumsal bir sistemdir. Heteroseksüellik, bireyin karşı cinse yönelik duygusal ve/veya cinsel yönelimini ifade ederken; homoseksüellik, bireyin kendi cinsiyetine yönelik duygusal ve/veya cinsel yönelimini tanımlar. Heteroseksizm, bu yönelimler arasında hiyerarşik bir ilişki kurar; heteroseksüelliği norm ve ölçüt haline getirirken, homoseksüelliği ve diğer tüm yönelimleri bu normdan sapma olarak konumlandırır.

Bu sistem, yalnızca bireysel önyargılarla sınırlı değildir; hukuk, tıp, eğitim, medya ve devlet gibi kurumlar aracılığıyla da sürekli olarak yeniden üretilir ve toplumsal hayatta meşrulaştırılır.

Nasıl ortaya çıktı?

Heteroseksüel olmayan cinsellikler insanlık tarihi boyunca var olsa da 18. yüzyıldan itibaren Avrupa’da bu deneyimler “suç”, “hastalık” ya da “sapma” olarak tanımlanmaya başlandı. Bu dönemde cinsel pratikler, bireylerin kimliğini belirleyen bir ölçüt haline getirildi. Böylece eşcinsellik bir davranış olmaktan çıkarılıp bir “kimlik” olarak kodlandı; heteroseksüellik ise norm haline getirildi. Bu tarihsel kırılma, heteroseksizmin kurumsallaşmasının önünü açtı.

Heteroseksizm, kadın–erkek ikiliğine dayalı toplumsal cinsiyet rejimini güçlendirir. Heteroseksist düzen içinde, heteroseksüel normun dışında kalan kişiler sıklıkla “doğal olmayan”, “hasta”, “ahlaki olarak bozulmuş” ya da “tehlikeli” olarak kodlanır. Bu bakış açısı, heteroseksüel olmayan bedenleri ve arzuları yalnızca bireysel farklılıklar olarak değil; aile yapısına, toplumsal düzene ve hatta “geleceğe” yönelik bir tehdit olarak sunar. Böylece dışlama yalnızca sosyal düzeyde kalmaz; korku, tiksinti ve suçlama diliyle meşrulaştırılır.

Bu tür bir ötekileştirmeye karşı LGBTİQ+ hareketi, özellikle 1990’lardan itibaren mücadelesini insan hakları ekseninde kurmaya başlamış; görünürlük, tanınma ve eşit yurttaşlık taleplerini öne çıkarmıştır. Bu süreçte homofobi karşıtlığı, yalnızca bireysel nefret söylemlerini değil; kamusal alanı, medyayı ve çoğunluğun “normal” olarak kabul ettiği dili sorgulamanın bir yolu haline gelmiştir. Çünkü heteroseksüelliğin varsayılan norm olduğu bir toplumda, dışlanan kimlikler en açık biçimde damgalama, aşağılanma ve görünmez kılınma deneyimleriyle karşı karşıya kalmaktadır.

Neden bir insan hakları meselesidir?

Heteroseksizm, kişilerin yalnızca kim oldukları için sosyal, hukuki ve siyasal alanda eşit yurttaşlar olarak tanınmasının önüne geçer. Yaşanabilir bir hayatın koşulu olarak tek bir cinsel düzeni dayatır. Oysa aşk, arzu ve kimlik, bireyin en temel ve mahrem alanlarıdır. Bu alanların baskı altına alınması, doğrudan yaşam hakkını ve insan onurunu ihlal eder.

Kişilerin cinsel yönelimleri, yalnızca kendilerini ilgilendiren bir varoluş alanıdır; bireyin toplum içinde yer almasının, kabul görmesinin ya da dışlanmasının ölçütü olamaz. Hiçbir yönelim, kişiye ayrıcalık tanınmasının ya da haklardan mahrum bırakılmasının gerekçesi olarak kullanılmamalıdır.

Toplumsal yaşam, bireylerin kim olduklarına göre değil; eşit haklara sahip yurttaşlar olarak tanınmaları üzerinden kurulmalıdır. Farklı cinsel yönelimlerin varlığı, toplumsal düzen için bir tehdit değil; birlikte yaşamanın doğal ve kaçınılmaz bir parçasıdır.

KadınKöy’den not

Çoğulcu bir toplumda farklı kimlikler bir tehdit değil, birlikte yaşamanın koşuludur. Asıl mesele “ben” ve “öteki” ayrımını normal/anormal hiyerarşisine dönüştürmeden farklılıkların eşit değerde olduğunu kabul edebilmektir.

Kaynakça:

feministbellek.org

Kundakçı, F. S. (2013). Heteroseksizm ve ötekileştirme eleştirisi. Liberal Düşünce, 18(71), 65–79.

Visited 13 times, 1 visit(s) today
Close