Yazar: 1:59 pm Köşe Yazıları

Kırmızı rujun isyanı

Bir kadının kırmızı ruj sürmesi hâlâ bazı gözlerde “fazla cesur” sayılıyor. Sanki dudaklara sürülen bir renk, bütün dengeleri bozabilecek, kalıpları sarsabilecek bir güç taşıyormuş gibi. Oysa mesele rujun kendisi değil; o rengin simgelediği özgürlük, meydan okuma ve görünürlük. Çünkü kırmızı ruj, dudaktan çok daha fazlasını boyuyor: Görünmez sınırları, yasaklı kelimeleri, kalıpları. 

Kırmızı rujun tarihi, aslında kadınların görünür olma mücadelesiyle iç içe. Yüzyıllar boyunca kimi toplumlarda “günah” sayıldı kimi dönemlerde de “hafif kadın” damgası vuruldu. Ama her yasaklama çabası, aslında kırmızının taşıdığı enerjiden duyulan korkuyu gösteriyordu. Çünkü kırmızı, daima dikkat çeker ve kadınların dikkat çekmesi, çoğu zaman “fazla” bulunur.

Bir renkten fazlası

Kırmızı ruj, bir kadının aynanın karşısında kendine söylediği en sessiz ama en güçlü cümlelerden biri olabilir: “Ben buradayım.” O rengi sürerken kimseye hesap vermek zorunda olmadığını, kendi bedeni ve görünüşü üzerinde söz hakkına sahip olduğunu hatırlatır. Bir bakıma dudaklara sürülen her kat, özgüvenin kalınlaşan çizgisidir. Bu yüzden kırmızı ruj, yalnızca bir makyaj ürünü değil; aynı zamanda bir politik bildiridir. Çünkü toplumun fazladediği, aslında kadının kendi varlığını daha çok hissettirmesidir. İşte bu yüzden kırmızı ruj, en sessiz ama en güçlü isyanlardan biri olarak kalır.

Kalıpların çatladığı anlar

Düşünün. Bir iş görüşmesine kırmızı rujla giden kadın, “ciddiye alınmaz” diye uyarılır. Bir akşam yemeğinde sürdüğünde “fazla dikkat çekici” bulunur. Sokakta yürürken bakışlara maruz kalır. Bütün bu tepkiler, aslında tek bir şeyi gösterir: Kadınların görünürlüğünden rahatsızlık. Çünkü görünür olan kadın, sorgular, ses çıkarır, yer kaplar ve alışılmış roller, bu yer kapma hâline hazır değildir. Kırmızı ruj, kadınların hayatlarında “ben buradayım” deme biçimlerinden sadece biri. Kimisi bunu iş kurarak yapar, kimisi kitap yazarak, kimisi de sadece susturulmaya çalışıldığında yüksek sesle kahkaha atarak. Her biri aynı mesajı verir: “Beni yok sayamazsınız.”

Görsel Kaynağı: haberveinsan.com

İsyanın rengi

Kırmızı, sadece dudaklarda değil; pankartlarda, grafitilerde, sokaklarda da karşımıza çıkar. Kadın hareketlerinin, özgürlük taleplerinin simgesine dönüşür. Çünkü kırmızı hem tehlikeyi hem de tutkuyu anlatır. Yasakları da, aşkı da, devrimi de aynı anda taşır. Belki de bu yüzden kırmızı ruj, kadınların en küçük ama en görünür direnişlerinden biri olmuştur. Günlük hayatın içinde sıradan görünen bu seçim, aslında kalıpları çatlatan bir cümle kurar: “Benim hayatım, benim rengim.”

Son söz

Kırmızı ruj sürmek, belki birine göre sadece estetik bir tercih ama başka birine göre de yıllarca süren görünmezlikten sonra gelen bir özgürlük beyanı. Bazen tek bir ruj, bir ömürlük suskunluğun ardından gelen ilk sözdür. Belki de en çok bu yüzden, kırmızı ruj sadece bir makyaj malzemesi rengi değil; bir isyanın rengidir.

Kaynakça:

Peiss (2011) – Making Faces: The Cosmetics Industry and the Cultural Construction of Gender. Gender & History dergisinde yayınlanmış bir makale.

Jones & Witz (2016) – The Rhetoric of Cosmetics. Feminist Review’de yayımlanmış bir makale.

Riordan (2001) – Commodified Agents and Empowered Girls. Journal of Communication. Inquiry içinde çıkan, gençlik kültürü ve feminizm üzerine bir makale.

Visited 18 times, 1 visit(s) today
Close