Bir yargı kararı, yalnızca bir karar değildir. Bu kararın arkasından yükselen mecaz ve bilgi, toplumun kadınlara bakışının fotoğrafı gibidir. Türkiye’deki kadın cinayetlerinde sıkça uygulanan “haksız tahrik indirimi”, bu fotoğrafı daha da netleştiriyor. Özellikle de “reddetme”, “hayır deme” gibi meşru bir eylem, failin cezasını düşürecek bir gerekçeye dönüşüyorsa.
İzmir’de 21 yaşındaki Ceyda Y.’nin, Serkan Dindar tarafından uğradığı erkek şiddeti sonucu hayatını kaybetmesinin ardından mahkemede Dindar’a “haksız tahrik indirimi” uygulanarak müebbet cezası 18 yıla düşürüldü ve Yargıtay da bu indirimi onadı. Karara gerekçe olarak “failin, reddedilmenin vermiş olduğu elem ve öfke içinde olduğu” öne sürüldü.
Gürültülü bir biçimde hatırlatmak isterim ki: Bu, yalnızca bir cezadan indirim değil; “kadın istediği gibi davranmasın” mesajıdır.

“Elem ve öfke” dediler: Cinsel reddedilme tahrik sayıldı
Kadınlar olarak biz bu toprağa doğuştan taleplerle değil, sürekli “kendimizi savunarak” geldik. Ne yazık ki yargı, bu gerçeklikten hâlâ haberdar olmadığı için, “öfke” veya “elemin” kadın bedeni karşısında bir gerekçeye dönüşmesine izin veriliyor. Hukukun tarafsız olması gerekirken; bu karar, “kadına rağmen adalet” demek gibi. Yargıtay kararının metninde “normal düşünen şahısların dahi öfke ve hiddete kapılabileceği” ve bu refleksin “haksız tahrik” kapsamında değerlendirilebileceği belirtilmiş.
Bu indirim, yalnızca Ceyda Y. davasıyla sınırlı değil. Sosyal medyada paylaşılan daha birçok haberde, “cinsel ilişki talebini reddetmenin haksız tahrik sayılması” geniş bir tepkiyle karşılandı. Toplumsal bellekte, kadının “hayır”ını zorbalıkla karşılayan bir zihniyetin hukuka sirayet ettiğini görmek can yakıyor.
Haksız tahrikin evrimi ve Türkiye’deki yansıması
Haksız tahrik, Ceza Kanunu 29. maddeye göre failin, mağdurun haksız fiili sonucu yaşadığı öfke ve elem nedeniyle suçu işlemişse, cezanın indirilmesidir. Teoride bu, akıl dışı bir tepkiyi anlamlandırmak içindir. Ancak Türkiye bağlamında bu düşünce biçimi, kadınların meşru taleplerini “tahrik edici” unsurlar olarak göstererek meşruiyet kılıfı haline dönüştürüyor.
Kitaplarıyla dikkat çeken Eylem Ümit Atılgan, “Haksız tahrik indirimi, isyankâr itaatsizleri öldüren erkeklere ‘erkeklik indirimi’ uygulayarak kadına şiddeti yasal meşru şiddet haline getirir” diyor. Kadının kendi bedenine dair aldığı mümkün bir kararı bile yargı, “geri adım attırılabilir” görüyor; adeta erkek öfkesinin saldırıya dönüşmesine izin veriyor.
Olayın hukuk dışına taşan boyutuna dikkat çeken feminist eylemler, her vakada toplumsal direniş karşılığını da güçlü şekilde göstermeye devam ediyor. “Biz kadınlar haykırdıkça adalet yeniden yazılabilir.” görüşünü savunurken haksız tahrike karşı her davada kadın dayanışmasının çığ gibi büyümesi gerektiğine inanıyorum.

Uygulamanın kadına son nokta etkisi
Pınar G.’nin davasında uygulanan “haksız tahrik indirimi” ne yazık ki sadece bir örnek değil. Bianet’in dört örnekle ortaya koyduğu gibi; tayt giymek, saat sormak, doğum kontrol hapı kullanmak gibi ucu açık davranışlar bile erkek öfkesinin hukuki gerekçesi sayılabiliyor. Bir meta gibi kadın bedeni üzerinden erkek duygusuna kalkan ören bu zihniyet, cinayet davalarında adaleti çarpıtan tehlikeli bir normalleşme olarak karşımıza çıkıyor.
Kamuoyu tepkisini organize eden feminist sanat pratikleri de önemli bir ses yükseltiyor. Örneğin “Haksız Tahrik” adlı sergi, kadın sanatçılara verilen “öteki” rolüyle bunu cezalandıran erkek hukuk sistemine bir ayna tuttu. Eylem Ümit Atılgan’ın kavramı sanattan kanuna, her alanda yankılandı.
Alternatif adalet arayışı: Feminist durmak, haykırmak, dönüştürmek
Bir feminist yazar olarak bu karara karşı durmak istiyorum:
- “Hayır” demek, meşru bir eylemdir. Bu eylem ne kimseyi öldürmeye gerekçe oluşturabilir ne de bir “tahrik” unsuruna dönüşebilir.
- Haksız tahrik indirimi; kadına değil, erkeğin öfkesine hak vermektir; bu da “kadın hayatta kalmasın diye öldürülebilir” mesajıdır.
- Adalet, insan onurunun korunmasıdır; duygulara değil, yaşam hakkının eşitliği ilkesine dayanılarak inşa edilmelidir.
Bu nedenle sesimiz yalnızca hukuki düzlemde değil, kamusal dilde de bu indirimin psikolojik ve politik etkilerine karşı örgütlenmelidir. Feminist kütüphanelerde, panel salonlarında, sosyal medyada bu söylemi kırmalıyız.
Bu adalet değildir, bu toplumsal bir utançtır.
Ve sesimiz susmadıkça bu rezalet de sona erecektir.
Kaynak:
Atılgan, E. Ü. (2025). Haksız tahrik: Bir erkeklik hakkı (2. bs.). İletişim Yayınları.













