İşe alım süreçleri çoğu zaman yalnızca pozisyonun gereklilikleri, deneyim ve teknik yeterlilikler üzerinden değerlendiriliyor. Oysa kadınlar için bu süreç, mesleki yetkinliklerinin yanı sıra toplumsal cinsiyet kalıpları, önyargılar ve görünmeyen eşitsizliklerle de şekillenebiliyor.
Kariyer ve İşe Alım Danışmanı Özge Yaren Enç Özkorul, insan kaynaklarının doğru adayı bulmaktan ibaret olmadığını; her özgeçmişin ardında farklı yaşam deneyimleri, ekonomik koşullar ve toplumsal gerçeklikler bulunduğunu vurguluyor.
KadınKöy olarak Özkorul ile insan odaklı işe alım anlayışını, kadın adayların mülakatlarda karşılaştığı ayrımcılıkları, şirketlerin sorumluluklarını ve çalışma hayatında eşitliğin nasıl mümkün olabileceğini konuştuk.

“Her adayın özgeçmişinin arkasında bir yaşam hikâyesi var”
Sosyoloji eğitiminin işe alım süreçlerine nasıl katkı sunduğunu ve insan odaklı bakış açısının nasıl şekillendiğini sorduğumuzda Özge Yaren Enç Özkorul, insan kaynaklarının yalnızca işe alım değil, insanı bütün yönleriyle anlamaya dayanan bir alan olduğunun altını çiziyor:
“Ben Yaren. Ege Üniversitesi sosyoloji bölümü mezunuyum. Uzun süredir işe alım alanında çeşitli sektörlerde görev alıyorum. Bana göre İnsan Kaynakları aslında adından da anlaşılacağı üzere insanla birebir temas ettiğimiz, onun yalnızca bir “potansiyel aday” değil; duyguları, alışageldiği rutinleri, büyüdüğü çevreden edindiği çeşitli kültürel kodları olan bir toplum üyesi olarak gördüğümüz bir alan.
Bu nedenle mesleğe adım attığım günden bu yana her aday temasını aynı zamanda yeni bir hikaye olarak cebime koydum.“
İnsan odaklı yaklaşımın yalnızca aday deneyimini değil, işe alım süreçlerinin etik boyutunu da güçlendirdiğini belirten Özkorul’a göre, bir özgeçmiş yalnızca mesleki geçmişi değil, aynı zamanda kişinin yaşam koşullarını da yansıtıyor.
“İşe alımda yalnızca boş koltukları değil, insanların hayatlarını da görüyoruz”
İnsan odaklı işe alım anlayışını şekillendiren deneyimleri sorduğumuzda Özkorul, işe alım süreçlerinin ekonomik koşullardan bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurguluyor.
“Aslında bir önceki soruda da bahsettiğim üzere ben hiçbir zaman bu işe sadece doldurulması gerekli boş koltuklar olarak bakmadım. Karşımdaki adayın toplum içinde kendini konumlandırdığı noktalar, kendini ifade edişinde adayın öne çıkardığı başlıklar benim için hep çok değerli oldu. Adaylara kurumları ve pozisyonları anlatırken de her zaman şeffaf olmayı seçtim. Memleketin içinde bulunduğu ekonomik süreçlerde hepimizin görmesi gereken önemli bir nokta var: Toplumun güncel olarak 2,8 milyonu işsiz. Bu çok ciddi bir rakam. Bunca insan akşam evde bir tencere kaynatabilmek için çalışmak zorunda.
Ve bizler işe alım yaparken insan odaklı olmak zorundayız. İşsizliğin bir insan, aile ve toplum üstündeki etkilerini ölçüp tartmak ve buna göre süreç ilerletmek zorundayız. Emin olun kimse “nazlandığı” için işsiz kalmıyor. Bunun arkasında aday ve işveren beklentilerinin örtüşmemesi, birçok kurumun karın tokluğuna uzmanlar yetiştirmek istemesi yer alıyor.“
Özkorul’a göre işsizliğin nedeni çoğu zaman bireysel tercihler değil; aday beklentileri ile işveren beklentilerinin örtüşmemesi ve nitelikli emeğin yeterince karşılık bulmaması.

“Kadınlar mülakat odasına girmeden önce bile önyargılarla karşılaşıyor”
İşe alım süreçlerinde kadınların karşılaştığı eşitsizlikleri ve mülakatlarda yöneltilen toplumsal cinsiyet temelli soruları değerlendiren Özkorul, ayrımcılığın hâlâ sistematik biçimde sürdüğünü ifade ediyor:
“Her ne kadar değiştiği söylense de maalesef ülkemizde kadın-erkek eşitsizliğinin en bariz görüldüğü alanlardan biri de iş dünyası. Bu eşitsizlik henüz mülakat aşamasındayken başlıyor ve türlü kılıflarla devam ediyor.”
Kadın adaylara yöneltilen soruların mesleki yeterlilikten çok özel hayatlarına odaklandığını belirten Özkorul, şu örnekleri paylaşıyor:
“Ben bu zamana kadar hiçbir yöneticinin erkek bir adaya evli ya da bekar olup olmadığını, çocuğu olup olmadığını ve eğer varsa o çocuğa bakarken bir sorun olup olmayacağını sorduğunu görmedim. Ama kadın adaylar hangi yaşta olursa olsun teknik yeterliliklerden önce onların medeni halleri, doğum kontrol süreçleri, burçları merak edilir…”
Kadınların farklı yaşam tercihleri üzerinden kolaylıkla yargılandığını söyleyen Özkorul, bu yaklaşımın yıllardır değişmediğine dikkat çekiyor.
Eğer genç ve yeni evli bir kadın aday ise “Yakında doğurur bu, uğraşılmaz” denir.
Eğer bekar bir kadınsa “Hayatında biri yoksa kesin sıkıntılı bir tiptir” denir.
Eğer kariyer odaklı bir anneyse “İnsan, evladını para için bırakır mı” denir… Yani denir de denir.
“Sonra da tüm bunlar bir güzel kılıfına uydurulur. Maalesef 2026’da da 2006’dakiyle aynı durumlar sadece kadınlar için yürürlükte olur.“
“Eşitlik yalnızca söylemle değil, somut politikalarla mümkün”
İşe alım süreçlerinde toplumsal cinsiyet temelli önyargıların ne kadar yaygın olduğunu sorduğumuzda Özkorul, sorunun yalnızca birkaç kurumla sınırlı olmadığını belirtiyor:
“Maalesef oldukça yaygın. Ve emin olun 8 Martlarda 25 Kasımlarda süslü püslü paylaşımlar yapan o sözde global şirketlerde de durum farklı değil.”
Özkorul’a göre şirketlerin öncelikle bu eşitsizliği kabul etmesi ve ardından somut uygulamalar geliştirmesi gerekiyor. Bunun için ise şu adımların atılması gerektiğini söylüyor:
- Şirketlerin öncelikle işe alım süreçlerindeki cinsiyet eşitsizliklerini kabul etmesi ve bunları gidermeye yönelik somut politikalar geliştirmesi gerekiyor.
- Bunun için ilan dilinin cinsiyetçi ifadelerden arındırılması, özgeçmişlerin mümkün olduğunca anonim değerlendirilmesi, mülakatların standart ve objektif kriterlerle yürütülmesi, işe alım ekiplerine toplumsal cinsiyet eşitliği ve bilinçsiz önyargı eğitimleri verilmesi önemlidir.
- Ayrıca karar alma mekanizmalarında kadınların daha fazla temsil edilmesi, eşit işe eşit ücret ilkesinin uygulanması ve işe alım sonuçlarının düzenli olarak cinsiyet temelli verilerle izlenmesi, kapsayıcı bir iş ortamı oluşturmanın temel adımlarıdır.

“Mülakat yalnızca sizi değerlendiren değil, sizin de değerlendirdiğiniz bir süreçtir”
Kadın adayların ayrımcı sorularla karşılaştığında nasıl bir tutum izlemesi gerektiğini sorduğumuzda Özkorul, yaşadığı bir deneyimi paylaşıyor:
“Buna kendimden bir örnek vereyim. Bir İşe Alım Uzmanı olarak kendi pozisyonumda bir iş görüşmesine katıldım. Karşımda da doğal olarak bir meslektaşım vardı. Bana yeni evli olduğumu öğrendiğinde “Eee çocuk düşünüyor musunuz, doğarsa kim bakacak” diye sordu. Cevabım ise “siz benden çok düşündüğünüze göre bir bakıcı bulursunuz bana” olmuştu. O an karşımdaki yüzün aldığı halden aldığım zevki anlatamam…” Ben bu tür durumlarda artık daha sert tepkiler gerektiğine inanıyorum ama bu benim kişisel görüşüm.
“Profesyonel olarak bakacak olursak adaylar mülakatı kendileri yönlendirebilir. Mümkün olduğunca bu tür sorulardan ziyade teknik konularda görüşmek istediklerini belli edecek cümleler kurabilir. Mesela “Bu görevin sorumluluklarını yerine getirebileceğime ve gerekli performansı gösterebileceğime inanıyorum” şeklinde bir yanıt vererek odağı yeniden işe çekebilirler. Eğer sorular ısrarcı veya ayrımcı bir nitelik taşıyorsa, adayın bu durumu not etmesi ve şirket kültürünü de bu çerçevede değerlendirmesi önemlidir.”
“Çünkü mülakat yalnızca işverenin adayı değerlendirdiği değil adayın da kurumu değerlendirdiği karşılıklı bir süreçtir.“
“Kadınların sesi yükseldikçe dönüşüm de güçleniyor”
Kariyer yolculuğunun başındaki genç kadınlara mesajını sorduğumuzda Özkorul, dayanışmanın ve mücadeleden vazgeçmemenin önemini vurguluyor.
“Kadınköy ailesine bana bu fırsatı verdikleri için teşekkür ederim. Biz kadınlar tarihte her daim zorluklara karşı olan direncimiz ve engellenemeyen zaferlerimizle biliniriz.”
“Tüm kız kardeşlerime türlü engellere rağmen kendi yollarında yürümekten geri durmadığı, eşitsizliklere karşı el ele mücadeleye devam ettiği bir dünya diliyorum.”
Sözlerini ise yazar ve aktivist Maya Angelou’nun şu cümlesiyle tamamlıyor:
Maya Angelou’nun da dediği gibi: “Bir kadın, ne zaman kendi sesini duyurmak için ayağa kalksa, planlamamış bile olsa, tüm kadınlar için de ayağa kalkmış olur.”

Özge Yaren Enç Özkorul’un değerlendirmeleri, işe alım süreçlerinde kadınların karşılaştığı eşitsizliklerin bireysel deneyimlerden ibaret olmadığını; toplumsal cinsiyet kalıpları, kurumsal kültür ve çalışma yaşamındaki yapısal önyargılarla yakından ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.
Kadınların mesleki yetkinliklerinden önce özel hayatlarının sorgulanmadığı, fırsat eşitliğinin söylemde değil uygulamada karşılık bulduğu bir çalışma yaşamı ise ancak kurumsal politikalar, toplumsal farkındalık ve dayanışmayla mümkün görünüyor.
KadınKöy olarak, kadınların çalışma yaşamında karşılaştığı görünmez engelleri görünür kılmaya, eşit ve kapsayıcı istihdam politikalarını odağa almaya ve bu alandaki tartışmaları çoğaltmaya devam edeceğiz.
Özge Yaren Enç Özkorul’a değerli katkıları ve samimi paylaşımları için teşekkür ederiz.











