Yazar: 2:47 pm Röportaj

Camille’den Hypatia’ya: Buse Sevindik ile kadın hikâyelerini sahneye taşımak üzerine

Tiyatro, hikâyelerin anlatıldığı bir sahne olmanın ötesinde; tarihin unuttuğu, toplumun susturduğu ve üretimleri başkalarının gölgesinde bırakılan kadınların yeniden görünürlük kazandığı güçlü bir karşılaşma alanı.

KadınKöy olarak oyuncu Buse Sevindik ile kadın hikâyelerini merkeze alan yapımlara yönelmesinin nedenlerini, Camille Claudel’i sahnede canlandırırken kurduğu bağı, tiyatronun empati yaratma ve toplumsal cinsiyet kalıplarını dönüştürme gücünü, genç kadın oyuncuların sektörde karşılaştığı engelleri ve yeni oyunu Taşlanan Kadın “Hypatia” hakkında konuştuk.

“Kadınların karşılaştığı zorbalıkların farklı biçimlerde sürmesi bizi bu hikâyelere çekiyor”

Cani “Aileen Wuornos”, Amy Hustoy, Heykele Fısıldayan Kadın “Camille Claudel” ve şimdi de Taşlanan Kadın “Hypatia”… Oyunculuk kariyerinde kadın hikâyelerini merkeze alan yapımlarda yer alan Buse Sevindik’e bu yönelimin bilinçli bir tercih olup olmadığını ve kendisini bu anlatılara çeken ortak noktayı sorduğumuzda, repertuvarın başından itibaren bu doğrultuda şekillendirildiğini anlatıyor:

“Tamamen bilinçli bir tercih doğrultusunda ilerleyip repertuvarımızı bu şekilde hazırlıyoruz. Bu bağlamda Boyoz Akademi Sanat Merkezi olarak son 3 sezondur sürdürdüğümüz ‘Kadın’ temalı oyunlara bu yıl da başka bir kadın hikayesi ile devam ediyoruz.”

Repertuvarımızın genel çatısını eril toplumların kadınlar üzerinde ki olumsuz etkisi oluşturuyor. Kimi kadın hikayelerimiz de bu etkiler kadınımızı bir caniye dönüştürerek cani mi doğulur yoksa sonradan mı olunur? Sorusunu bize sorarken, bir diğer kadınımız da ise bu etkiler sayesinde psikolojik rahatsızlıkların ne kadar uç seviyelere bizi götürebileceğini gözler önüne seriyor.”

Son iki oyunda ise yaşadıkları dönemde sanat ve bilim alanında iz bırakmalarına rağmen zamanla unutulan kadınlara odaklandıklarını ifade ediyor:

“Son 2 kadın hikayemizde ise; tarihte yaşadığı döneme iz bırakmış ama sonrasında unutulmuş değerli kadın figürlerin yaşadığı zorluklar ve insanlığa katmaya çalıştıkları değer nedeniyle yıldızları parlamış ancak eril toplumlarda bu başarıları ve özverileri görmezden gelinerek bulundukları toplumlardan soyutlanmaya çalışılmış, haksızlığa ve ihanete uğramış hikayeleri işledik.

Tüm bu kadın figürlerin dönemlerinde karşılaştıkları çoğu zorbalığın günümüzde de farklı yollarla devam etmesi bizi bu hikayelere çeken noktalar oldu ve farkındalık yaratmaya itti.”

Buse Sevindik, daha önce sahneye koydukları oyunların yeni sezonda da izleyiciyle buluşacağını belirtiyor:

“Tüm bu nedenler ile daha önceki sezonlarda sahneye koyduğumuz ve yeni sezonda da sergilemeye devam edeceğimiz; CANİ ‘Aileen Wuornos’, AMY HUSTOY ve HEYKELE FISILDAYAN KADIN ‘Camille Claudel’ adlı oyunlardan sonra 2026 – 2027 sanat sezonunda TAŞLANAN KADIN ‘Hypatia’ adlı oyunumuzla aktif ve düzenli olarak izleyicilerin karşısında olacağız.”

“Camille’in yaşamı, trajedilerden oluşan büyük bir yapboz”

Heykele Fısıldayan Kadın’da Camille Claudel’i canlandıran Buse Sevindik’e, bir kadının üretiminin ve kimliğinin bir erkeğin gölgesinde bırakılması meselesiyle nasıl bir bağ kurduğunu sorduğumuzda, öncelikle Camille ile Auguste Rodin arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor:

“Değerli okurlarımızı öncelikle Camille’in  Rodin ile olan ilişkisiyle tanıştırmak isterim. Camille’in yaşamı aşk ve tutkunun altında; yok sayılma, görmezden gelinme, bastırılma, susturulma hikayesi.”

“Camille Claudel ellerinde çamur, kalbimde devrim olan aşkı ve ihaneti taşlara fısıldayan bir kadın.”

“Camille Claudel, tek bir tanımın ötesinde bir karakter. Onu özel kılan, zamanının çok ötesinde bir sanatçı olması; yaratıcılığı, zekası ve yeteneği. Sanatı ve aşkı için dimdik duruşu, Rodin’e olan tutkusu, fedakarlığı, hüznü ve sıra dışılığını bir arada taşıması onu ateş kadın yapan unsurlar.”

Screenshot

Camille’in Rodin’e duyduğu büyük aşkın zamanla onun hem duygusal hem de sanatsal olarak sömürüldüğü bir ilişkiye dönüştüğünü söyleyen Buse Sevindik, Rodin’i kendi bakışından şu sözlerle anlatıyor:

“Camille’in büyük ve saplantılı aşkı Rodin; bana göre sömürgeci, tamamıyla narsist bir kişilik. Zamanın heykel alanında üstatlarından biri olan Rodin için Camille tam anlamıyla bir cevher niteliğindeydi. Hem aşık olabileceği kadar güzel ve zeki bir kadın hem de onu sanat alanında sürekli bir adım öteye taşıyabilecek nadir yeteneğe sahip olan bir karakter. 

Rodin’in isteği Camille’in sessizce yeteneğini ve aşkını tamamen ona adamasıydı. Böylece hem duygusal olarak kendini tatmin edecek hem de eserlerine paha biçilemez dokunuşlar sağlayacaktı. Bu sebeple senelerce her anlamda onu baskıladı ve istismar etti. Hiçbir zaman ben de buradayım diye başkaldırmasına izin vermedi, kendince veremezdi de.”

Ancak bu sessizlik, Camille’in kendi sanatına ve sesine sahip çıkmasıyla bozuluyor:

“Camille, ‘Benim sanatım, benim sesimdir’ diye haykırarak Rodin’i terk etti.”

“Bu Rodin için hiç beklenmeyen bir durumdu. Plansızdı. Çünkü her zaman ki gibi Camille’in onu sonsuza kadar sorgusuz sualsiz seveceğini ve emeğini sadece ama sadece sessizce ona harcayacağını düşünüyordu. Sonraki süreçte tüm hırçınlığı ve ailesi ile işbirliği yapıp akli dengesi tamamıyla yerinde olan bir kadını tüm gözlerden uzak bir akıl hastanesine kapattırma isteği de tamamen bu yüzdendi. Camille’in adını tarihin tozlu sayfalarına gömmek istedi ama atladığı bir şey vardı: Camille’in sesi akıl hastanesinin duvarlarını aşıp tüm Dünya’ya yayılacaktı.”

Camille’in gözünden bakıldığında ise hayranlıkla başlayan bir ilişkinin giderek büyük bir aşka, bağlılığa ve tutkuya dönüştüğünü anlatıyor:

“Camille tarafından bakıldığında ise; Camille’in Rodin’e olan hayranlığı ile başlayan süreç çok büyük bir aşka, bağlılığa ve tutkuya dönüştü. Güzel ve çekici olarak gördüğü her şey zamanla tamamen kabul edilemez bir kabusa dönüşmeye başladı. Cıvıl cıvıl, aşkla parlayarak bakan iki çift gözün yerini; yorulan, baskılanan, görülmeyen, duyulmayan bir kadın almaya başlamıştı ve bunun tüm sebebi tamamıyla büyük aşkı Auguste Rodin’di.”

“Hayalindeki ile yaşadıkları arasında devasa bir uçurum vardı. Ne takdir görüyor, ne seviliyor ne de sanatını istediği ölçüde haykırarak yapabiliyordu. Bu nedenle her ne kadar hala aşkını içinde taşısa da Rodin’e haykırarak veda etmek durumunda kalmıştı. Artık ne pahasına olursa olsun susmayacaktı, haykıracaktı. Yorulmuştu, bıkmıştı, yılmıştı…. Fakat bu haykırışı son haykırışı oldu. Çünkü ölümüne kadar olan 30 senelik süreçte bir akıl hastanesinin soğuk odasında sadece dört duvar ile sessizce konuşacaktı.”

“Hayatı boyunca ‘Ben buradayım’ diye haykırabilecek kadar güçlü bir kadın, ömrü boyunca hep susmaya mahkum bırakılmıştı.”

Sevindik, Camille Claudel ile kurduğu bağı şu sözlerle aktarıyor:

“Bu bağlamda Camille’in bende ki etkileyici yeri hayatının tamamen trajedi temalı büyük bir puzzle olması. Bu puzzle’ın her bir parçası iz bırakan bir kişi ya da duygusunu temsil ediyor bende. Kimi parçasında büyük aşkı Rodin, kimi parçasında onu mesleki anlamda desteklemeyen annesi, kimi parçasında çok sevdiği babası, kimi parçasındaysa kıymet verdiği kardeşi, hayatını adadığı sanatı, ailesindeki diğer kişiler, hayatına giren arkadaşları, hissettiği duygular, yaşadığı zorluklar, ihanetler ve niceleri var. Tüm bu parçalar bir araya geldiğinde, onun hem kişisel hem de sanatsal mücadelesinin omuzlarında bıraktığı ağırlığını görebiliyoruz.”

“Camille’i Camille yapan tüm yönleri benim hayatımda büyük bir etki ve iz bıraktı. Ve tiyatro sahnesinde Camille ile tanışıp vedalaşan tüm izleyiciler salondan ayrılırken bu iz ve etkiyle ayrılıyorlar.

İyi ki bu Dünya’dan bir Camille Claudel geçti…”

“Seyircinin salondan düşünerek, yüzleşerek ve sorgulayarak ayrılmasını istiyoruz”

Kadın hikâyelerini merkeze alan oyunların ardından erkek izleyicilerden de güçlü geri dönüşler aldıklarını belirten Sevindik’e, tiyatronun bu deneyimleri yaşamamış kişiler için nasıl bir empati alanı yaratabildiğini sorduğumuzda, sanatın dönüştürücü gücüne inandığını vurguluyor:

“Sanatın her anlamda dönüştürme, iyileştirme, farkındalık yaratma gücüne inanıyorum / inanıyoruz. Bu sebeple seyirci ile buluşturduğumuz oyunlarımızda kendimizi daha sorumlu hissediyor ve daha titizlik ile çalışıyoruz.”

Oyunlar kadınların hikâyelerine odaklansa da kullandıkları anlatım dilinin erkek izleyicilerin de meseleyi sahiplenmesine alan açtığını belirtiyor:

“Erkek izleyicilerimizden de oldukça fazla olumlu dönüş alıyoruz. Çünkü oyunlarımız her ne kadar kadın temalı oyunlar olsa da meseleyi işleyiş şeklimizle erkek izleyicilerinde derdimizi sahiplenmesini sağlayacak bir dil kullanıyoruz. Burada oyunlarımızın Yazar ve Yönetmeni Bülent Aydoslu’nun  mahareti ve titizliği büyük önem taşıyor. Derdi olan kadınlarımızı dönemlerine göre hem sanatsal hem duygusal olarak yaşadığı tüm zorlukları en kapsamlı ve en sert gerçekçi haliyle seyirciye aktarmaya çalışıyoruz.”

Buse Sevindik, kadınların yaşam öykülerini mümkün olan en gerçekçi ve sarsıcı biçimiyle seyirciye aktarmaya çalıştıklarını söylüyor:

“Kadınlarımızın kan, ter, gözyaşı ile bezenmiş yaşam öykülerini yazarımız ve yönetmenimiz bizlere bir yumak olarak teslim ediyor.  Oyuncular olarak bizlerde o yumağı oyun başlarken sahneye koyuyoruz ve tüm oyun boyunca seyircilerle beraber o yumağı açmaya başlıyor, yaşıyor, gözler önüne seriyor ve seyircilerin salondan ayrılırken düşünerek, yüzleşerek, sorgulayarak ayrılmasını sağlıyoruz.”

“Kadın karakterlerin yaş ve beden kalıplarına sıkıştırılmadığı bir sektör diliyorum”

Genç kadın oyuncuların tiyatro sektöründe karşılaştığı hangi kalıpların ve engellerin değişmesi gerektiğini sorduğumuzda Sevindik; yaş, güzellik ve beden standartlarından fırsat eşitsizliğine kadar uzanan pek çok soruna dikkat çekiyor:

“Genel anlamda ; Kadın karakterlerin sadece “genç ve güzel” ya da “yaşlı anne” olarak kodlanarak yaşa bağlı sınırların kalmadığı, sektörel güzellik standartlarının ve beden kalıplarının ön planda tutulmadığı, basma kalıp rollerin oyuncunun üzerine yazılmadığı, kaşe tekliflerinin adil olduğu, fırsat eşitliğinin bulunduğu, psikolojik ve fiziksel tacize uğramadığı bir sektör diliyorum.”

“Umarım sanat dünyasının her alanında kadın sanatçı sayısı gün geçtikçe artar. Çünkü kadın eli değen her yer daha başka güzel, daha adil ve daha estetik…

İyi ki varlar…”

“Zaman değişiyor, kadınların trajedileri biçim değiştirerek devam ediyor”

Camille Claudel’den sonra şimdi de Taşlanan Kadın “Hypatia” ile seyirci karşısına çıkmaya hazırlanan Sevindik’e, yüzyıllar önce yaşamış bu kadınlarla günümüz kadınları arasında nasıl bir ortaklık gördüğünü sorduğumuzda, tarihsel dönemler değişse de kadınların karşılaştığı baskıların bütünüyle ortadan kalkmadığına dikkat çekiyor:

“İşlediğimiz kadınlardan Camille Claudel ve Hypatia yaşadıkları dönemlere oldukça fazla gelmiş figürler. Sanat ve bilim alanında öncü olmuş bu kişiler yeteneklerinin, zekalarının, bilgilerinin, aşklarının bedellerini en trajedik şekilde ödemiş kadınlar.”

“Elbette ki kadın olmanın her dönem için nice zorlukları olduğu aşikar ve ne yazık ki hala aşamadığımız bir sürü durumda mevcut. Belki taşlanarak öldürülüp, derisi yüzülecek kadar ağır yaşamasak da bu trajedik sonların üzerinden yüzyıllar bile geçse nicelerini farklı şekillerde mecbur bırakılarak yaşamaya devam ediyoruz.”

“Kısaca en yaralıyıcı taraf zaman dilimi sürekli değişiyor fakat kadınların trajedileri form değiştirerek yaşamaya devam ediyor….”

“Aşkınızın, tutkularınızın ve doğrularınızın peşinden gitmekten vazgeçmeyin”

Cani, Amy Hustoy, Camille Claudel ve şimdi Hypatia… Buse Sevindik’e sahnede hayat verdiği bu dört kadını yan yana koyduğunda, kadınlara ve KadınKöy okurlarına ne söylemek istediğini sorduğumuzda, sözü “ruhuna üflediği” kadınlara bırakıyor:

Ruhuna üflediğim kadınlardan özellikle sanatın ateş kadını olan Camille Claudel ve bilimin nefesini tutan Hypatia kadınlara şöyle seslenirdi:

“Zamanın hangi dilimine denk gelmiş, ne kadar çok zorluklarla karşılaşıyor olursanız olun ve ne pahasına olursa olsun dik durun, güçlü olun, asla kimseye eğilmeyin, aşkınızın, tutkularınızın, doğrularınızın peşinde koşmaktan asla vazgeçmeyin.”

Buse Sevindik, KadınKöy’e ve okurlarımıza teşekkürlerini iletirken İzmir’de yaşayan tiyatroseverleri de Boyoz Akademi Sanat Merkezi’nin kadın hikâyelerini merkeze alan oyunlarına davet ediyor:

“Son olarak bu güzel ve anlamlı röportaj için kıymetli KadınKöy Gazete ekibine hem kendim hem de ruhuna üflediğim tüm kadınlar için sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.”

“İzmir’de ikamet eden tüm tiyatroseverleri Cani adlı oyunla Amerika’nın ilk kadın seri katili olan Aileen Wuornos’un gerilim dolu hikayesine, Amy Hustoy adlı oyunla çoklu kişilik bozukluğuna sahip bir kadının tüm alter kişilikleri ile tanışıp trajikomik türden hikayesine şahit olmaya, Heykele Fısıldayan Kadın ‘Camille Claudel’ ile Camille’in sarsıcı ve çarpıcı hayat hikayesine, Taşlanan Kadın ‘Hypatia’ ile de bilginin, özgürlüğün , kadın olmanın acımasız bedeline şahitlik etmeye bekliyoruz.”

Tüm Saygı ve Sevgideğer Okuyuculara;

İyi ki varsınız…

Sağ olun. Hep var olun…

Buse Sevindik’in sahnede hayat verdiği kadınlar, farklı zamanlarda ve farklı koşullarda yaşamış olsalar da susturulma, görünmezleştirilme ve kendi kimlikleriyle var olma mücadelesinde ortaklaşıyor. Bu hikâyeler, geçmişte kalmış trajedilerden çok daha fazlasını anlatıyor; kadınların bugün de biçim değiştirerek devam eden eşitsizliklerle mücadelesine ayna tutuyor.

KadınKöy olarak, kadınların sanatını, emeğini ve sözünü görünür kılan anlatılara alan açmaya; sahnenin dönüştürücü gücünü ve kadınların “Ben buradayım” diyen seslerini çoğaltmaya devam edeceğiz.

Buse Sevindik’e değerli katkıları ve paylaşımları için teşekkür ederiz.

Visited 2 times, 2 visit(s) today
Close