Son yıllarda sosyal medyada yeniden popülerleşen tradwife akımı ile fosil yakıt endüstrisinin çıkarları arasında dikkat çekici bir ilişki bulunduğunu öne sürülüyor. Simone Colburn tarafından kaleme alınan makale, kadın haklarına yönelik gerileme ile çevre politikalarındaki zayıflamanın birbirinden bağımsız gelişmeler olmadığını, aksine aynı toplumsal ve ekonomik sistemin parçaları olduğunu savunuyor.

Görsel Kaynağı: fr.wikipedia.org
İklim krizi sorumluluğu kadınlara yükleniyor
Özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde çevre koruma düzenlemelerinin geri çekilmesi ve kadınların üreme haklarını sınırlandıran politikaların aynı dönemde uygulanmasının tesadüf olmadığı ifade ediliyor. Yazara göre bu politikalar, ataerkil toplumsal yapıyı güçlendirirken fosil yakıt sektörünün ekonomik çıkarlarını da destekliyor.
Colburn, “karbon ayak izi” kavramının 2000’li yılların başında büyük petrol şirketleri tarafından desteklenen pazarlama kampanyalarıyla yaygınlaştırıldığını belirtiyor. Böylece iklim krizinin sorumluluğunun büyük enerji şirketlerinden bireylere kaydırıldığı ve özellikle ev içindeki enerji tasarrufu, geri dönüşüm ya da sürdürülebilir tüketim gibi uygulamaların kadınların sorumluluğu olarak sunulduğu ifade ediliyor. Bu yaklaşımın, sistemsel sorunların üzerini örterek bireysel davranışlara odaklanılmasına neden olduğu vurgulanıyor.
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve sürdürülebilir yaşam arasındaki bağ
Fosil yakıt sektörünün erkeklik ve güç kavramlarıyla ilişkilendirildiği de belirtiyor. Petrol ve doğal gaz üretiminin ekonomik büyüme, ulusal güç ve erkeklerin aile geçimini sağlaması gibi geleneksel rollerle özdeşleştirildiği ifade edilirken, kadınların ise ev içi bakım hizmetleriyle sınırlandırıldığı ileri sürülüyor. Bu çerçevede, çevre politikalarının zayıflatılması ile geleneksel cinsiyet rollerinin yeniden öne çıkarılmasının birbirini besleyen süreçler olduğu savunuluyor. Ayrıca, petrol şirketlerinin siyasi karar alma süreçleri üzerindeki etkisine de dikkat çekiliyor. Büyük petrol şirketlerinin seçim kampanyalarına yaptığı yüksek miktardaki bağışların ardından fosil yakıt sektörüne sağlanan teşviklerin arttığı ve bunun şirketlerin ekonomik kazançlarını güçlendirdiği belirtiliyor. Yazara göre bu durum, çevresel sürdürülebilirlik ile toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelelerinin ortak bir zeminde değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.

Görsel Kaynağı: thenewfeminist.co.uk
Sonuç bölümünde Colburn, iklim krizinin yalnızca çevresel bir sorun olmadığını, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade ediyor. Kadınların kamusal yaşamda ve karar alma mekanizmalarında daha güçlü temsil edilmesinin hem çevre politikalarının geliştirilmesine hem de daha adil bir toplumsal yapının oluşturulmasına katkı sağlayacağı savunuluyor. Bu nedenle ekofeminist yaklaşımın günümüzde giderek daha fazla önem kazandığı belirtiliyor.
Kaynakça:
Colburn, S. (2026, June 25). The return of the tradwife and the soaring profits of big oil are part of the same system. The New Feminist.











