Popüler kültür bize Lolita’yı ezberletiyor: kırmızı kalp şeklinde gözlükler, yasak arzu, baba-kız aşkı, baştan çıkarıcı bir genç kız… Oysa Nabokov’un romanında Lolita isminde biri hiç varolmamıştır. Roman boyunca Humbert Humbert isimli anlatıcı tarafından Dolores Haze üzerine oluşturulmuş bir Lolita karakterini okumaktayız. Lolita, Dolores Haze’in değil, Humbert’in hikayesidir ve kurgulanmış bir kimlik hakkındadır.
Erkek bakışı, fanteziler, yeniden tanımlanmanın kaçınılmaz baskısı
İsim üzerinden kimliğin yok edilişi yalnızca Lolita’da karşı karşıya kaldığımız bir durum değil. Birine isim vermek, onu tanımlama gücüne sahip olmak demektir. Benzer bir örneğe Muhteşem Yüzyıl dizisinde cariye Alexandra’nın ismini Hürrem olarak değiştiren Sultan Süleyman’da da şahit oluyoruz. Bu yeniden isimlendirme erkek bakış açısından kurtulamayacak, eşitsiz güç dinamikleri içinde olan çaresiz kadınların yeniden tanımlanmasıdır.
Gerçek adı Dolores olan çocuk, romanın ilk cümlesinden son cümlesine dek Humbert tarafından Lolitalaştırlmıştır. Humbert onu sadece anlatmakla kalmayıp, yeni bir kişi olarak yeniden yaratmıştır. Lo, Lola, Lolita, Dolly gibi isimlerle çağırılan Dolores’in ismi ve otoritesi Humbert tarafından çalınmıştır, tıpkı çocukluğunun çalındığı gibi.
Dolores’in ne hissettiğine ya da ne düşündüğüne dair birkaç ipucu haricinde ulaşmamız mümkün olmuyor. Humbert Dolores’in travmalarını ve yaşadığı tacizi sanki karşılıklı ve arzu dolu bir aşk hikayesiymiş gibi okuyucuya yansıtıyor. Dolores’in bağırışları, ağlamaları, geçirdiği krizler sanki önemsiz detaylarmışçasına tek cümle içerisinde yavan biçimde bahsedilip atlanıyor. Hiçbir duygu durumunu doğrudan öğrenmemiz mümkün olmuyor. Humbert sürekli onun yerine konuşuyor, onu filtreliyor ve yalnızca anlatıcının görmek istediğini görebiliyoruz. Dolores yalnızca cinsel bir taciz ve baskı altında değil, aynı zamanda susturularak tüm varlığına karşı bir saldırı altında kalıyor. Gerçek Dolores’in nerede olduğunu ve kim olduğunu anlatıcı bize vermediği sürece bilmemiz imkansızlaşıyor. Okuyucu Humbert’in diline kapılıyor çünkü komik, çok kültürlü, çok şiirsel. Tüm bunlarla suçu görünmez yapıyor. Dolores’in ağlamalarını romantize edip okuyucuya açıkça bahsetmediği sahnelerle küçük kızın otoritesini dilin gücüyle nasıl yok ettiğini çok net olarak sunuyor.

Görsel Kaynağı: aesthetics.fandom.com
Popüler medyada Lolita ve sonuçları
Popüler kültürün yarattığı Lolita’dan bildiğimiz, kalpli gözlük gibi tanıdığımız imgelere roman sahip değildir. Sinema adaptasyonları ve moda akımları Dolores’i değil, Humbert’ın fantezisi olan Lolita’yı estetikleştirdi ve normalize etti. Lolita bugün artık çocukluğu erotikleştiren bir kültürel ögeye dönüştürüldü. Bir çocuğun yıllarca yaşadığı trajediyi anlatan roman, sapkın bir estetik akım olarak normalize edildi. Dolores’in Lolita olarak kabullenilip romantize edilişi roman olarak Lolita’ya da zarar verip, kitabı okumamış insanlar arasında Nabokov hakkında Humbert ile bağlantılar kurulmasına sebep olmuştur.

Görsel Kaynağı: aesthetics.fandom.com
Romanın sonlarında Dolores artık evlenmiştir, hamiledir, normal bir hayat yaşayabilmek için Humbert’tan maddi destek beklemektedir. İlk kez Lolita değil Dolores olarak karşımıza çıkar ve artık gerçek bir insandır. Humbert onu yıllar sonra gördüğünde artık kendi fantezisinin varolmadığını fark eder. Roman aslında Humbert’in yenilgisidir.
Sonuç olarak günümüzde yeniden okumamız gereken karakter Lolita değil Dolores Haze’dir. Çünkü romanın en büyük trajedisi yalnızca bir çocuğun yaşadığı sistematik ve ensest istismar değil; o çocuğun adının, sesinin ve kimliğinin bir bütün olarak saldırı altında olması ve anlatıcının dili içinde kaybolmuş olmasıdır.
Kaynakça:
Nabokov, V. (1989). Lolita. Vintage International.











