Yazar: 3:35 pm Köşe Yazıları

Türkiye’de biseksüellik: Toplumsal algı ve cinsiyetçilik

Türkiye’de biseksüellik, heteronormatif ve ataerkil toplumsal düzenin en rahatsız olduğu kimliklerden biridir. Ancak bu rahatsızlık, kadınlar ve erkekler söz konusu olduğunda aynı biçimde ortaya çıkmaz. Biseksüelliğin kadınlar ve erkekler için farklı algılanması, tesadüfi bir önyargı değil; cinsiyetçiliğin sistematik bir sonucudur. Toplum, biseksüelliği bireysel bir yönelim olarak değil, kadınlık ve erkeklik rollerini denetleme aracı olarak ele alır.

Biseksüel kadınlar fantezi objesi olarak görülüyor 

Biseksüel kadınlar çoğu zaman “daha kabul edilebilir” olarak sunulur. Fakat bu kabul, gerçek bir tanınmadan ziyade, erkek egemen bakışın bir ürünüdür. Kadın biseksüelliği medya, popüler kültür ve gündelik dilde erotize edilir; bir kimlik olmaktan çıkarılıp erkek arzularını besleyen bir gösteriye dönüştürülür. İki kadını fantezisi üzerinden normalleştirilen bu yönelim, kadınların öznel deneyimlerini tamamen yok sayar. Kadınların biseksüelliği çoğu zaman geçici, deneme amaçlı ya da sonunda “doğru yola”, yani heteroseksüel ilişkiye dönecek bir süreç olarak görülür. Bu yaklaşım, kadın cinselliğinin ancak erkeklerin sınırları içinde var olabileceğini varsayan açık bir cinsiyetçilik biçimidir.

Görsel Kaynağı: kaosgl.org

Biseksüel erkekler tehdit objesi olarak görülüyor

Biseksüel erkekler ise bu sözde hoşgörüden dahi mahrum bırakılır. Türkiye’de erkeklik hâlâ sert, baskın ve tartışmasız biçimde heteroseksüel olmakla tanımlanır. Bu nedenle biseksüel erkekler, erkeklik normlarını tehdit eden figürler olarak algılanır. Toplum, biseksüel erkekleri ya “aslında eşcinsel ama gizleyen” ya da “kararsız ve güvenilmez” bireyler olarak etiketler. Bu söylem, erkeklerin cinsel kimliklerini kendilerinin tanımlama hakkını elinden alır. Erkek biseksüelliğine yönelik bu inkâr, erkekliğin ne kadar kırılgan olduğunu ve sürekli olarak korunmaya muhtaç olduğunu da ele verir.

Görsel Kaynağı: scientificamerican.com

Biseksüellik kavramı ataerkil sistemin cinsiyet kalıplarını yıkıyor 

Ortaya çıkan tablo son derece nettir: Kadınların biseksüelliği erkek fantezisine indirgenerek değersizleştirilir, erkeklerin biseksüelliği ise tehdit olarak görülüp bastırılır. Her iki durumda da biseksüel bireylerin varlığı meşru kabul edilmez. Toplum, biseksüelliği ya hafife alınacak bir heves ya da saklanması gereken bir sapma olarak konumlandırır. Bu da biseksüel bireyleri hem heteroseksüel çoğunluk hem de zaman zaman eşcinsel topluluklar içinde görünmez ve yalnız bırakır. Bu çifte standart, Türkiye’deki cinsiyetçi düzenin biseksüelliği nasıl araçsallaştırdığını açıkça göstermektedir. Sorun yalnızca LGBTİ+ karşıtlığı değil; kadınlık ve erkekliğin katı sınırlarla korunmasıdır. Biseksüellik bu sınırları ihlal ettiği için rahatsız edicidir. Bu nedenle ya ciddiye alınmaz ya da tamamen yok sayılır.

Türkiye’de biseksüelliğin kadınlar ve erkekler için farklı algılanması, basit bir algı problemi değil, yapısal bir eşitsizlik meselesidir. Bu eşitsizlikle yüzleşmeden ne cinsel özgürlükten ne de toplumsal eşitlikten söz edilebilir. Biseksüellik, erkek fantezisi ya da erkeklik krizi değildir; bağımsız, meşru ve politik bir varoluştur. Bu gerçeği kabul etmek, yalnızca biseksüeller için değil, cinsiyetçi düzenin sorgulanması için de zorunludur.

Kaynakça:

ILGA-Europe. (2023). Annual review of the human rights situation of LGBTI people in Europe and Central Asia.


KAOS GL. (2020). Türkiye’de LGBTİ+’ların insan hakları raporu.


Connell, R. W., & Messerschmidt, J. W. (2005). Hegemonic masculinity: Rethinking the concept. Gender & Society, 19(6), 829–859.


Rich, A. (1980). Compulsory heterosexuality and lesbian existence. Signs: Journal of Women in Culture and Society, 5(4), 631–660.

Kapak Görseli: au.reachout.com

Visited 19 times, 1 visit(s) today
Close