Yazar: 9:40 am Röportaj

Füsun Aymergen ile kadınların belleği, edebiyatı ve dayanışması üzerine bir röportaj

Kadınların hikâyeleri bazen fısıltıyla, bazen çığlıkla duyulur. Kimi zaman bir köy meydanında, kimi zaman babaannesinin gölgesinde, kimi zaman da bir laboratuvar masasında yeniden yazılır.

Füsun Aymergen, kadın mühendis adaylarına burs ve dayanışma desteği sağlayan Bulgurcu Vakfı’nın Genel Müdürü olarak yıllardır genç kadınların yolunu aydınlatıyor. Uzun yıllar ses mühendislerine yayıncılık eğitimleri vermiş bir isim olan Aymergen, bu kez kelimeleriyle karşımızda. “Kadın Öyküleri” ve “Kadın Sesleri” gibi derlemelerden sonra, kendi kitabı “Başka Bir Dünya Değil” ile hem bir yazar hem bir kadın olarak yeni bir sayfa açıyor.

KadınKöy olarak Füsun Aymergen’le edebiyatın dönüştürücü gücünü, kadınların görünmeyen emeğini, “Başka Bir Dünya Değil” kitabının ardındaki ilhamı ve “başka bir dünyanın” mümkün olup olmadığını konuştuk.

“Bu kitap benim için bir başlangıç noktası oldu”

Derlemelerde yer aldıktan sonra kendi kitabıyla sesini duyurmanın hem cesaret hem de kırılganlık gerektirdiğini söyleyen Aymergen, Başka Bir Dünya Değil’in onun için bir keşif süreci olduğunu anlatıyor:

“Bireysel olarak bu yolculuğa başlamak ürkütücü olduğu kadar cesaret isteyen bir süreçti. Derlemelerde yer almak bir anlamda güvenli bir alandı; başka yazarlarla yan yana durmak, sesini o çok sesli koroda hissetmek gibiydi. Başka Bir Dünya Değil, yalnızca öykülerimi bir araya getirdiğim bir kitap değil; kendi sesimin ağırlığını, tonunu ve sınırlarını keşfettiğim bir alan oldu. Artık neyi anlatmak istediğimi, hangi kelimelerle anlatabileceğimi daha iyi biliyorum. Bu yüzden bu kitap, benim yazarlık serüvenimde bir dönüm noktasından çok, kendi rotamı çizdiğim bir başlangıç noktası oldu.”

“Bir duyguyu saklandığı yerden çıkarıp söze dökmek, bir direniş biçimi”

Kadınların, ailelerin ve belleğin saklı odalarına kapılar aralayan Başka Bir Dünya Değil, bastırılmış duyguların izini sürüyor. Bu odalarda en çok hangi duyguların kilitli kaldığını ve bu duyguları görünür kılmanın bir sorumluluk mu yoksa bir direniş mi sorusunu yönelttiğimiz Aymergen’e göre bu odalarda en çok haksızlıklar ve bastırılmış öfke birikiyor:

“Kadınların kuşaktan kuşağa sessizce taşıdığı, bazen kendi olmadıkları hâllere sığdırılmak zorunda bırakıldıkları duygular bunlar. Benim için bu duyguları görünür kılmak hem direniş hem de içgüdüsel bir ihtiyaç. Günlük koşturma içerisinde bir ses duyuyorum ve onu geçiştirmek yerine dinlemeyi seçiyorum. Bazen bu dinleme hâlinin kendisi bile bir direnişe dönüşüyor. Çünkü bir duyguyu saklandığı yerden çıkarıp söze dökmek çok zor, döküldüğü andan itibaren o gizli olmaktan çıkıyor ve bu, kadınların yüzyıllardır süren suskunluğuna küçük bir karşı ses oluyor.

“Kadın öyküleri yazmak hem direnmek hem iyileşmek demek”

Yazının hem politik hem de iyileştirici bir alan olduğunu vurgulayan Füsun Aymergen, kadın öykülerini yazmak, bir tür direniş biçimi midir ve yazının, özellikle kadınlar için, iyileştirici bir yanı olduğuna inanıyor musunuz? sorumuza ise kadın öykülerini kaleme almayı bir tür direniş olarak gördüğünü vurgulayarak şu sözleri aktardı:

Kadın öyküleri yazmak, çoğu zaman susturulmuş ya da duyulmaz kılınmış seslere yer açmak anlamına geliyor. Yazmak, benim için hem bir ifade biçimi hem de bir ses çıkarma eylemi. Bazen fısıltıyla, bazen çığlıkla. Kadınların deneyimlerini, kırılganlıklarını, öfkelerini, hayallerini söze dökmek; görünmez kılınanı görünür yapmak anlamına geliyor. Bu da başlı başına politik, toplumsal ve insani bir duruş. Yazının iyileştirici bir yanı olduğuna da inanıyorum. Çünkü yazmak yalnızca var olan durumu anlatmak değil, onu dönüştürmek, yeniden anlamlandırmak demek. Her kelimeyle, hem kendin için hem başkaları için bir nefes alanı açıyorsun. Bu yüzden yazmak benim için hem direnmek hem iyileşmek demek.

Görsel Kaynağı: Füsun Aymergen, LinkedIn hesabı

“Sessizlik burada susturulmuşluk değil, olgunlaşan bir sesin hâli”

Aymergen’in öykülerinde kadın karakterler sessizlikten güç alıyor. Sessizliğin kadınların toplumsal hayatta yaşadığı görünmezliğin bir yansıması mı, yoksa bir baş etme biçimi mi olduğunu sorduğumuzda ise, bu sessizliğin hem görünmezliğin bir sonucu hem de hayatta kalmanın bir yolu olduğunu söylüyor:

Kadınların sessizliği hem görünmezliğin bir sonucu hem de hayatta kalma biçimi. Ama benim öykülerimdeki sessizlik bir kabulleniş değil; daha çok bir içsel direniş alanı. Çünkü bazen konuşmamak, söylenmeyeni içinde büyütmek de bir güç göstergesi olabiliyor. Yani sessizlik burada susturulmuşluk değil; kendi zamanını bekleyen, olgunlaşan bir sesin hâli. Ben bu sessizliği, kadınların sabrının, sezgisinin ve direncinin başka bir biçimi olarak görüyorum.

“Başka bir dünya değil, tam da yaşadığımız dünya”

Kitabın ismine de ilham veren bu cümle, aslında Aymergen’in dünyayı algılayış biçimini özetliyor. “Başka bir dünya değil, tam da yaşadığımız dünya” ifadesinin günümüz Türkiye’sinde kadın olmanın gerçekliğiyle nasıl kesiştiğini sorduğumuzda ise, Aymergen anlattığı dünyanın tam da içinden geçtiğimiz tanıdık bir gerçeklik olduğunu söylüyor.

Başka bir dünya değil’ derken tam da bunu kastediyorum, çünkü anlattığım dünya, bizim her gün içinden geçtiğimiz, tanıdık bir gerçeklik. Bu cümle hem kadın olma hâlini hem de insan olma hâlini kapsıyor. Kadınların yaşadığı adaletsizlikler, baskılar, suskunluklar elbette bu dünyanın bir parçası; ama aynı zamanda umut, dayanışma, sevgi ve direnme gücü de burada. Yani bu dünya ne tamamen karanlık ne de tamamen aydınlık. Kadın olmak bu iki uç arasında yürümek gibi. Düşmeden, yitmeden, bazen yaralanarak ama hep var olarak. Benim için ‘Başka Bir Dünya Değil’, kadınların hikâyeleri üzerinden insanın kırılganlığını, ama aynı zamanda dayanıklılığını ve bu dünyada kendine yer açma mücadelesini anlatan bir ifade.

“Bu mekânlar, kadınların kendi sessiz devrimini başlattığı alanlar”

Köy meydanı, babaannenin gölgesi ya da evin içi gibi mekânların kadın belleğinde ve kuşaklar arası aktarımda nasıl bir yeri olduğunu sorduğumuzda ise, Aymergen bu mekânların öykülerinde yalnızca birer arka plan değil, kadın belleğinin taşıyıcıları olduğunu söylüyor:

Bu mekânlar aslında o ‘yuva’ fikrinin, yani toplumun kadınlara doğumdan itibaren yüklediği rollerin bir yansıması. Dişi kuşun yuva yapması, evi çekip çevirmesi, sessizce fedakârlık etmesi gibi kalıplar kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Köy meydanı, babaannenin gölgesi ya da evin içi hepsi bu kalıpların hem korunduğu hem sorgulandığı alanlar. Alışıla gelmiş bir ön yargı olarak bu mekânlar güvenli gibi görünse de, çoğu zaman görünmeyen sınırların da çizildiği yerler. Benim öykülerimde bu mekânlar sadece bir arka plan değil; kadınların o sınırlarla yüzleştiği, bazen içten içe kırdığı, bazen de kendi sessiz devrimini başlattığı alanlar.”

“Cümlenin ritmini, sessizliğin payını, duygunun frekansını ölçüyorum”

Uzun yıllar ses mühendislerine yayıncılık eğitimleri veren Aymergen, yazıyı bir denge kurma sanatı olarak görüyor:

Mühendis, doğası gereği hem sistem kuran hem de denge arayan biridir, ben de öykülerde bu dengeyi arıyorum. Cümlenin ritmini, sessizliğin payını, duygunun frekansını titizlikle ölçüp biçiyorum bazen.

“Bir hikâyeyi duyurmak, bir sesi güçlendirmek”

Hem bir yönetici hem bir yazar olarak kadınlara alan açan Füsun Aymergen, bu iki kimliğin birbirini beslediğini söylüyor:

Yönetici olarak kadınların potansiyeline alan açmaya, onların görünür olmasına katkı sunmaya çalışıyorum; yazar olarak ise bunu kelimelerle yapıyorum. İkisinde de ortak nokta, bir hikâyeyi duyurmak, bir sesi güçlendirmek. Yönetici kimliğim bana gerçek hikâyeler, mücadeleler, ilham veren kadınlar kazandırıyor; yazar kimliğim ise tüm bunları anlamlandırma ve dönüştürme imkânı sunuyor, kadınların varoluşuna yer açmayı, onların sesini çoğaltmamı sağlıyor.”

“Kadınlar kendi sesini bulduğunda, dünya değişmeye başlıyor”

Bulgurcu Vakfı’nın vizyonu, Aymergen’in öykülerindeki kadınların cesaretiyle aynı çizgide buluşuyor:

Kadınların tüm alanlarda güçlenmesi, bence eğitimle ve kendine güvenle başlıyor. Bulgurcu Vakfı’nın kadın mühendis adaylarına açtığı alan da tam olarak bu: kendi potansiyelini fark eden, çağdaş bir bakışla dünyaya katkı sunan kadınlar yetiştirmek. Benim öykülerimdeki kadınlar da cesur, başlarına ne gelirse gelsin adaletten ve vicdandan şaşmayan kadınlar. Kadınlar kendi sesini bulduğunda, dünya gerçekten değişmeye başlıyor.

“Yeteneğin cinsiyeti yok ama adaletin olması gerekiyor”

Kadınların mühendislikte, sanatta veya akademide kalabilmesi, Aymergen’e göre fırsat eşitliğinin hayata geçirilmesine bağlı:

Bir kadının mühendislikte, sanatta ya da akademide kalabilmesi; cinsiyet adaletinin, eşit hakların ve fırsat eşitliğinin gerçekten hayata geçirilmesine bağlı. Yeteneğin, emeğin ve azmin cinsiyeti yok, ama adaletin olması gerekiyor.”

“Değişim bazen küçük bir kararlılıkla başlar”

Genç kadınlara, özellikle mühendislik gibi erkek egemen alanlarda ilerlemek isteyenlere “Başka bir dünya mümkün mü?” sorusunu yönelttiğimizde ise, Füsun Aymergen bu soruya şu sözlerle yanıt veriyor:

Belki de başka bir dünya, biz istersek ve bunun için çalışırsak mümkündür. Çünkü değişim, bazen küçük bir kararlılıkla, bazen de bir adım cesaretle başlar. Önemli olan o ihtimali hep canlı tutmak.

“Bir kadın diğerinin hikâyesinde kendini bulduğunda artık hiçbir şey eskisi gibi kalmaz”

“Kadınların birbirinin hikâyesini duyması geleceği sessizce ama köklü bir biçimde değiştirir. Çünkü duyulan her hikâye bir diğerine güç verir; yalnızlık duygusunu dayanışmaya dönüştürür. Bir kadın diğerinin hikâyesinde kendini bulduğunda artık hiçbir şey eskisi gibi kalmaz, ne kendi sınırları ne de dünyanın ona biçtiği roller.”

“Duyulan her hikâye, bir diğerine güç verir

Kadınların birbirinin hikâyesini duymasının — ister bir öykü kitabında, ister bir laboratuvar masasında olsun — geleceği nasıl değiştirebileceğini sorduğumuzda ise Füsun Aymergen, “Duyulan her hikâye bir diğerine güç verir; yalnızlık duygusunu dayanışmaya dönüştürür” diyerek yanıt veriyor:

Kadınların birbirinin hikâyesini duyması, geleceği sessizce ama köklü bir biçimde değiştirir. Çünkü duyulan her hikâye, bir diğerine güç verir; yalnızlık duygusunu dayanışmaya dönüştürür. Bir kadın diğerinin hikâyesinde kendini bulduğunda, artık hiçbir şey eskisi gibi kalmaz, ne kendi sınırları ne de dünyanın ona biçtiği roller.


Füsun Aymergen’in kelimeleri, tıpkı yürüttüğü sosyal projeler gibi, kadınların varlığını çoğaltan, dayanışmayı büyüten bir ses taşıyor. Başka Bir Dünya Değil bir öykü kitabı olmanın ötesinde görünmeyeni duyurmanın, suskunluğu dönüştürmenin ve bir direnişi söze dönüştürmenin çağrısı. KadınKöy olarak biz de bu çağrının bir parçası olmaktan ve kadınların sesini çoğaltmaktan gurur duyuyoruz.

Kaynak:

Aymergen, F. (2025). Başka bir dünya değil. ALAKARGA Sanat Yayınları.

Kapak Görseli: sanatokur.com

Visited 82 times, 1 visit(s) today
Close