Yazar: 11:35 am Köşe Yazıları

Bozkırdan günümüze: Türk kadını hep ev hanımı mıydı?

Bozkırda kadın ve erkek

Orta Asya bozkırında, sert rüzgârlar ve uçsuz bucaksız otlaklar arasında at sırtında dolaşan Türkler için hayat her an mücadele ve dayanıklılık demekti. Bu değerli topraklarda kadın ve erkek, bir çadırın iki direği gibiydi; baba evin tek direği değil, anne ve baba çadırın iki direğiydi diyebiliriz. Biri savaşırken diğeri üretimi ayakta tuttu, biri yönetimde söz sahibiyken diğeri ekonomiyi ve ticareti sürdürdü.

Kadın sadece ev işlerinden sorumlu değildi. Çadırlar, günümüz evleri kadar temizlik ve düzen gerektiriyordu ama bozkır kadınları yaşamlarını yalnızca aileye değil, toplumun gelişimine de adadı. Onların en büyük katkısı, her çocuğunu geleceğe birer kağan ve hatun olarak yetiştirmeleriydi. Bugün “vatana millete hayırlı evlat” tabirinin en iyi karşılığı, işte bu bozkır anneleridir.

Kız çocuklarına küçük yaştan itibaren hayatlarını kendi ellerine alabilmeleri adına nakış, dikiş, boya, kilimcilik ve gıda ile ilgili eğitimler verildi. Bunu sadece anne değil çadır/otak dışında da görebilirdiniz. Kendi otağından çıkan bir kız çocuğu o halkın üretimini üstlenen kadınların olduğu kilim otağına gidip halıcılık öğrendi. Bunu kocasına hünerli görünmek için değil, kendi toplumlarına katkı için yaptılar. Çocuklar bu kadar anlamlı bir hedef için büyütülürken günümüzdeki yetiştirilme tarzı epey farklı.

Geçmişten günümüze

Günümüzde çocuklar kendini bir eğitim döngüsünde buluyor fakat bunun sebebini bile bilmiyorlar. Anne-baba-çocuk ilişkisinde iletişim azaldı ve duvarlar arasında sesler kısılıp kaldı.

Eskiden ateş başında dilden dile aktarılan destanlar, çocuklara bilgelik ve tecrübeyi aktarmanın en etkili yoluydu; bugün ise çoğu zaman sadece “nasihat” olarak geçiyor. Oysa hangi çocuk nasihati sever ki? Belki de insanın özü, geçmişine ufak da olsa bir göz atıp örnek almalı. Bu düşündüğümüzden çok daha fazla fayda sağlayacaktır.

İslamiyet, Selçuklu ve Osmanlı dönemi

İslamiyetin kabulüyle kadının kamusal alandaki görünürlüğü azaldı. Bu sınırlama, helal-haram ölçütleri nedeniyle zorunluydu. Yine de kadınlar vakıflarla, ticaretle ve üretimle uğraşmaya devam etti. Osmanlı’da kadınlar hem tarım hem ev işlerini bir arada yürütüyordu. Şehirlerde esnaf kadınlar genellikle sanat ve modayla ilgileniyordu. Beyoğlu’nda Fransız şapkaları, güpürler ve beyaz gelinlik modası oldukça popülerdi.

Anadolu’daki Türk kadını ise inek sağarken, peynir yaparken batı modasını düşünemezdi; gelişim batıdan doğuya kayıyordu ama yine de kadın hep çalışıyordu. Evinde kocasının gelmesini bekleyip akşam yemeğini hazırlayan bir kadın yoktu. Kadın her zaman üretken, dayanıklı ve topluma katkıda bulunuyordu. Fakat bu sefer Bozkır kültüründen farklı olarak genç kızlar, yaptığı el işlerini ve yeteneklerini gelecekteki kocalarına hünerli gözükebilmek adına önem taşıyordu. Eskiden ise bu toplumun gelişimi içindi.

Görsel kaynak: listelist.com

Cumhuriyet ve sonrası

Mustafa Kemal Atatürk reformları, kadınların siyasi ve toplumsal yaşamda görünür hâle gelmesini sağladı. 1930’da belediye seçimlerine katılma hakkı, 1934’te milletvekili seçme ve seçilme hakkı verildi. Kadınlar eğitim ve iş hayatına aktif olarak katıldı; ilk kadın pilot, avukat, milletvekili ve akademisyenler bu dönemde ortaya çıktı.

Kadının görünürlüğü arttıkça, bundan rahatsız olan kesimler de çoğalmaya başladı. Bazı kesimler, kadınların varlığını sadece evlerde kapalı olmasını istiyordu ki günümüzde bu algı hala devam ediyor. O dönem birçok etiket ortaya çıktı; “ahlaksızlık” kavramı yanlış bir şekilde kadına atfedildi.  

Sosyolojik evrim gösteriyor ki; erkekler çalışmak, asker olmak veya eğitim almak için yetiştirilirken, kadın evin çiçeği olarak büyütülüyordu. Ancak kadın da kendi hayatını sürdürmek, üretmek ve topluma katkıda bulunmak istiyordu. Böyle kadınlar, genç kızlar ahlaksızlıkla suçlanıyordu. Erkekler zaten cesurdu, kızlar ise cesur olmaya çalışabilirdi sadece.

Kurtuluş Savaşı sırasında kadınlar, sanayi ve fabrikalarda, okullarda ve her alanda aktif rol aldı. Erkek nüfusu oldukça azalmıştı ve kadınlar bu boşluğu doldurdu. Anadoluda kadınlar, güneş doğmadan uyanır, ineklerinden süt alır, tavuklarından yumurta toplar, yemeklerini hazırlardı. Sütü peynir, yoğurt ve tereyağına dönüştürerek aile ekonomisine katkı sağladı. Nakış ve dokuma işleri de ev ekonomisinin vazgeçilmez parçalarıydı.

Ancak modern Türkiye’de “ev hanımı” tabiri yeniden artmış durumda. TÜİK verilerine göre, 42 milyon kadından 21 milyonu ev hanımı olarak görünüyor. Karadeniz kadınları yazımda da bahsettiğim gibi,  birçok kadın sigortasız çalışıyor; fakat büyük bir kitle eşine bağımlı şekilde hayatını sürdürüyor. Türkiye’de kadınların sadece evlerine kapatılması, bir çiçeği soldurur mu, açtırır mı tartışma konusu. Kadının yeri gerçekten 7/24 ev mi olmalı? Sadece kocasına hizmet etmek ve çocuk büyütmek kadınlık mı? Elbette bazı kadınlar evde mutluysa bu onların tercihidir, ama tercih etmeyen kadınların sesi ne olacak?

Günümüz ve gelecek sorumluluğu

Prof. Dr. Mualla Uydu Yücel’in konferansı, Türk kadınının tarih boyunca toplumdaki gerçek yerini ve önemini vurgulayan bir hatırlatma niteliği taşıyor.

Prof. Dr. Mualla Uydu Yücel konferansını şu vurgularla tamamladı:

Biz Türkler tarih boyunca kadın ve erkek daima yan yana gönül gönüle toplumun ve devletin varlığı ve birliği için elimizden gelen her şeyi yaptık. Niçin hep son dönemlerde şahsım ve benimle birlikte pek çok kadın tarihte Türk kadınını anlatıyoruz, neden buna ihtiyaç duyduk biz? Bizim kültürümüz bizi hep yan yana görmüş, birbirimize denk görmüş, babalık sıfatıyla bizi onurlandırmış, annelik sıfatıyla bizi onurlandırmış ve birbirini tamamlayıcı ruh ikizi olarak görmüştür. Bizim bu anlayışı tekrar gelecek nesillere anlatmamız gerekiyor. Kim olduğumuzu, ne olduğumuzu çok iyi bir şekilde gençlere anlatarak onlara örnekler vererek en azından Türk toplumunun böyle bir özelliği olduğunu ve bunun bir miras olarak bize devredildiğini, bizim de bir miras olarak gelecek nesillere bunu devretmemiz gerektiğini anlayacaklarına inanıyorum.


Kanımca Türk kadını, yıllar içinde sayısız etiketin ve evrimsel sürecin arasında sıkışıp kalmış durumda. Burada, bir Türk kadını olarak en önemli gördüğüm mesele, bundan sonrası için tarihin akışını nasıl etkileyeceğimizdir. Kadını cesur mu kılacağız yoksa “ahlaksız” olarak mı etiketleyeceğiz? İşte tam da bu noktada, bu yazıyı okuyan herkesin büyük bir rolü var.

Unutmayın, sadece kendi hayatınızdan sorumlu değilsiniz; kocaman bir tarih ve kültürü DNA’larınızda taşıyorsunuz. Belki de bir gün çocuğunuza bu mirası aktaracaksınız. Kadının yerini gösterecek olan, gerçek hayatta sizsiniz; biziz. Bozkırdan günümüze, saygıdeğer Türk kadını modernleşmeye çalışırken nasıl geriledi? Bu tarihsel ve toplumsal soruyu asla göz ardı etmemek gerekiyor.

Kaynakça:

Türk Dünyası Araştırmalar Vakfı. (2024 10 Mart) Türk Bozkır Kültüründe Kadın. In Turan. https://turan.org/turk-bozkir-kulturunde-kadin-2/

Türk Tarihi ve Kültür Araştırmaları. (2018 8 Mayıs) Eski Bozkır Devlet Ve Toplum Hayatında Kadının Konumu. In Altaylı. https://www.altayli.net/eski-bozkir-devlet-ve-toplum-hayatinda-kadinin-konumu.html

Görsel kapak kaynağı: turkishnews.com

Visited 41 times, 1 visit(s) today
Close