Kapitalizm kadını neden sever?
Kapitalist sistem kadını hem arzunun nesnesi hem de piyasanın en büyük tüketicisi olarak konumlandırır. Kadın, yalnızca bir hedef değil; aynı zamanda ürünlerin taşıyıcısı ve üreticisidir. Gıda alışverişinden makyaja, cilt bakımından kıyafete kadar birçok alanda ana hedef kitle kadınlardır.
Bu kapitalist düzen, kadını sürekli tüketen bir figüre dönüştürür. Ev işlerinden bakıma kadar her şey kadınların sorumluluğundadır. Aynı zamanda güzellik standartlarına da uymaları beklenir. Bu beklenti; makyaj, cilt bakımı ve modaya uygun giyinme ile pekiştirilir. Kadın, ancak bu yolla toplumsal onay alabilir.
Tüketim tercihi mi, sistem dayatması mı?
Kadınların yaptığı seçimler genellikle kişisel tercihlermiş gibi gösterilir. Oysa bu tercihler, sistemin derinlemesine işlediği kimlik krizinin sonucudur. Kapitalizm kadına kim olduğunu unutturur. Onun yerine kim olması gerektiğini söyler. Kendi yarattığı eksikliği kadına bir hedef gibi sunar.
Sistem önce içimizi boşaltır. Ardından bu boşluğu ürünleriyle (nesneleriyle) doldurur. Kadının özgüvenini sömürür sonra da sattığı ürünlerle bu eksikliği gidereceğini vaat eder. Bu kapitalist döngü içinde, kadın hep eksik hep tamamlanması gereken biri olarak kalır.

Görsel kaynağı dunyalilar.org
Kadın emeği neden görünmez?
Kadın üretici olarak görülmez. Kadının emeği, özellikle ev içi emeği, sistem tarafından görünmez kılınır. Kapitalizmin doğuşunda bu durum bilinçli şekilde inşa edilir. Kadının üretimi parasallaştırılmaz; bunun yerine “kutsal” ilan edilir.
Bu kapitalist sistemde kadının değeri; emeğinden değil, duygusundan, güzelliğinden ve itaâtinden gelir. Kadın hep “öteki” olarak tanımlanır. Yapan değil, olan bir figüre dönüşür. Bu nedenle yalnızca tüketen değil; tüketimin nedeni, bahanesi ve hedefi hâline gelir.
Kadının “boş zamanı” miti
Kadının ana tüketici kitle olmasının bir diğer nedeni de sistemin, onun “boş zamanı varmış” gibi davranmasıdır. Sanayileşmeyle birlikte erkekler üretim alanında çalışmaya zorlanırken kadınlar eve kapatılır. Bakım, temizlik, çocuk ve yaşlı bakımı kadının sorumluluğuna verilir. Ancak bu görünmeyen emek, “boş vakit” olarak algılanır.
Kadının tüketmesi, süslenmesi ve harcama yapması doğal bir eğilim gibi sunulur. Oysa bu, kapitalist sistemin bilinçli bir kurgusudur. Kadın bu kurgunun içine hapsedilir.

Görsel kaynağı trockist.net
Süslenmenin tarihi: kadınlara mı ait?
Tarihte süslenmek erkeklere aitti. Makyaj, topuklu ayakkabı ve gösterişli kıyafetler bir dönem aristokrat erkeklerin statü sembolüydü. Fransız saraylarında erkekler allık sürer, ipek gömlek giyer, yüksek topukla yürürdü. Bu gösteriş, zenginliğin ve çalışmak zorunda olmamanın işaretiydi.
Kapitalizmin yükselişiyle bu tablo değişti. Erkek sadeleşti ve üretici olarak tanımlandı. Kadın ise tüketiciye dönüştürüldü. Süslenmek artık kadına düştü. Ancak bu kez bir ayrıcalık değil, bir yük hâlini aldı. Güzellik kadının sorumluluğu, arzulanabilirlik onun görevi oldu.

Görsel kaynağı yeniyasamgazetesi9.com
Kadın bedeni: tüketimin sahası
Kadın bedeni hem arzunun hem de üretimin sahası hâline geldi. Güzellik uğruna verilen emek görünmezleşti. Kendi benliğini gerçekleştirmeye değil, sistemin dayattığı eksiklikleri tamamlamaya yöneldi.
Her yeni ürün, her yeni trend, kadına eksik olduğunu hissettirdi. Tüketim, kadının özgüvenini tamamlayacağı vaadiyle sunuldu. Ama kapitalist sistem hiçbir zaman tamamlanma hissi vermez. Kadın hep daha genç, daha bakımlı, daha verici ve daha suskun olmak zorundadır.
Kadın üzerinden dönen bir sermaye
Sermaye sistemi, kadınların ideal kadınlığa ulaşması için çaba harcar. Bu çaba, kadını hem şekillendirir hem de sömürür. Kadının dış görünüşüne yaptığı yatırım, sistemin kârı olur. Bu yüzden tüketim döngüsü, kadınlar üzerinden sürer.
Kapitalist sistem kadını görünür olmaya zorlar. Ama erkeğe görünmezlik içinde statü kazandırır. Kadın maalesef ki her zaman sistemin hem tüketicisi hem de taşıyıcısı olmaya devam eder.
Kaynak















