2024’un sonunda Gürcistan’da ortaya çıkan insan ticareti vakası feminizm ve insan hakları konusunda dünyanın pembe gözlüklerini çıkarmasını sağladı. Çoğunluğu Tayland uyruklu göçmen kadınlar ‘’taşıyıcı anne’’ olarak ülkeye getirildi. Bu sözde iş fırsatı, pasaportlarına el konulup zorla yumurta üretimine zorlandıkları bir sömürü sisteminin paravanıydı. Kadınlara hormonlar enjekte edildi, her ay anestezi altında yumurtaları toplandı. Bu olay basit bir dolandırıcılık ya da izinsiz tıbbi işlem olarak gözükse de aslında bir kadın ticareti vakası.
Kadınlar, bedenlerinin üreme kapasitesiyle tanımlanarak ticari bir kaynağa dönüştürüldü. Kadın bedeni görünüşüyle işleviyle ve varoluşuyla sistemin her şekilde kar elde edebilmesini sağlamakla yükümlü bir nesne haline geldi. Kadınların biyolojik işlevleri bu sistemde ekonomik değerle ölçüldü.

Yumurtalıklar üzerinde kurulan bu ticari düzenin arkasında Çinli bir suç ağı olduğu söyleniyor. Ancak suç sadece tek bir örgüte ait olmamalı. Bu kadar büyük bir operasyonun bu kadar uzun süre görünmez kalması, yalnızca yasa dışı yollarla açıklanamaz. Burada aynı zamanda göçmen kadınların görünmezliğini sürdüren bir uluslararası suskunluk, etik ihmal ve denetimsizlik söz konusudur.
Gönüllülük mü, mecburiyet mi?
Bugün birçok ülkede taşıyıcı annelik ve yumurta bağışı gibi uygulamalar, “gönüllülük” adı altında pazarlanıyor. Ancak bu gönüllülük, çoğu zaman yoksulluğun, çaresizliğin ve göçmenliğin gölgesinde şekilleniyor. Kadın bedeni objeleştiriliyor, üretime zorlanıyor yada kutsallaştırılıyor ancak olduğu gibi kabul edilmiyor. Bir şekilde sistemin dayattığı sıfatlar içine kendini sığdırmak zorunda bırakılıyor.
Yumurta toplama işlemi, tıbbi olarak da ciddi riskler içeriyor. Özellikle aşırı hormon yüklemesi, over hiperstimülasyon sendromu gibi hayati sonuçlar doğurabiliyor. Kadınlar hem fiziksel hem de psikolojik olarak sistematik şekilde zedeleniyor. Ve bu süreçte ne sağlık hakları tanınıyor ne de yasal güvenceleri bulunuyor.
Kadının bedeni üzerindeki bu kontrol, yalnızca üreme üzerinden işlemiyor. Bugün kadınlar; giyimlerinden cinselliklerine, annelik rollerinden doğurganlıklarına kadar sistemin her alanında denetleniyor. Gürcistan’daki bu örnek, yalnızca bir suç değil; ataerkiyle sermaye arasındaki kirli uzlaşmanın görünür kılındığı bir durum. Mesele yalnızca bu kadınların kaç kişi olduğunda değil. Mesele, kadının yumurtalıklarının dahi hak talep edemediği bir dünyada hâlâ “rızaya dayalı seçimlerden” söz edilebilmesidir.

The Handmaid’s Tale
Bu tablo, Silvia Federici’nin kadın emeği ve bedeninin tarih boyunca nasıl kontrol altına alındığını gösterdiği Caliban ve Cadı kitabındaki temel soruyu tekrar gündeme getiriyor: Kadınların biyolojik kapasitesi neden bu kadar kolay araçsallaştırılabiliyor? Çünkü kapitalist sistemin kurulumu, kadının bedenini üretim sürecinin merkezine yerleştirerek gerçekleşti. Bugün yaşanan yalnızca bu tarihsel yapının daha küresel ve daha teknolojik yeni bir versiyonu.
Kaynaklar
Over 100 Thai women held in an egg harvesting farm in Georgia — Thai Examiner
Three women escape a shocking human trafficking ring — Freedom United
More than 100 women kept as slaves in illegal egg harvesting farm in Georgia — The New Feminist
Women Enslaved in Georgia for Human‑Egg Harvesting by Chinese Gangsters — NDTV
Inside a human egg farm: 100 Thai women rescued from shocking scam — MDLinx














