Yazar: 3:10 pm Köşe Yazıları 1 Yorum

Kadın Haklarının İlk Cesur Sesi: Olympe de Gouges

Fransa’nın devrim döneminde önemli bir yazar, oyun yazarı ve siyasi aktivist olan Gouges, hayatı boyunca özellikle kadın hakları ve köleliğin kaldırılması için çalışmalar yaptı. Gouges, kadınların toplumda eşit haklar için mücadele etme fikrini radikal bir şekilde savunan erken feminist öncülerinden biridir. “Herkes için özgürlük, eşitlik ve adalet olmalı” düşüncesi çerçevesinde ‘Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirisi’ ile kadınların da erkeklerle eşit haklara sahip olduğunu açıkça dile getirip Fransız İhtilali’nin bu eşitliği sadece erkek egemen sınıfı için uygun gördüğünü eleştirmiştir. 

Devrimin erkek merkezli hak taleplerine meydan okuyan ve karşı çıkan bu bildiri, kadının hukukta, toplumsal yaşamda, siyasette eşit bir konumda olması gerektiğini savundu. “Kadınlar doğar ve özgür kalır” diyerek, döneme göre en radikal cümlelerden birini büyük ve akılcı bir şekilde kurmuştu. Daha sonra feminist gruplar diğer ayrımcılığa maruz kalan sınıflarla birleşmeye çalışıp iş birliği yaptılar ve köleliğe karşı bir ses yükselttiler.

Sadece kadınların değil, köleleştirilen halkların da sesi olan Olympe de Gouges, köleliğe karşı kaleme aldığı eserlerinde, insanın doğuştan gelen haklarının hiçbir şekilde elinden alınamayacağını kararlılıkla savundu. Bu süreçte Rousseau’nun savunduğu “toplumsal sözleşme” fikrini düşünürsek: İnsanlar doğada özgür doğarlar, sonra toplumsal düzen için bir araya gelip özgürlüklerinden vazgeçerler. Ancak Gouges’a göre bu sözleşme en baştan kadınların iradesi yok sayılarak yapılmıştı. Kadınlar bu sözleşmenin öznesi değil nesnesi olmuştu. De Gouges, bu adaletsiz sözleşmeye ilk gerçek anlamda sesini yükseltenlerden biri oldu. O, kadınların kendi özgürlüklerini devretmediğini, kadınlardan izinsiz alınan hakların hiçbir meşruiyeti olmadığını dile getiriyordu. Bu mücadele, insan hakları kavramını sadece erkek birey üzerinden tanımlayan dar anlayışı yıkmakla ilgiliydi. Bugün, hak kavramının cinsiyetsizliği fikri bize doğal geliyorsa, bunu biraz da Gouges’ın o dönemde sorduğu cesur sorulara borçluyuz.

Gouges’ın bu mücadelesi, dönemin sömürgeci Fransa’sında büyük tepki topladı ancak cesaretiyle ilham verdi. Devrimin etkisi ve ateşi büyüdükçe Gouges’ın arkasında durduğu değerler, iktidarın gözünde tehlikeli görülmeye başladı. O dönemde iktidar için başka bir tehdit oluşturan Marie Antoinette için adil bir yargılama talebi oluşturup barışçıl çözümler önermesi Gouges’ın da iktidar tarafından hedef gösterilmesine yol açtı. 1793 yılında “karşı devrimcilik” suçlamasıyla giyotinle idam edilmesine karar verildi. Oysaki onun tek suçu, adaletin cinsiyet tanımaması gerektiğini savunmaktı.

Bugün, kadın hakları mücadelesinin geldiği durumu analiz ederken Olympe de Gouges’ın mücadelesini ve evrenselleşen mirasını unutmamamız gerekiyor. Eşitlik için yazdığı bildiriler, attığı cesur adımlar onu tarihe kaydetti. Bu yüzden hakikatin peşinden koşan Gouges’ın mücadelesini tamamlamaya ihtiyaç var. De Gouges’ın cesareti, bize özgürlük ve eşitlik mücadelesinin hiç bitmediğini hatırlatıyor. 

Visited 17 times, 1 visit(s) today
Close