Yazı Dizisi | 3. Bölüm
Kraliçe Arı’nın Ötesinde: İçimizdeki Kraliçe ArıBu içerik, “İçimizdeki Kraliçe Arı” hesabının kurucusu ve araştırmacı Elif Feza Korkmaz’ın katkılarıyla hazırlanmıştır.
Bugüne kadar yapılan araştırmalar (1970’lerden bu yana) ve bu konu hakkındaki tartışmalar, kraliçe arı davranış kalıplarını her zaman iş dünyasının en üst kademesindeki kadın yöneticiler boyutuyla ele aldı. Peki ya bu durum sadece buzdağının görünen tarafıysa?
İçimizdeki kraliçe arı
Bir kadın heyecanla bir konu hakkında konuşurken başka bir kadının, “Bu söylediklerin hiç kolay değil.” diyerek bilgisini kendisine saklaması gerektiğini söylemesi için onun patronu olması gerekmiyor. Ya da senin için önemli olan bir fikri anlatırken karşındaki kadının, “Ben senin yaşındayken…” diye başlayan cümlelerle yaşadıklarını değersizleştirmesi için patronun olması gerekmiyor.
Bazen kraliçe arımız müdürümüzken, bazen arkadaşımız, bazen komşumuz, bazen annemizdir. Ve bazen de aynaya baktığımızda gördüğümüz kadın, kraliçe arıdır. Çünkü kraliçe arı sadece tepede yaşamıyor…
Tepeden aşağıya sızan etki ve tepki
“Bu davranışa maruz kalan kadınlara ne oluyor?” diye sorarsanız… Yapılan bir deneyde, genç kadınlar kraliçe arı tutumundaki bir lidere maruz kaldıklarında, nötr davranan bir lidere kıyasla daha fazla öfke, üzüntü ve kaygı yaşadıklarını bildirdiler. Bu davranışı olumsuz karşılamasalar bile ondan olumsuz etkilendikleri ortaya çıkar. Yani sorun yalnızca fark ettiğimiz yerde değil, normal saydığımız yerde daha da büyüyor.
“Kadınlar kadınlara bunu yapıyor.” dediğimiz anda sorumluluğu kolaylıkla kadının üzerine bırakabiliriz. Ancak bir davranışın arkasında yapısal bir neden olması, o davranışın başka kadınlar üzerindeki etkisini ortadan kaldırmıyor. Aynı yaşta olmak bazen yeterli olabiliyor. Benzer bir hayat kurmak, aynı işi yapmak hatta yalnızca birbirine benzemek bile bir kadının diğer kadını tehdit olarak görmesi için yeterli olabiliyor.
İçimizdeki kraliçe arı nerede yaşıyor?
Annelikte ve kadınlık performansında
Yalnızca tek bir doğru anne, doğru kadın ve doğru eş varmış gibi, benzer kategoriler üzerinden denetlemelerin yapıldığı yerlerde ve kişilerde yaşıyor.
Aile içinde
Gelin, kayınvalide, elti, görümce hattındaki o görünmez puanlama sisteminde yaşıyor.
Kimin çocuğu daha uslu?
Kimin evi daha temiz?
Kim daha iyi yemek yapıyor?
Sosyal medyada
Bir kadının başarısını “görgüsüzlük”, özgüvenini “itici”, sınırlarını ise “kapris” diye etiketleyen yerde yaşıyor.
İş yerinde
Bildikleri bilgiyi saklayarak, “Ben çok çektim, sen de çek.” diyen dilde yaşıyor.
Akran İlişkilerinde
Çok erken yaşlarda kodlanan rekabet duygusunun, yaşlar büyüdükçe kadının kendisini yeniden değerlendirmesine ve yetersizlik duygusunu beslemesine neden olduğu yerde yaşıyor.
“O daha güzel, o daha başarılı, o daha zayıf.” denilen yerde istemsizce şu soruyu soruyoruz: Peki o öyleyse ben neyim?
Karşılaştırma, diğer kadının sahip olduklarını değerlendirmekten çıkıp kendi değerimizi ölçmeye başladığında ilişkiler değişiyor. Çünkü diğer kadının güzelliği, bunu düşünen kadına kendi güzel olmadığını düşündürüyor. Onun başarısına sevinmek yerine, kendisinin yerinde saydığı hissi ağır basıyor.

Madalyonun iki yüzü: Cümlelerin değeri
İçimizdeki kraliçe arıyı fark etmek, yalnızca başkalarının bize nasıl davrandığını görmekle ilgili değil. Bazen kendi cümlelerimize, tepkilerimize ve başka kadınlarla kurduğumuz ilişkiye de bakmayı gerektiriyor. Çünkü madalyonun bir yüzünde maruz kaldığımız davranışlar varsa diğer yüzünde bizim yeniden ürettiğimiz davranışlar var. Peki diğer yüzüne ne koyabiliriz?
Alan açmak
Dayanışma, başka kadınların yeterliliğini ve başarısını kendi varlığımıza yöneltilmiş bir tehdit olarak görmeyip onu kutlayabilmektir. Bir başka kadının başarılı olması, bizim başarımızı küçültmez. Onun güzelliği bizim güzelliğimizi eksiltmez. Onun cesareti bizim cesaretimize yer bırakmazlık etmez.
Alan açmak, her kadını koşulsuz sevmek ya da herkesle yakın arkadaş olmak anlamına gelmez. Bazen yalnızca başka bir kadının varlığını kendi değerimizin ölçüsü hâline getirmemek, onun yoluna kendi yolumuzdan bakabilmektir.
“Farklı kadın” yanılsamasını bırakmak
“Diğer kadınlar ve ben” diye ayrışarak güç kazanmaya çalışmak yerine, “biz” olabilmenin değerini fark etmek… Çünkü “Ben onlar gibi değilim.” dediğimiz her yerde, kendimizi başka kadınlardan ayırarak tanımlamaya başlıyoruz. Oysa farklı olmak, birbirimize rakip olmak zorunda olduğumuz anlamına gelmiyor.
Birbirimizden farklı olabiliriz; farklı seçimler yapabilir, farklı hayatlar kurabilir, farklı önceliklere sahip olabiliriz. Ama bu farklılıkları bir hiyerarşiye dönüştürmediğimizde, başka bir kadının kaybı üzerinden kendimize bir yer açmak zorunda kalmayız.
Fedakârlık anlatısını bozmak
“Ben bunları yaşadım, sen de yaşa.” Belki de kadınlar arasında nesilden nesile aktarılan en güçlü cümlelerden biri bu. Benden önce gelen kadınların zorlandığı yerlerden geçmek zorunda olduğumu düşünmek… Bir şeyin zor olmasıyla değerli olması arasındaki çizgiyi kaybetmek… Oysa bir kadının yaşadığı zorluk, kendisinden sonra gelen kadına bırakması gereken bir miras olmak zorunda değil.
Kendi hikâyemizi başka kadınlara tekrar ettirmek yerine, o hikâyenin nerede değişebileceğini sorabiliriz. “Ben bunu yaşadım, sen de yaşa.” yerine, “Ben bunu yaşadım, sen yaşamak zorunda değilsin.” diyebiliriz. Çünkü dayanışma, acıyı paylaşmak kadar acının aktarılmasını durdurabilmektir.
Bir kadının bizden önce yürüdüğü yolu aynen yürümek zorunda değiliz. Onun deneyiminden öğrenebilir, ama onun sınırlarını kaderimiz olarak kabul etmeyebiliriz. Belki de mesele, içimizdeki kraliçe arıyı tamamen susturmak değil. Onun ne zaman konuştuğunu fark etmek.
Başka bir kadını küçümserken, yargılarken, onun başarısından rahatsız olurken ya da bildiğimizi kendimize saklarken kendimize şu soruyu sorabilmek: “Şu anda gerçekten neyi koruyorum?”
- Kendi yerimi mi?
- Kendi değerimi mi?
- Yoksa bana yıllardır öğretilen bir rekabet düzenini mi?
Çünkü başka kadınlara alan açtığımızda kendimizden eksilmiyoruz. Tam tersine, birbirimizin varlığını tehdit olarak görmek zorunda olmadığımız bir alan yaratıyoruz. Ve belki de değişim tam burada başlıyor:
Bir kadının ışığını kısmadan kendi ışığımızı koruyabildiğimiz yerde.
Kaynakça:
- Bearman, S., Korobov, N., & Thorne, A. (2009). The fabric of internalized sexism. Journal of Integrated Social Sciences, 1(1), 10–47.
- Bearman, S., & Amrhein, M. (2014). Girls, women, and internalized sexism. In E. J. R. David (Ed.), Internalized oppression: The psychology of marginalized groups (pp. 191–225). Springer.
- Derks, B., Ellemers, N., Van Laar, C., & de Groot, K. (2011). Do sexist organizational cultures create the Queen Bee? British Journal of Social Psychology, 50(3), 519–535.
- Derks, B., Van Laar, C., & Ellemers, N. (2016). The Queen Bee phenomenon: Why women leaders distance themselves from junior women. The Leadership Quarterly, 27, 456–469.
- Faniko, K., Ellemers, N., & Derks, B. (2021). The Queen Bee phenomenon in academia 15 years after: Does it still exist, and if so, why? British Journal of Social Psychology, 60(2), 383–399.
- Fardouly, J., Diedrichs, P. C., Vartanian, L. R., & Halliwell, E. (2015). Social comparisons on social media: The impact of Facebook on young women’s body image concerns and mood. Body Image, 13, 38–45.
- Kaiser, C. R., & Spalding, K. E. (2015). Do women who succeed in male-dominated domains help other women? The moderating role of gender identification. European Journal of Social Psychology, 45(5), 599–608.
- Staines, G., Tavris, C., & Jayaratne, T. E. (1974). The queen bee syndrome. Psychology Today, 7, 55–60. Sterk, N., Meeussen, L., & Van Laar, C. (2018). Perpetuating inequality: Junior women do not see Queen Bee behavior as negative but are nonetheless negatively affected by it. Frontiers in Psych














