Yazar:• 7:44 pm• Köşe Yazıları

Üniversiteli kadın olmak: Diplomanın ötesindeki mücadele

Üniversiteye başladığımızda çoğumuz benzer hayaller kurarız. Sevdiğimiz bir bölümde okumak, kendimizi geliştirmek, mezun olmak ve kendi ayaklarımızın üzerinde durabileceğimiz bir hayat kurmak… Ancak yıllar ilerledikçe üniversite hayatının yalnızca derslerden, sınavlardan ve diplomadan ibaret olmadığını fark ederiz.

Özellikle kadınlar için üniversite yılları, eğitim hayatının yanı sıra geleceğe dair pek çok kaygıyı da beraberinde getirir. Mezuniyet yaklaştıkça zihnimizde aynı sorular dönmeye başlar: İş bulabilecek miyim? Ekonomik olarak bağımsız olabilecek miyim? Okuduğum bölümde kendime yer edinebilecek miyim? Emeklerimin karşılığını alabilecek miyim?

Geleceğe dair belirsizlikler

Bu sorular ilk bakışta tüm gençlerin ortak kaygıları gibi görünse de kadınlar için durum çoğu zaman biraz daha farklıdır. Çünkü kariyer planlaması yapılırken yalnızca ekonomik koşullar ya da iş piyasası değil, toplumsal beklentiler ve cinsiyet eşitsizlikleri de devreye girer.

Bugün üniversitelerde kadın öğrencilerin sayısı her geçen yıl artıyor. Kadınlar artık birçok bölümde ve akademik alanda daha görünür durumda. Ancak eğitimde elde edilen bu ilerleme, iş hayatında tüm engellerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Üniversite sıralarında kurulan hayaller, mezuniyet sonrasında farklı gerçeklerle karşılaşabiliyor.

İstanbul Vakfı tarafından 2026 yılında gerçekleştirilen “Üniversiteli Genç Kadınların Sesinden İstanbul” araştırması bu durumu açıkça ortaya koyuyor. Araştırmaya katılan genç kadınların yüzde 60’ı mezuniyet sonrasında İstanbul’da yaşamaya devam etmek istediğini belirtirken, yalnızca yüzde 36’sı şehirde iş bulabileceğine inanıyor. Genç kadınların gelecek planları ile iş yaşamına dair beklentileri arasındaki fark, geleceğe ilişkin belirsizliklerin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.

Başarılı olmak yetiyor mu?

Üniversite yıllarında birçok kadın yalnızca derslerine odaklanmıyor; aynı zamanda staj yapmaya, yabancı dil öğrenmeye, sertifika programlarına katılmaya ve güçlü bir özgeçmiş oluşturmaya çalışıyor. Çünkü iş hayatına hazırlanmanın artık yalnızca diploma sahibi olmaktan ibaret olmadığı düşünülüyor. Ancak tüm bu çabalara rağmen birçok genç kadın, mezuniyet sonrasında kendisini erkek meslektaşlarına kıyasla daha fazla kanıtlamak zorunda kalacağından endişe ediyor. İyi eğitim almak ve çalışkan olmak çoğu zaman yeterli görülse de kadınlar için kariyer yolculuğu her zaman eşit koşullarda başlamayabiliyor.

Cam tavan: Görünmeyen engeller

Bu noktada karşımıza sıkça duyduğumuz bir kavram çıkıyor: Cam tavan. Cam tavan, kadınların gerekli eğitim ve yetkinliklere sahip olmalarına rağmen üst düzey pozisyonlara yükselmelerini zorlaştıran görünmez engelleri ifade ediyor. Yani kadınlar eğitim alabiliyor, çalışabiliyor ve kariyer yapabiliyor ancak karar alma mekanizmalarına ve yönetici pozisyonlarına ulaşma noktasında çeşitli engellerle karşılaşabiliyor. Bu durum, üniversite sıralarında kurulan kariyer hayallerinin yalnızca bireysel çaba ile şekillenmediğini; iş hayatındaki yapısal eşitsizliklerin de önemli rol oynadığını gösteriyor.

İş hayatında eşitsizlikler devam ediyor

Kadınların iş hayatında karşılaştığı sorunlar yalnızca terfi süreçleriyle de sınırlı değil. OECD’nin Türkiye üzerine yayımladığı raporlara göre, kadınların iş gücüne katılımı artmış olsa da hâlâ önemli eşitsizlikler bulunuyor.

Araştırmalar, kadınların ücretsiz bakım emeği ve ev içi sorumlulukları erkeklere kıyasla çok daha fazla üstlendiğini ortaya koyuyor. Türkiye’de kadınlar, erkeklerden ortalama dört saat daha fazla ücretsiz ev ve bakım işi yapıyor. Çocuk bakımının birincil sorumluluğunu üstlenenlerin büyük çoğunluğunu da kadınlar oluşturuyor. Bu tablo, kariyer planlaması yapan genç kadınların neden yalnızca iş bulmayı değil, gelecekte iş ve özel yaşam dengesini de düşündüğünü açıklıyor.

İki kat sorumluluk baskısı

Toplumda hâlâ kadınlardan hem başarılı bir çalışan hem de bakım veren kişi olmalarının beklenmesi, kariyer yolculuğunu daha karmaşık hale getirebiliyor. Bir yandan iş hayatında başarılı olmak, ekonomik bağımsızlığını kazanmak ve kariyer hedeflerine ulaşmak; diğer yandan aile yaşamına ilişkin beklentileri karşılamak zorunda bırakılmak birçok kadının karşılaştığı görünmez baskılardan biri olarak öne çıkıyor. Bu nedenle üniversiteli kadın olmak yalnızca bir meslek edinmeye hazırlanmak anlamına gelmiyor. Aynı zamanda kendi hayatı üzerinde söz sahibi olabilme mücadelesini de içeriyor.

Diplomanın ötesinde bir mücadele

Belki de bu yüzden üniversiteli kadınların yaşadığı gelecek kaygısını yalnızca bireysel bir mesele olarak görmek yeterli değil. Bu kaygılar; ekonomik koşulların, toplumsal beklentilerin ve iş hayatındaki eşitsizliklerin kesiştiği bir noktada ortaya çıkıyor.

Üniversite yılları kadınlar için yalnızca akademik bir süreç değil; aynı zamanda kim olduğunu keşfetme, sesini duyurma ve gelecekte nasıl bir yaşam istediğine karar verme sürecidir. Diploma önemli bir adımdır. Ancak gerçek mesele, o diplomanın kadınlara eşit fırsatlar sunan bir geleceğin kapısını ne kadar açabildiğidir.

Kaynakça:

  • İstanbul Vakfı (2026). Üniversiteli Genç Kadınların Sesinden İstanbul Araştırması.
  • OECD (2025). Removing the Barriers to Female Labour Market Participation: OECD Economic Surveys: Türkiye 2025.
  • OECD (2025). Executive Summary: OECD Economic Surveys: Türkiye 2025.
  • OECD (2026). Türkiye Economic Snapshot.
  • Cumhuriyet (2026). “Üniversiteli Genç Kadınların Sesinden İstanbul” araştırmasının sonuçları: Gece dışarı çıkarken ek önlemler alıyorlar.
Visited 1 times, 1 visit(s) today

✨ KadınKöy Yazılarını Kaçırmayın!

Bu yazıyı beğendiyseniz, yeni yayımlanacak içeriklerimizden anında haberdar olmak için e-bültenimize katılın.

↑
Close
E-Bülten

KadınKöy Dünyasına Katılın 🌸

En güncel yazılarımız, ilham verici içeriklerimiz ve özel bültenlerimiz doğrudan e-posta kutunuza gelsin.