Bir toplantıda konuşurken sözünüzün kesildiği oldu mu? Ya da uzmanı olduğunuz bir konuda, o alanla ilgisi olmayan bir erkeğin size uzun uzun açıklama yaptığını deneyimlediniz mi? Günümüzde birçok kadının günlük hayatında karşılaştığı bu davranış biçiminin bir adı var: Mansplaining.
Son yıllarda sosyal medya, akademi ve feminist tartışmaların en çok konuşulan kavramlarından biri olan mansplaining, kadınların yalnızca kadın oldukları için daha az bilgili, daha az yetkin ve daha az güvenilir görülmesini ifade ediyor. Türkçede “erbilmişlik”, “üstten erkek açıklaması” ya da “çok bilmiş erkek” olarak çevrilen bu kavram, aslında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin gündelik hayattaki görünmez yüzlerinden biri.
“Mansplaining” kelimesi, İngilizce “man” (erkek) ve “explaining” (açıklamak) sözcüklerinin birleşiminden oluşuyor. Kavramın yaygınlaşması ise yazar Rebecca Solnit’in 2008 yılında yayımladığı “Men Explain Things to Me” adlı makalesiyle başladı. Solnit, yazısında erkeklerin kadınlara karşı geliştirdiği küçümseyici anlatım dilini ve kadınların sürekli açıklamaya maruz bırakılmasını ele alıyordu.

Görsel Kaynağı: audeliss.com
Mansplaining (Erbilmişlik) nedir?
Erbilmişlik, bir kişinin karşısındaki insanı yeterince dinlemeden, onun bilgi ve deneyimini küçümseyerek açıklama yapması anlamına geliyor. Mansplaining kavramı ile ise bu tavır özellikle erkekler tarafından kadınlara yöneltiliyor.
Buradaki temel mesele yalnızca konuşmak değil. Sorun, erkeklerin sırf erkek oldukları için fikirlerinin daha doğru ya da daha önemli kabul edilmesi. Bu nedenle mansplaining, yalnızca bireysel bir iletişim problemi değil; toplumsal güç ilişkilerinin bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Kadınların uzmanı oldukları alanlarda bile sürekli açıklanmaya maruz kalması, onların bilgi ve deneyimlerinin sistematik biçimde değersizleştirilmesine neden oluyor.
Günlük hayatta mansplaining örnekleri
Mansplaining çoğu zaman gündelik hayatın sıradan bir parçası gibi görünse de aslında oldukça yaygın bir toplumsal davranış biçimi. Futboldan siyasete, ekonomiden sanata kadar her konuda kesin yorum yapan erkek figürü artık toplumun içine işlemiş bir alışkanlık hâline geldi.
Örneğin hayatında hiç reçel yapmamış bir erkeğin yıllardır mutfakta reçel yapan bir kadına reçel yapmanın püf noktalarını anlatması… Regl sancısını hiç yaşamamış erkeklerin kadınlara regl ağrısı hakkında tavsiyeler vermesi… Kadınların uzmanlık alanlarında bile sürekli açıklanmaya maruz bırakılması… Tüm bunlar mansplaining’in en görünür örnekleri arasında yer alıyor. Buradaki temel problem, karşıdaki kadının deneyiminin dikkate alınmaması. Çünkü mansplaining yalnızca fikir belirtmek değil; aynı zamanda karşı tarafın bilgisini ikinci plana itmek anlamına geliyor.
Yardımsever cinsiyetçilik
Bazı erkekler kadınlara sürekli tavsiye verirken ya da onların yerine karar almaya çalışırken gerçekten yardım ettiklerini düşünüyor olabilir. Ancak iyi niyetli görünen bu tavırlar çoğu zaman küçümseyici bir noktaya dönüşüyor. Çünkü mesele yalnızca yardım etmek değil; kadının o işi kendi başına yapamayacağı varsayımıyla hareket etmek. İşte buna “yardımsever cinsiyetçilik” deniyor. Dışarıdan nazik görünen ama temelinde kadınları yetersiz gören bu yaklaşım, özellikle iş hayatında çok sık karşımıza çıkıyor.
Bir toplantıda proje liderliği için ilk akla gelen kişinin erkek çalışan olması, kadın çalışana “sen zorlanırsın” düşüncesiyle daha basit görevler verilmesi ya da kadınların sürekli yönlendirilmeye ihtiyaç duyduğu varsayımı bunun en görünür örneklerinden biri. Oysa burada problem açık bir ayrımcılıktan çok daha derin. Çünkü kadınların güçlü, yeterli ve karar alabilen bireyler olduğu gerçeği görünmez hâle geliyor. Erkeklerin “yardım” adı altında kurduğu bu üstten dil, zamanla kadınların iş hayatında daha az yetkin görülmesine neden oluyor.
Bugün şirketler yönetici pozisyonlarında daha fazla kadın görmek istediklerini söylüyor. Ancak kadınların yükselmesinin önündeki engeller yalnızca sayılarla ilgili değil; zihniyetle ilgili. Kadınların uzmanlığına gerçekten güvenilmediği sürece eşitlik yalnızca bir kurum politikası olarak kalıyor. Belki de önce şu soruyu sormak gerekiyor: Verilen tavsiye gerçekten destek olmak için mi, yoksa kişinin kendi otoritesini göstermek istemesi yüzünden mi ortaya çıkıyor?
Çünkü bazen en büyük destek, kadınların ne yapacağını anlatmak değil; onların zaten yapabildiğini kabul etmektir.

Görsel Kaynağı: feminisminindia.com
Mansplaining ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği
Bugün mansplaining kavramı, toplumsal cinsiyet eşitsizliği tartışmalarında önemli bir yer tutuyor. Çünkü bu davranış biçimi, erkeklerin kamusal alanda daha fazla söz hakkına sahip olduğu düşüncesini yeniden üretiyor. Kadınların konuşurken sözünün daha fazla kesilmesi, fikirlerinin daha az dikkate alınması ya da aynı düşüncenin bir erkek tarafından söylendiğinde daha değerli bulunması artık birçok araştırmanın konusu hâline gelmiş durumda.
Yale Üniversitesi bünyesinde yapılan araştırmalarda, erkeklerin güç ve statü kazandıkça daha fazla konuşma eğilimi gösterdiği ortaya konuluyor. Kadınlarda ise aynı durum gözlenmiyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, kadınların konuştuğunda “agresif”, “sert”, “histerik” ya da “fazla iddialı” olarak etiketlenme korkusu yaşaması. Bu nedenle kadınlar yalnızca fikirlerini ifade etmek için değil, fikirlerinin ciddiye alınması için de ekstra çaba harcıyor.
Bilinçsiz mansplaining ve erkek üstenciliği
Mansplaining her zaman bilinçli bir küçümseme şeklinde ortaya çıkmıyor. Birçok erkek bunu farkında olmadan yapıyor olabilir. Ancak davranışın istemsiz olması, yarattığı etkiyi değiştirmiyor.
Toplumun erkeklere yüklediği “bilme”, kadınlara yüklediği ise “susma” rolü birleştiğinde ortaya sistematik bir iletişim eşitsizliği çıkıyor. Erkeklerin daha fazla konuşmasının “özgüven”, kadınların aynı tavrının ise “agresiflik” olarak görülmesi bu kültürü besleyen en önemli nedenlerden biri. Bu durum özellikle iş hayatı, medya ve siyaset alanında daha görünür hâle geliyor. Toplantılarda kadın çalışanların fikirlerinin göz ardı edilmesi, televizyon programlarında kadın konuşmacıların sözünün daha sık kesilmesi ya da sosyal medyada kadın uzmanların daha fazla hedef alınması artık sıradanlaşmış durumda.
Mansplaining kadınları nasıl etkiliyor?
Mansplaining’in en tehlikeli yönlerinden biri zamanla normalleşmesi. Kadınlar sürekli açıklanmaya maruz kaldığında, bir noktadan sonra kendi uzmanlıklarını savunmak zorunda hissediyor. Bu durum özgüveni değil, öz şüpheyi büyütüyor.
Kadınların kamusal alanda daha az konuşmasına, fikirlerini paylaşırken daha fazla çekinmesine ve kendi bilgisini sorgulamasına neden olabiliyor. Oysa sağlıklı iletişim, bilgi yarıştırmaktan değil karşılıklı dinleme kültüründen geçiyor. Bir kadının deneyimi ve uzmanlığı, sırf kadın olduğu için ikinci plana atılmamalı.
Gerçek eşitlik dinlemekle başlıyor
Bugün mansplaining üzerine yapılan tartışmaların önemli olmasının nedeni yalnızca “çok konuşan erkekler” değil. Asıl mesele, kadınların sesinin sistematik biçimde bastırılması.
Kadınların sürekli açıklanmaya maruz kalmadan konuşabildiği, fikirlerinin bölünmeden dinlendiği ve uzmanlıklarının sorgulanmadığı bir kamusal alan yaratılmadıkça toplumsal eşitlikten söz etmek mümkün görünmüyor.
Belki de yapılması gereken ilk şey oldukça basit: Kadınları düzeltmeye çalışmadan önce gerçekten dinlemek. Çünkü bazen en büyük bilgi göstergesi konuşmak değil, susup anlamaya çalışmaktır.
Kaynakça:
Hablemitoğlu, Ş. (t.y.). Mansplaining (Açüklama ya da Erilleme). LinkedIn.
Mansplaining. (t.y.). Wikipedia.
TEDx Talks. (2018). Mansplaining and why we should stop it [Video]. YouTube.
Kapak Görseli: blog-en.learningcycle.co












