Filenin Sultanları bir şampiyonluk kazanıyor. Sosyal medya ikiye bölünüyor. Bir tarafta “Bravo, gurur duyduk!” var. Diğer tarafta ise şortun boyu, kıyafetin uygunluğu, bacakların görünürlüğü tartışılıyor. Kazanan takım sahada ama tartışma bambaşka bir yerde. Bu sahne, sporda cinsiyetçiliğin en sıradan ve en görünmez biçimi. O kadar sıradan ki artık şaşırtmıyor bile ama şaşırtmaması, sorunun geçip gittiği anlamına gelmiyor.

Görsel kaynak: tootechin.com
Performans değil, görünüm konuşuluyor
Türkiye’deki kadın sporcular üzerine yapılan araştırmalar, çarpıcı bir tabloyu ortaya koyuyor: Kadın sporcular medyada sportif performanslarından çok fiziksel görünümleri ve duygusal özellikleri üzerinden stereotipleştiriliyor. Erkek sporculara kıyasla medyada çok daha az yer buluyor ve kıyafetlerinin konuşulması kendilerini hayal kırıklığına uğratıyor.
Yeni Medya Elektronik Dergisi’nde 2026 yılında yayımlanan, Paris 2024 Olimpiyatları’ndaki Türk kadın boksörleri inceleyen araştırma da bu gerçeği doğruluyor. Türkiye’de kadın sporcuların medyada sportif kimliklerinden değil, toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden değerlendirildiği bir kez daha belgeleniyor.
Dünya Atletizm Federasyonu’nun kadın sporculara “cinsiyet testi” şartı getirmesi de bu tablonun uluslararası boyutunu gösteriyor. Erkek atletlere böyle bir şart yok ama kadın sporcu, sahaya çıkmadan önce bile cinsiyetini ispat etmek zorunda bırakılıyor. Sporun adil değerleri için bu gerekli olmalı ancak tek taraflı bir denetim olmamlı.

Spor medyasında kadın: Az görünür, çok yargılanır
Türkiye’de spor denilince akla ilk erkek futbolu geliyor. Bunun dışındaki her şey, “etrafta duyulmadıkça” var olmuyor. Sivil Sayfalar’ın aktardığı Sporda Kadın girişiminin kurucusu Esra Küçükyalçın‘ın söylediği gibi: Kadınlar erkek sporcular gibi sponsor gelirleri elde edemiyor, medyada yer bulamıyor ve spor yapmasına izin verilmeyen kadınlar hâlâ var.
Socrates Journal’da yayımlanan bir araştırma, spor basınının toplumsal cinsiyet kalıp yargılarını görsel ve söylem düzeyinde yeniden inşa ettiğini ortaya koyuyor. Kadın sporcunun başarısı “sıra dışı” olarak sunuluyor; yani norm değil, istisna. Erkek sporcunun başarısıysa olağan, beklenen, haber değeri taşıyan bir şey.
Medya, sporda kadın başarısını sıra dışı bir durum olarak tanımlamakta ve sporda kadını ikincil konuma sokan yargıları pekiştirmektedir. Bu tek bir gazete haberinin değil, onlarca yıllık bir sistemin sonucu ve sistem her tekrar ettiğinde bir sonraki nesle şunu öğretiyor: Sporcu olmak erkekler içindir. Kadın oraya misafir gelir.

Görsel kaynak: tommylife.com.tr
Kıyafet tartışmaları bir semptom
2021’de Norveçli kadın plaj hentbolcuları, bikini altı yerine şort giydiği için 1.500 Euro ceza aldı. Aynı dönemde Alman kadın jimnastikçiler mayo yerine tayt tercih etti. İkisi de aynı şeyi söylüyordu: Bizi izlerken bedenimizi değil, sporcu kimliğimizi görün.
Türkiye’de de benzer örnekler hiç eksik olmadı. Hentbolcu Merve Akpınar, şort giydiği için yaşadığı baskıları anlattığında sosyal medya gündem oldu. Bu gündem, meselenin ne kadar derine kök saldığını da gösterdi: Kadın sporcu, performansından önce kıyafetiyle var oluyor kamuoyunda.
FIFA’nın eski başkanı Sepp Blatter, kadın futbolcuların “Erkek seyirciler için daha dar şort giymesi gerektiğini” söylemişti. Bu cümle bir sapkınlığın yanında, spor dünyasının uzun yıllardır kadın sporcuya nasıl baktığını özetleyen bir itiraftı. Kadın sporcu; bir performans değil, bir gösteri nesnesi.
Türk kızı şampiyon olduğunda ne oluyor?
Paris 2024 Olimpiyatları’nda Türk kadın sporcular sahneye çıktığında sosyal medyada “Türk kızı şampiyon” söylemi öne çıktı. Bu ifade hem gurur hem de bir çelişki taşıyor: “Türk kızı” vurgusu, kadın sporcunun başarısını ulusal ve toplumsal kimlikle birleştiriyor. Yani sporcu olduğu için değil, “Türk kızı” olduğu için övülüyor. Başarı, bireysel bir performanstan çok, kolektif bir kimliğin onayına dönüşüyor.
Voleybol maçlarında Filenin Sultanları’nın Avrupa Şampiyonluğu sonrası yapılan paylaşımların yorumlarını inceleyen bir araştırma, tüm yorumların yaklaşık beşte birinin olumsuz ya da karşıt söylemler içerdiğini ortaya koyuyor. Homofobi, cinsiyetçilik, dini ve ideolojik saldırılar… Şampiyonluktan hemen sonra.

Spor sahasında eşitlik, tribünde de eşitlik
Sporda toplumsal cinsiyet eşitliği yalnızca sayılarla ölçülemiyor. Tokyo 2020 Olimpiyatları’nda sporcuların yüzde 49’u kadındı. Paris 2024’te bu oran eşitlendi ama sayılar eşitlendikçe zihniyetler de eşitleniyor mu? Bir kadın sporcu kazandığında ilk yorum kıyafeti hakkında olduğu sürece hayır.
Kadın sporcunun sahada var olması yetmiyor. Medyada da tribünde de sosyal medya yorumlarında da sporcu olarak görülmesi gerekiyor. Bedeni değil, emeği. Kıyafeti değil, antrenmanı. Cinsiyeti değil, performansı. Çünkü bir sporcu sahaya çıktığında tek bir soruyu hak ediyor: Ne kadar iyi performans gösterdi? Geri kalan her şey, sporun değil; önyargının alanı.
Kaynakça
Öztürk, Y., Köse, T., & Özcan, K. (2021). Gender differences in sports participation: A multi level analysis. Boğaziçi Journal, 35(2), 151–176.
Bendaş, K., & Kobaza, O. S. (2022). Türkiye’de kadın sporcuların yazılı basında temsili. Socrates Journal of Interdisciplinary Social Researches, 8(24), 135–151.
Altay, E. (2021, 13 Ağustos). Feminist bakış, spor alanında da yerini genişletiyor. Sivil Sayfalar.
Özek Karasu, A. (2021). Kadın sporculara sataşanların küresel biraderliği. Habertürk.
Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Kütüphanesi. (n.d.). Haberde Toplumsal Cinsiyet.
Görsel kapak: sabah.com.tr














